Mustafa Tuncer
Mustafa Tuncer
Giriş Tarihi : 25-06-2020 05:28

Göçmenler coğrafyayı imar, medeniyeti ihya eder

Tarih, insanların doğup büyüdüğü coğrafyalardan başka coğrafyalara göç etmeleri, yeni beldeleri kendilerine ve nesillerine yurt edinmelerinin örnekleriyle doludur. Bireysel göçlerden, aile göçlerine, hatta kavimlere kadar farklı ölçeklerde göçlere şahit olmuştur dünya.

Gerek geçmiş çağlarda, gerekse günümüzde gerçekleşen göçlere baktığımızda; İklim değişikliği, savaşlar, güvenlik ve gelecek endişesi, ekonomik kaygılar, hürriyetlerin kısıtlanması, dini inanç ya da siyasi görüşlerin baskı altında tutulması, soykırım, cinsiyete dayalı şiddet vb gibi birçok farklı sebebin göçlerin temel dayanakları olduğunu görmekteyiz.

Yüzyıllar önce Amerika’nın keşfi sonrası Avrupa’dan yeni kıtaya göç edenlerin sebepleri ile günümüz dünyasında yoksul coğrafyalardan gelişmiş ülkelere göç edenlerin nedenleri arasında nitelik itibariyle çok da farklılık olmadığını görmekteyiz.

Yeni bir coğrafyada yeni hayatlar kurmanın zorluğu göçmenleri dinamik kılmış, çalışkan karıncalar misali gittikleri coğrafyaları imar etmişlerdir.

Ana yurtlarından heybelerinde getirdikleri bilgileri, yetenekleri, eğitimleri, tecrübeleri ve imkânları; göçmenleri sadece yeni yurtlarını imar eden değil aynı zamanda zenginleştiren, renklendiren ve ihya eden haline getirmiştir.

İster Avrupa’dan Amerika’ya, isterse farklı coğrafyalardan Osmanlı İstanbul’una göç edenlere bakalım; keşfetme azmiyle dolu mucitleri, strateji dehası askerleri, ilim erbabı akademisyenleri, hünerli ustaları, ressamları, şairleri, filozofları görürüz. O her bir değerin, göç ettiği coğrafyanın medeniyetine nakşettiği zenginlikleri görürüz.

Güçlü medeniyetler, coğrafyalarını göçmenlere cazip kılmış, göçmenler de gittikleri medeniyetlere tüm birikimlerini aktarmıştır.

Günümüz dünyasında da durum değişmemiştir

Nobel ödülü sahibi fizikçi Albert Einstein’nin bir Alman Yahudisi olarak ABD vatandaşı olması. üç Grammy ödüllü Gloria Estefan’in Küba’da, efsanevi gitarist ve söz yazarı Carlos Santana’nin Meksika’da doğmalarına rağmen zenginliklerini Amerika’ya kazandırmaları.

1970’lerin başında Moskova’da doğan Sergey Brin Google’ı kurduğunda bundan kazançlı çıkanın Rusya değil, ABD olması.

Atina’da doğan Arianna Huffington’un göç ettiği ABD’de dünyanın en etkili yeni medya yayınlarından sorumlu, onlarca kitaba imza atmış başarılı bir gazeteci yazar olması.

Ya da Çek Cumhuriyeti’nde dünyaya gelen MADELEİNE ALBRİGHT’ın ABD’nin ilk kadın dışişleri bakanı olması.

NBA’nin gelmiş geçmiş en iyi pivotları arasında gösterilen Patrick Ewing Jamaıka’da, yine ünlü basketbolcu Tony Parker’in Belçika’da doğması ama ABD’ye göç etmeleri.

Ve dünyanın en güçlü ülkesinin başkanının eşinin, Melanie Trump’ın bir göçmen olması.

***

İş insanı, müzisyen, politikacı, sporcu; hayatın her alanından göçmenler, gittikleri ülkeye, yeni vatanlarına değer kazandırmışlardır.

Bu sebeple sosyo-ekonomik seviyenin ve yaşam kalitesi standartlarının yüksek olduğu hemen hemen hangi ülkeye bakarsak bakalım göçmenlere dönük çalışmalarının, politikalarının, göçmenleri kendi ülkelerine kazandıracak bir yol haritalarının olduğunu görürüz.

Bu ülkelerde göçmenlik rastlantısal gelişmelere bırakılmamış, konu üzerine ciddi çalışmalar yapılmış hatta bakanlıklar oluşturulmuştur.

Yine bu ülkeler göçmenlerin kendi ülkelerine katacağı ekonomik, demografik, kültürel vb. zenginliklerinden maksimum derecede faydalanabilmek için, entegrasyonun stratejilerini belirlemişlerdir.

Göçmenlerin farklılıklarını, kültürel kimlik ve birikimlerini baskı yoluyla asimile etmek yerine onları hâkim sistemin bütünleştirici parçası olarak entegre edebilen ülkeler ekonomik ve sosyal anlamda kazançlı çıkmışlardır.

Bu entegrasyon devlet kurumlarının çabaları kadar sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarıyla da olmuştur.

Gelişmiş ülkelerde göç ve göçmenlik konusu, ekonomik ve sosyo-kültürel kazanımları perspektifinden ele alınırken ülkemizde bu durum öncelikli insanı dram boyutuyla ele alınmıştır.

Başta Suriyeliler olmak üzere, mazlum ülke halkların zorla göç ettirilmeleri ya da göçe mahkûm edilmeleri, Ege ve Akdeniz’de yaşanan göçmen dramları; göç konusunu, ülkemizde barınma, ısınma, beslenme vb. gibi yaşamsal temel ihtiyaçların karşılanmasına hapsetmiştir.

Göç ve göçmenliğin salt insanı yardım ya da temel ihtiyaçların giderilmesi perspektifinden okunması, süreç içerisinde göçmenlerin de sırtta taşınan bir kambur olarak görülmesine kapı aralamaktadır.

Bunda Suriyelilerin statüsünün ne olduğu ile ilgili kafa karışıklığının da rolü büyük şüphesiz. Misafir, sığınmacı, göçmen gibi birbirinden farklı terimlerle izah edilmeye çalışılan koca bir kitleden bahsediyoruz.

Müzisyen, doktor, ressam, sporcu, bilim insanı, iş insanı, marangoz, çiftçi, mühendis; aslında bambaşka bir dünya var bu kitlede.

Belki vatanlarından zorla koparıldılar, ama yeni vatanlarına katabilecekleri çok şeyleri var. Bu insanlar birikimleriyle geldiler, birikimleriyle bu ülkeye değer katabilirler. Aralarından çıkacak dehalarla bu ülkenin bayrağını başka diyarlarda dalgalandırabilirler. Kendi kurtuluşlarının ve mutlu geleceklerini, bu ülkenin geleceğine bağlı olduğunu gördüklerinde hem kendileri hem de ülkemiz kazanacaktır.

Eğer biz göçmenlik hakikatini “sığınmacı” iğretiliğinden kurtarıp “yeni vatan” perspektifi ile işleyebilirsek.

O vakit dünün sığınmacılarını coğrafyayı imar ve medeniyeti ihya etmenin bir parçası haline getirebiliriz.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA