Mustafa Tuncer
Mustafa Tuncer
Giriş Tarihi : 03-10-2020 19:30

ABD siyasetinin tıkanmışlığı ve seviyesizliği

21. yüzyılda sosyal medyanın geldiği nokta itibariyle televizyon tartışmalarının seçmen üzerinde ne kadar etkisi olup olmadığı tartışması bir tarafa, geleneksel olarak televizyon tartışması, ABD’de başkan adayları için bir iş mülâkatıdır. Yani, işe başvuru yapan adaylar, patronun, yani halkın karşısına geçerek kozlarını paylaşır ve televizyon programı da bu işe alınma sürecinin bir nevi mülâkatıdır.

Bu tarihî iş mülâkatlarından sonuncusuna geçtiğimiz hafta hep beraber şahitlik ettik.

Halka hizmet işine talip olan Trump ve Biden’in iş mülâkatı.

ABD’de televizyon reytinglerini takip eden Nielsen kurumuna göre, yaklaşık 73 milyon kişi tarafından canlı olarak takip edilen Trump-Biden’in ilk düellosu, tartışma programlarına olan ilgiyi ve bu tartışma programlarının, seçmen üzerindeki etkisinin sandığa yansıması adına hâlâ etkisini gösterdiğini ortaya koyuyor.

John F. Kennedy ve Richard Nixon, 7 Ekim 1960’da ilk kez televizyon programında karşı karşıya geldiğinde, Kennedy, sözlerine şu şekilde başlamıştı:

“1860 seçimlerinde Abraham Lincoln, gerçek soru bu ülke yarı köle yarı özgür olabilir mi, diye sormuştu. Bu seçimde ise, dünya yarı köle yarı özgür olabilir mi, bunu tartışıyoruz. Dünya özgürlük yoluna mı girecek, yoksa kölelik yöntemini mi seçecek?”.

O dönemin tartışmalarının odağında; ABD’nin misyonu doğrultusunda dünyaya özgürlük sunmak için mücadele etmesi ve bu mücadelenin en iyi Kennedy mi yoksa rakibi Nixon tarafından mı yapılacağı bulunuyordu.

Geçtiğimiz hafta 74 yaşındaki Trump ve 77 yaşındaki Joe Biden arasında Ohio’da yapılan ilk TV tartışması ise ABD’nin 1960’lardan bugüne geldiği noktayı gösteriyor. İlk yirmi dakikası adeta kontrolden çıkan programda, Biden’in ”Sayın Başkanım” şeklinde başlayan cümlelerinin, Trump’ın kendisine yaptığı müdahaleler sonrasında “Çeneni bir kapatacak mısın?”a evrildiğini hep beraber izledik. Özellikle moderatörün kontrolde zorlandığı tartışma, birçok yönüyle karşı karşıya kalınan sosyal gerilmenin, siyasal tıkanmışlığın ve karşılıklı tahammül gücünün seviyesinin ne halde olduğu konusunu gözler önüne serdi.

Bunun yansıması olarak ABD’de en fazla tartışılan konu, ABD’nin evdeki kavgasının sokağa taşarak komşulara ulaşması ve bunun ülkenin karizmasına vurulan bir darbe olarak görülmesiydi. Karşılıklı tahammülsüzlüğün geldiği nokta, kendisini adeta demokrasinin uluslararası elçisi olarak tanıtan ABD’nin küresel karizmasını da yıkan bir görüntü ortaya koydu.

Vaktiyle Kennedy ve Nixon’un ulusal sorunları ‘bipartizan’, yani parti ötesi anlayışla tartıştıkları dönemden; Trump-Biden’in sadece kendi seçmenlerine hitap ederek seçimi kör bir kavgaya dönüştürdüğü zamanlara geldik. ABD’de gerek sağın, gerekse solun radikalleşmesi, Trump’ın aşırı sağ grupları kınamak yerine, bu grupların Antifa gibi aşırı sol örgütlere karşı bir denge olduğuna gönderme yapması ve “Geri adım atın! Ama pozisyonunuzu koruyun”, şeklinde hitabı akıllara kazındı. Buna karşı Biden’in,  Antifa gibi gerektiğinde çok rahat şiddet olaylarına karışan, hatta Suriye’deki YPG’ye silahlı desteğe gidecek kadar radikalleşen bir örgütü kınamaktan kaçınması ise bizlere, ABD’de tarafların saflarını kendi içlerinde sıkılaştırırken, karşı tarafla da mesafesini arttırdığını göstermiş oldu. Trump-Biden tartışması, daha doğru bir kelimeyle tarif edilecekse münakaşası, toplumsal gerilim adına sadece önemli bir gösterge olmakla kalmadı, aynı zamanda bu gerilim seviyesini belirleme adına bir parametre görevi de üstlendi.

Gelinen noktada ABD siyaseti, siyasal tansiyon üzerinden oluşan safların ve kamplaşmaların rantı üzerinden siyasal beklenti umacak büyük bir çaresizlik içersinde.

Washington Post gazetesi, ABD Başkanlık seçimlerine haftalar kala sunduğu bir haberde, FBI ve Adalet Bakanlığı’nın seçimden sonra yaşanacak olası sosyal çatışmalara karşı hazırlık yaptığını bildirmişti. Normalde bu tür güvenlik önlemlerinin alınması olağan, lâkin dört yıllık bir Donald Trump iktidarına karşı muhaliflerin sosyal medya, basın ve sokak hareketleri üzerinden koyduğu tepkilere ve her iki adayın da geçtiğimiz hafta yaptıkları düellodaki üslûplarına baktığımızda, Amerikalı kurumların seçim sonrası olası karışıklıklar için telaşlanmalarının hiç de yersiz olmadığını görüyoruz.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA