Mustafa Tuncer
Mustafa Tuncer
Giriş Tarihi : 21-11-2020 02:01
Güncelleme : 21-11-2020 02:01

Halk İktidara Değil İktidar Halka Ram Olsun

İnsanoğlu neyi koyarsa merkeze, onun çevresinde şekillendirir  örfü, adeti, ilişkileri ve devleti.

İnsanın, hayatın merkezine kendi elleriyle yaptığını yerleştirmesi; yonttuğu odunu, işlediği taşı, büktüğü metali, kurduğu şirketi ya da devleti; etrafında pervane gibi dönülecek temel olarak belirlemesi, hem şerefine sürülmüş lekedir hem de eşrefi mahlukat olanın ahdine ihanetidir.

İnsanın mutluluğu, refahı ve saadetini önceleyen tüm anlayışlar, dünyaya ait meseleleri irdeleyip, sorunlara çözüm üretirken “insana faydası ve katkısı” perspektifi ile hareket etmiş, insanı ikinci plana atan her türlü yaklaşımı kerih görmüştür.

Üretim tüketim ilişkilerinde temel faydayı, her ne suretle olursa olsun sermayenin menfaati perspektifi ile çalıştıran kapitalist anlayış, insanı “kapital”in varlığını sürdürmesi için bir dolgu maddesi olarak görmüştür. O kadar ki insan sıhhatini dahi üretim-tüketim dengesinden değerlendirmiştir. “Verem olmak üretimi düşürür” sözleriyle vurgulanan, tükettiği ölçüde kıymetli, ürettiği müddetçe de faydalı görülen insan, sermayenin mutluluğu için her türlü vahşetin, katlin kurbanı olmuştur.

Öznesine insanı koymayan yaklaşımlar, ideallerine ulaşmak için o kutsal varlığı, nesnesi haline dönüştürmüştür. İnsanının can, mal, nesil, fikir hürriyeti ve bağımsızlığı temeldir. Lakin yine aynı insanoğlu kendine hak olarak gördüğünü, diğer insana lütuf olarak görebilmiştir.

Sırf rengi kendisi gibi olmadığı için, dili diline, dini dinine, cinsi cinsine, siyasi görüşü, kendisininkine benzemediği için, ötekini yok sayan, hatta yok eden yine aynı insanoğlu olmuştur.

İnsanın bir diğerinin kurdu olmaması, farklılıklarıyla bir arada yaşayabilmesinin güvence altına alınabilmesi için, bir konsensüs oluşturulmuş ve adına devlet denmiş. Bir anlamda bir arada yaşayabilme konsensüsüdür devlet. Eşit hak ve fırsatlara sahip olunabilmenin ete kemiğe bürünen kurumsallaşmış halidir devlet. Devlet bir organizasyonur. Amacı insanın refahı ve bekası olan bir organizasyon. Bu organizasyonun en temel uzlaşmasına da anayasa diyoruz. Sınırsız özgürlük ve taleplerin; her bir bireye eşit verilmesi adına, sınırlandırılması metnidir anayasa. Anaysalar bu bağlamda ne kadar farklı kesimlerin ortak uzlaşışı içinde hazırlanırsa hak ve özgürlüklerin muhafazası anlamında da o kadar kapsayıcı, kuşatıcı ve kabul edilebilir olur.

Kuşatıcı uzlaşmayla kabul edilmiş anayasaya sahip olan devletler de, insanlar için o derece yaşanılabilir coğrafyalar haline gelir.

Gerek ortak uzlaşı metni olan anayasanın, gerekse bu uzlaşıya göre hayatı organize eden devletin ortak niyeti, hedefi, amacı, gayesi insanın mutluluğudur. Bu olmalıdır, bunu gaye edinmeyen devletlerin, vatandaşlarına mutluluk yerine kederi, refah yerine sefaleti, özgürlük yerine esareti reva gördüklerine tarih defalarca şahid olmuştur.

İktidar erkleri devletin halka sunacağı refah, mutluluk ve saadetin uygulayıcılarıdırlar. Demokratik devletlerde iktidar, halk tarafından belirli bir süre için belirlenir ve belirlenmiş süre içerisinde halk, iktidardan kendisine hizmet etmesini bekler.

İktidar, anayasal çerçevede her bir bireyin temel hak ve hürriyetlerini koruma ve kollamada, bireylerin fikir ve ifade özgürlüklerini, örgütlenebilme, eleştirebilme, itraz edebilme haklarını uygulayabilecekleri ortam ve imkanı sunmakta bir hizmetkardır. 

Demokrasinin tüm kurumlarıyla işlediği, ortak uzlaşı ile oluştururlmuş anayasanın olduğu, rahmetli Erbakan’ın ifadesiyle “Garson Devlet”in halkına hizmetkar olduğu devletlerdir bunlar.

Bu devletlerde İktidara yetki emri halk tarafından verilir, halk tarafından alınır. Bu yüzden iktidar halkına ram olur, halkın tercihlerine boyun eğer.

Merkezine insanı koymayan iktidarlar ise, halkını nesne, kendini özne kabul eder.

Pratiğini halkın değil, iktidarının bekasına göre şekillendirir, garson olup hizmet etmesi gereken halkına “patron” olup emir vermeye, bireyi kendine ram ettirmeye çalışır.

Adil demokratik bir düzenin varoluşsal mücadelesi, biraz da İnsan’ın merkeze neyi koyması gerektiğinin mücadelesidir.

Kimin neye “ram” olacağının, kimin “garson”, kimin “patron” olacağının mücadelesidir.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA