Mustafa Tuncer
Mustafa Tuncer
Giriş Tarihi : 23-11-2020 20:00

YPG’den Kıbrıs’a Washington-Ankara ilişkilerinde Dejavu

Ocak ayında başkanlık görevini devralması beklenen Joe Biden’ın kabine çalışmalarında en dikkat çeken isimlerden birisi, New York ve Paris’te büyümüş, Columbia ve Harvard Üniversitelerinde hukuk eğitimi almış, Dışişleri Bakanlığı kariyerine Clinton döneminde başlayıp Obama döneminde Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini yürütmüş olan 58 yasındaki Antony Blinken.

Biden ve Blinken’in ilişkisi, Obama döneminde başlamıyor. Blinken, Biden’ın yaklaşık yirmi sene önce Senato Dışişleri Komitesi’nde görev yaptığı zamanda da danışmanlığını yaptı. Yani uzun zamandan beri Biden’ın birlikte çalışıp güvendiği bir isim. Blinken’in bir diğer özelliği de, dedesinin Nazi kamplarında tutsak kalıp buradan kurtulmayı başaran isimlerden birisi olması.

Blinken’in Biden döneminde ABD’nin en üst düzey diplomatı olması durumunda; Washington dış politikasının, dört yıllık Trump döneminde Dışişleri Bakanlığı görevini yapan Tillerson ve Pompeo döneminden farklı bir sürece gireceği bekleniyor.

ABD’nin artık dış politikada kaçınılmaz olan önceliği, Çin. Fakat Biden yönetiminde Blinken’in Çin’e karşı Trump yönetiminden farklı olarak uluslararası bir koalisyon kurması bekleniyor.

Trump döneminde  “önce Amerika” söylemiyle ABD’nin self-izolasyona giderek uluslararası bir çok anlaşmadan çekildiğini hatırlayalım. Orta menzilli nükleer kuvvetler anlaşmasından Paris İklim Anlaşmasına, Trans-Pasifik Ticaret Anlaşmasından İran’la yapılan nükleer anlaşmaya, Singapur Anlaşmasından BM İnsan Hakları Komitesine kadar Trump yönetiminin çekildiği ve çekilme tehdidinde bulunduğu birçok uluslararası anlaşma var.  Tüm bu gelişmelerde Amerikan dış politikaları, alışılmışın dışında tek adam yönlendirmeleriyle şekillendirilmişti. 

Yeni başkan Biden döneminde ise, Trump’ın Beyaz Saray’ın diplomasiyi tekeline alarak diğer ülke liderleriyle birebir ilişki geliştirdiği sürecin aksine, Beyaz Saray’ın tekrar uluslararası diplomasiyi Dışişleri Bakanlığına teslim etmesi bekleniyor. Malum, Trump döneminde Washington’da özellikle Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon, ziyadesiyle Beyaz Saray’ın gölgesinde kalıyordu.

Çin konusu elbette önemli; fakat Blinken sürecinin Türkiye için ve bölge için doğrudan neler sunacağı, yoğunlaşmamız gereken bir konu.

Trump’ın bir süre Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapan John Bolton’ın, işine son verilmesi sonrası yayınladığı kitabında, Trump’ın “Kürtleri sevmediğini” kaleme almış, kendisine doğrudan iki defa bunu söylediğini itiraf etmişti. Kaldı ki Trump, Suriye’den ABD askerlerini defalarca çekmek istediğini belirtmiş, buna karşı ise özellikle Pentagon ve Washington’daki Demokrat kesim böyle bir hamlenin, ABD’nin bölgedeki taşeron örgütlerini yalnızlaştıracağını dile getirmişlerdi.

Blinken döneminde ise Washington’un özellikle Suriye’deki taşeron örgütlerinden YPG ile ilişkisini arttırması ve hem sahada hem de söylem olarak desteğini göstermesi mümkün.

ABD’nin 2010 ve 2012 yıllarında Irak Büyükelçiliği görevini yapan James Jeffrey, Biden’ın, ABD askerlerinin Irak işgali ardından geri çekilme sürecinde, Irak’ı 24 defa ziyaret ettiğini belirtmişti. Yani, Biden’ın doğrudan orada kurduğu kişisel bir network var ve bu network, yoğunluk olarak Talabani ve Barzani dönemlerinin mirası. Bu süreç içerisinde de Biden’ın danışmanlığını yapan Blinken’in bu süreçleri yakından takip ettiği ve bu ilişkilerin bizzat içinde olduğunu rahatlıkla belirtebiliriz. Nitekim, Trump’ın Suriye’den askerleri çekmeyi açıkladığı süreçte, yani 2017 yılında Blinken, New York Times gazetesinde kaleme aldığı yazıda, DEAŞ’a karşı YPG’nin silahlandırılmaya devam edilerek sahip çıkılması gerektiğini belirtmişti.

Diğer dikkat çeken bir nokta ise, Türkiye için önemli bir konu olan Kıbrıs meselesi. Blinken, Başkanlık seçimleri kampanya sürecinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs için iki devletli çözüm önerisine karşı sosyal medya hesabı Twitter üzerinden bir paylaşım yaparak Kıbrıs konusundaki pozisyonunu dile getirmişti. Blinken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki devletli çözüm arayışını üzüntüyle karşıladıklarını dile getirerek, Biden’ın Kıbrıs’ın tek bir bütünlük içinde olması gerektiği yönündeki politikasını paylaşmış ve Kıbrıs adasında ortak bir federasyon kurulması gerektiğini belirtmişti.

Kıbrıs konusu, özellikle enerji savaşında önemli bir nokta haline gelen Akdeniz’de Ankara-Washington arasında önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor olacak.

Trump döneminde Türkiye dahil çok sayıda ülkenin en büyük konfor alanlarından birisi, Washington’ın kendi başının çaresine bakarken, diğer ülkelere söylem ve siyasi olarak fazla müdahil olmamasıydı. Bu, daha önceki Washington yönetimlerinin aksine, Trump döneminin politikasıydı. Fakat Biden döneminde, Dışişleri Bakanlığının günlük açıklamaları, Pentagon’un sahadaki gücünü diplomatik alana da taşıyarak söylem üretme çabalarına tekrar şahit olacağımız bir sürece giriyoruz.

Bu da doğal olarak Türkiye-ABD ilişkilerinde ‘biz bu filmi görmüştük’ dejavusu yaşatacağa benziyor.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA