Feyzullah Aydoğan
Feyzullah Aydoğan
Giriş Tarihi : 06-12-2020 20:21
Güncelleme : 06-12-2020 20:29

Türkiye'nin İhtiyacı

İktidar partisindeki motivasyon düşüklüğü, can sıkıcı ekonomik veriler, artan işsizlik, terör, bir türlü rayında gitmeyen bölgemizi ve ülkemizi doğrudan ilgilendiren olumsuz dış gelişmelerin boğduğu siyasi atmosferde yapılan anayasa değişikliği ile gelen CB Hükümet Sistemi ve geçen iki yıllık uygulamalardaki ‘tek adam’lık bir sistemin oluşturduğu endişeler, hem muhafazakâr kesimde hem de diğer kesimlerde gizlenmeden açıkça dile getiriliyor.

Jeopolitik konumu ve tarihi misyonu itibariyle Türkiye’nin ihtiyacı ‘güçlü devlet’ olması gerekirken Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en uzun dönem tek başına iktidar olma fırsatı bulmuş olanların devleti güçlendirmek yerine kendi konumlarını güçlendirerek ‘güçlü lider’ sistemini getirmiş olmaları neticesinde ‘endişelerin’ artmış olmasında, ortaya konan uygulamaların etkili olduğu düşüncesinde elbette gerçeklik payı vardır.

Büyük devletlerin aksine kabile devletlerinin kurum ve kuruluşları haliyle güç ve etkinlikten yoksun oldukları için güçlü liderle bu durumu aşmaya çalışma çabaları gerçekçi görülebilir. Ancak garantisi de yoktur. Tarihi misyonu, jeopolitik konumu ve seksen beş milyonluk nüfusa sahip bir Türkiye; kurum ve kuruluşlarıyla, güçlü ekonomisi, caydırıcı savunması, küresel etkilerle rekabet edebilen üretim gücü, bölgesel ve küresel kurumlarda kendi mefhumlarıyla öncülük eden alternatif ve de dengeleyici özgün oluşumlarıyla lider devlet olma ihtiyacı CB Hükümet Sistemiyle zora sokulmuş oldu. Bu beliren ihtiyaçları temin etmek yerine şekli ve sistem değişiklikleriyle bir kişiye bağlı kılmak; kurumları çalıştırmamak veya devlet tecrübesini kullanmamak, ülkeyi güçlendirmemiş bilakis riskleri ve endişeleri artırmıştır.

Özellikle ekonomik, dış politika ve adalet konusunda sıkıntılar her geçen gün artıyor. Ekonomi politikalarındaki başarısızlığın dış politikaya da bağlı olduğu, yüksek ihracat yapılan ülkelerle oluşan sıkıntıların ihracatımızın düşmesine de yansımış olduğunu TİM raporlarında görüyoruz. Eriyen döviz rezervlerinin ve döviz cinsinden borçlanmanın getirdiği yükün altından kalkabilmek için yapılan şekli açıklamaların bir karşılık bulmadığı ve bulamayacağı da açıktır. Çünkü hukuki ve yapısal bazı düzenlemelerin yapılması ile güven ortamı oluşması gerekir. Bu da anlayış ve politika değişikliği ile mümkündür.

Getirilen bu sistemle ‘askeri ve bürokratik vesayetlerin kalkacağı, koalisyonlu dönemlerin biteceği, istikrarlı bir dönem geleceği’ iddialı bir şekilde ifade edilmişti. Sonuçta açık bir protokol ile belli olmayan çoklu ortaklı bir muğlak oluşumun etkili ‘iktidar ortağı’ haline gelmiş olması nasıl izah edilebilir? Getirilen sistem içerisindeki iktidar erkine dokunulmazlık, hesap vermezlik, meclisi fesih edebilmesi, mecliste tartışılmadan görüşülmeden CB’nın KHK ile yasa yapıyor olması ve bütçe yapması, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın olağan üstü hal ilan edebilmesi, erken seçim kararı alabilmesi gibi yetkiler verilmişti. Bu yetkilerin çoğunun kullanılıyor olmasından kaynaklı sorunların sonuçlarını dahi tartışamıyor olmamız yakın gelecekte oluşması ihtimal yeni sıkıntıların da habercisidir.

İktidar bugüne kadar sadece politik açıdan sandıkta hesap verebilirliği ön plana çıkarmış, İdari ve Hukuki açıdan “hesap verebilirliği” yani “denetimi” devre dışa bırakarak “Hukuk Devleti” ilkesinin de ön şartı olan "İdari ve Hukuki Denetim" mekanizmalarından kurtulabilmek için tüm yargı sistemini yeniden yapılandırmıştır. Böylece Hukuk Devleti değil "parti devleti" oluşturmuş oldu. Adalet talebi olanlar hukuka değil partiye gitmek durumunda kalmaktadır.

Adalet, Denetim, Yasama ve İcra’nın tek elden yürütülmesinin mümkün olmadığının ve olamayacağının bugün görülmüş olması bir bakıma çözüm için de bir adım atılmasının fırsatını doğurmuştur. Ülkede bulunan siyasilerin, üniversitelerin ve sivil toplum temsilcilerinin iktidar yetkilileriyle aynı masa etrafında bir araya gelebilme, meseleleri enine boyuna tartışabilme ve çözüm ortaya koyabilme kabiliyetini yeniden kazanmalıdır. Bunun tek şartı vardır; o da karşılıklı iyi niyetli yaklaşımdır.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA