Adil düzene ram ol

Abone Ol

Bir toplumda ahlak çok önemlidir. Onun için Peygamberimiz: “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmuştur. Ahlak huydur, insanın iyi veya fena tavır ve hareketlerini gösterir, düzeni sağlar. Ahlakın olmadığı yerde kanunlar hiçbir şey yapamaz. Nitekim kanunların yasak etmediğini, ahlak yani hayâ kontrol altına alır.

Bu meyanda Hâkim Abdülmecid Belli der ki: “Tarihin şahadeti ile sabittir ki, ahlakın bulunmadığı yerde kanunlar tam manasıyla uygulanamaz. Ve devlet icraatında başarılı olamaz.” Ahlakın hâkim olduğu toplumlarda, gayrı meşru olanlar buharlaşır. Ahlaklı olmanın temel şartı, Allah korkusudur. Zaten hayat, Allah korkusuyla ve İslam ahlakını yaşamakla güzelleşir. Çünkü ahlak ölçülerinin en büyük kaynağı dindir. Milli ahlakın olgunluğu da hak dinine tabi olmakla sağlanır.

Ama bu değerlendirmelerin ahmak ve aptallar tarafından algılanması son derece zordur. Çünkü ahmak adamın iki önemli özelliği vardır. Ehliyetsiz insanlarla arkadaşlık yapar, nefsine de düşkündür. “Aptallığın en büyüğü övmede ve yermede aşırılığa kaçmaktır.” (Hz. Ali)

Onun için her meslekte önce ehliyete önem verilmeli, ahmak ve aptal olanlara görev verilmemelidir. Aksi halde toplumda problemler ziyadeleşir. Toplumda gerilmeler baş gösterir. Adam kayırma prim yapmaya başlar. Nitekim Hz. Ömer der ki: “Ahmak kimse ile arkadaşlıktan sakının, şüphesiz o bazen faydalı olmak isterken zarar verebilir. O zaman da düğümler çözülemez. Bir atasözümüzde de: “Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır” denerek, konunun önemine dikkat çekilir.

Ama günümüz siyasetinde yalakalara, aptallara daha çok görev verildiğini görüyoruz. Onun için çözüm yerine, meselelerimiz yığılmakta, bezginlikler ziyadeleşmektedir. Görevlendirmelerde partidaşlık, karındaşlık öncelik taşımaktadır.

Unutmamak gerekir ki; aile yuvası akıllı insanlardan oluşturulursa, ahmak ve aptal olanlara öncelik tanınmazsa, o ailenin meydana getirdiği toplum nefeslenir. Zira aile yuvası toplum düzeninin temeli, ruh ve ahlak sağlığının merkezidir. Ailede öncelik verilmemesi gereken ahmak ve aptallara, toplumun yönetici kadrolarında da evleviyetle yer verilmemesi gerekir. Çünkü ahmak ve aptallar nasihatten anlamaz, bildiğini okur. Onun için de toplumlar ilerleyemez.

Aptallar akıllılardan öğrenmek istemezler ama akıllı olanlar ahmaklardan ve aptallardan ağzı açılmamış çok şey öğrenirler. Zira ahmak ve aptallar hinlik yapmasını bilmez, kolayca dökülürler. Sır saklayamazlar, durmadan, düşünmeden konuşur, böylece açık verirler. Budalayı, ahmak ve aptalı söylet, şahide lüzum kalmaz denir.

Dönemimizde, maalesef akli melekeler kaybolmuşçasına, akıllı, birikimli insanlardan, siyasi dehası olanlardan uzaklaşılmakta, cahil-cühela ile meseleler çözülmeye çalışılmaktadır. Milletvekilliği seçimlerinde ehliyet değil, biat esas kabul edilmektedir. Onun için seçilenler, her konuda kendilerini Meclise taşıyan gücün gözüne bakmakta, kendi iradesiyle asla hareket edemez durumdadır.

Bu hal, son derece üzücüdür. Maalesef milletin seçtiği milletvekillerinin kahır ekseriyeti bu durumdadır. Çünkü bunların bir bölümü biat etmiş durumda olup, şahsiyetleri de siliktir. Bunu bizler de ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn görmekteyiz. Esef içinde vahlanıp durmaktayız. Onun için milletin vekili olmayan veya öyle davrananlara, fahiş oranlarda maaş zammına gidilmesi, büyük haksızlıktır.

Bir araştırmaya göre, ülkemizde maalesef:

· Kitap okuma oranı % 1,

· Sanat etkinliklerine katılım % 1,

· Gazete okuma oranı % 0.3,

· Müze dolaşma oranı % 0.1,

· TV izleme oranı % 78,

· Dizi izleme oranı % 37,

· Belgesel izleme oranı % 1,

· Haber izleme oranı % 32,

· Evlilik programı izleme oranı % 76.1,

· Kültür sanat haberlerine ilgi % 0.01,

· Siyasi haberlere ilgi % 39,

· Dini haberlere ilgi % 78,

· Pornografiye ilgi % 80,

· Halkın borçluluk oranı % 78.3’tür.

Toplumun bu hale gelmesinin tek sorumlusu iktidarlardır. Hz. Ali buyuruyor ki: “Hak edene haddini bildirmek, fakiri giydirmek kadar sevaptır.” Yani beceriksiz iktidarları tenkit etmek, vatandaşın en tabii hakkıdır.

Boşuna dememişler, isteyen çaresini, istemeyen de bahanesini bulurmuş diye. Ama suçun büyüğü bizde… Mum kadar ışığı olmayan insanları güneş yerine koyan bizleriz. Taassupkârane siyaset bezirgânlığı yapan da bizleriz. Maalesef hâlâ akıllanmış durumda değiliz. Hâlâ serapta su arama ahmaklığını sürdürmekteyiz.

Devlet adamı diye konuşanlar, yaptığı yol ve köprülerle, limanlarla, otoban yollarla övünmez, tam aksi köprü, liman ve yollar ücretsiz olduğunda övünür. Ayrıca açtığı üniversite sayısı ile övünmez. Mezun olan gençlere sağlanan iş imkânı ile övünür. İktidarlar yoksulluğu, ahlaksızlığı ortadan kaldırmakla ve adaletli gelir dağılımıyla övünmelidir. Alıştırılmış papağan gibi konuşanların muktedir olması zordur. Nitekim iktidar dirayet ister, birikim ister, tecrübe ister, her konuda ehliyete ve adalete teslimiyet ister. Asla tahakküme başvurmaz.

Sonuç olarak merhum Mehmet Akif’in dediği gibi:

Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak;

Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak.

Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez;

Yular takıp seni bir kimsecikler sürükleyemez.

Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;

Küfür savurma boyun kestiğim semercilere.

Onun için ayağa kalk, ‘Adil Düzen’e ram ol…

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 05.02.2026