Karşılıklı husumet diliyle değil, tamamen bir kardeşlik, sorumluluk ve ahiret bilinciyle açıklama yaptıklarını vurgulayan Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, bireylerden yöneticilere kadar herkesin üzerine düşen tarihi ve dini yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi. Açıklamasına Kur'an- ı Kerim surelerinden Hucurât Suresi’nin “Müminler ancak kardeştirler” ayetini hatırlatarak başlayan AGD Konya Şube Başkanı Kara, kardeşlik hukukunun pasif bir duruş olmadığını belirtti. Kardeşliğin birbirinin derdiyle dertlenmek, iyiliğini istemek ve yanlışlar karşısında birbirini yalnız bırakmamak anlamına geldiğini ifade eden Durmuş Ali Kara, "Bugün söylediklerimiz; birilerini mahkûm etmek, insanların niyetlerini sorgulamak veya kendimizi üstün görmek için değildir. Kardeşlerimizin ve yöneticilerimizin iyiliğini istediğimiz, kendi ahiret hesabımızdan endişe ettiğimiz için bu hatırlatmayı yapıyoruz" ifadelerini kullandı.
'Müslümanın vicdanı coğrafi sınırlarla kayıtlı olamaz'
Kişisel ibadetlerin eda edilmesinin toplumsal ve küresel sorumlulukları ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Durmuş Ali Kara, dünyadaki zulümler karşısında sessiz kalınamayacağını belirtti. Kara, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü: "Müslüman; kendi namazını kılması, orucunu tutması ve şahsi ibadetlerini yerine getirmesiyle bütün sorumluluğunu tamamladığını düşünemez. Kardeşlerinin uğradığı zulüm, haksızlık, açlık, sürgün ve çaresizlik karşısında; imkânı nispetinde dertlenmek, düşünmek ve üzerine düşeni yapmak zorundadır. Mesele yalnızca başkasının ne yaptığı değil, bizim Rabbimizin huzuruna hangi tavırla çıkacağımızdır. Zulme uğrayanlar, evlerinden sürülenler, aç bırakılanlar ve öldürülen çocuklar söz konusu olduğunda; Müslümanın vicdanı coğrafi sınırlarla kayıtlı olamaz. Filistin başta olmak üzere, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan acılar sadece seyredilecek birer haber değildir."
'Elinizde imkan varsa bu imkanın hesabı da vardır'
Açıklamasında karar verici makamda bulunan Müslüman yöneticilerin sorumluluklarına da özel bir parantez açan AGD Konya Şube Başkanı Kara, devlet imkânlarını yönetenlerin yükünün fertlerden çok daha ağır olduğunu vurguladı. Kara, "Toplumların yönetiminde söz sahibi olan, devlet imkânlarını kullanan Müslüman yöneticiler bu sorumluluğun doğrudan muhatabıdır. Bir ferdin yapabilecekleri sınırlıyken; bir devletin diplomatik gücü, ekonomik kapasitesi ve savunma imkânları kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Yöneticilerimizin, mazlumların maruz kaldığı zulümler karşısında yalnızca söz söylemekle yetinmeyip; ellerindeki imkânları ve kurumları ne ölçüde kullandıklarını sürekli sorgulamaları gerekir. Biz yöneticilerimize bu sözleri bir husumet diliyle değil, onların da ahiret hesabından endişe ettiğimiz için söylüyoruz. Yetki makamı büyük bir emanettir. 'Elinizde imkân varsa, bu imkânın hesabı da vardır' demeyi kardeşlik hukukunun bir gereği olarak görüyoruz" şeklinde konuştu.
'Adil ve kalıcı düzen şart'
Günübirlik tepkiler ve geçici kriz yönetimleri yerine kalıcı sistemlerin kurulması gerektiğinin altını çizen Kara, "İhtiyaç duyulan şey, olaylar yaşandıktan sonra verilen geçici tepkiler değildir. Hukukun güçlüye göre değişmediği, insanların canının, malının ve haysiyetinin korunduğu adil ve kalıcı bir düzen kurulmalıdır. Müslüman ülkeler kısa vadeli çıkarları bir kenara bırakarak ortak bir gelecek tasavvuru geliştirmelidir. Bu birliktelik yalnızca duygusal boyutta kalmamalı; ekonomik, teknolojik, diplomatik ve meşru savunma alanlarında somut iş birliklerine dönüşmelidir. Enerji, gıda, sağlık, teknoloji ve savunma sanayiinde müşterek projeler hayata geçirilmelidir. Kriz anlarında ortak hareket edebilecek kurumsal mekanizmalar oluşturulmalıdır. Böyle bir yapı, savaş arzusu için değil; barışı koruyacak caydırıcılığın ve adaletin teminatı olacaktır. Tarihi birikimi, jeopolitik konumu, ekonomik kapasitesi, diplomatik tecrübesi ve savunma sanayiindeki hamleleri düşünüldüğünde Türkiye, İslam coğrafyasındaki kurumsal iş birliğine öncülük edebilecek en önemli ülkedir. Türkiye sadece krizlere tepki veren değil; geleceğin adil düzenini kuracak kurumların oluşmasına öncülük eden bir devlet olmalıdır. Dış politika, ekonomik ilişkiler ve savunma stratejileri; önümüzdeki onlarca yılı şekillendirecek bir kardeşlik sisteminin temellerini atmaya yönelmelidir. Müslüman ülkeleri bir araya getirecek zirveler ve ortak kalkınma projeleri, geçici gündemlerin değil, uzun vadeli bir devlet politikasının parçası hâline getirilmelidir" dedi.
'Ümitsizliğe yer yok, büyük değişimler yakındır'
Müslüman ülkeler arasındaki birliğin ve adil bir düzenin kurulmasının "ütopya" olarak görülmemesi gerektiğine vurgu yapan Durmuş Ali Kara, Kur'an-ı Kerim'in Saff Suresi 8. ayetini hatırlatarak, sözlerini şu ifadelerle noktaladı: "Tarihte imkânsız görülen nice gelişme birkaç on yıl içerisinde gerçekleşmiştir. Kur’ân’ın 'Allah nurunu tamamlayacaktır' beyanı; mümine çaresizlik değil, iman, sabır ve çalışma azmi kazandırır. Zamanın ölçüsü insan hayatından farklıdır; bugün bize uzun gelen dönemler medeniyetler tarihinde kısa bir andır. İslam coğrafyasında yaşanan savaşlar ve krizler son derece ağır olabilir ancak tüm bu sıkıntıların, Müslümanların yeniden silkelenmesine ve adil bir düzen arayışına vesile olacak bir uyanışın doğum sancıları olduğuna inanıyoruz. Bu idealsiz gerçekleşmez; fikir üretmek, insan yetiştirmek, ekonomik güç oluşturmak ve nesiller boyu sabırla çalışmak gerekir. Yıllardır adil düzen ve İslam birliği düşüncesini diri tutan Millî Görüş geleneğinin ve bu istikamette çalışan tüm kurum ve sivil toplum kuruluşlarının birikimi son derece kıymetlidir. Çağrımız yöneticisinden ferdine kadar tüm Müslümanlaradır. Biz kimseyi cehenneme göndermek için değil; kendimizin, kardeşlerimizin ve yöneticilerimizin Allah’ın huzurunda vereceği hesabı düşündüğümüz için konuşuyoruz. A‘râf Suresi’ndeki 'Rabbimize karşı bir mazeretimiz olsun ve belki sakınırlar diye' ölçüsünü rehber ediniyoruz. Rabbimiz bizleri hakkı hatırlatan, yetkisini adalet için kullanan ve adil bir dünyanın kuruluşu için çalışan kullarından eylesin."