YAŞAM

Bir Resmi Değerli Kılan Nedir?

Abone Ol

Bir resme baktığımızda ilk olarak renkleri, figürleri veya kompozisyonu fark ederiz. Fakat bazı eserlerin önünden birkaç saniye içerisinde geçerken bazı resimlerin karşısında neden daha uzun süre durduğumuzu açıklamak her zaman kolay değildir.

Bir sanat eserinin değeri yalnızca kullanılan malzeme, tuvalin büyüklüğü veya sanatçının teknik becerisiyle ölçülemez. Bazen son derece sade bir resim, çok daha karmaşık bir çalışmadan daha güçlü bir etki bırakabilir.

Çünkü resim yalnızca gözle görülen bir görüntü değildir. Sanatçı ile izleyici arasında kurulan sessiz bir iletişim biçimidir.

Teknik Başarı Tek Başına Yeterli midir?

Resim sanatında teknik bilgi elbette önemlidir.

Renk bilgisi, kompozisyon, perspektif, oran, ışık ve gölge gibi temel unsurlar sanatçının anlatım araçlarını oluşturur. Bir sanatçı bu araçları ne kadar iyi kullanırsa düşüncelerini görsel olarak aktarma olanakları da o kadar genişler.

Ancak teknik açıdan kusursuz bir çalışma her zaman güçlü bir sanat eseri anlamına gelmez.

Fotoğraf gerçekliğinde çizilmiş bir portre son derece etkileyici olabilir. Fakat başka bir sanatçı birkaç çizgi ve sınırlı sayıda renkle çok daha güçlü bir duygu oluşturabilir.

Sanatta önemli olan yalnızca “ne kadar iyi çizildiği” değildir.

Asıl mesele, kullanılan tekniğin anlatılmak istenen düşünce veya duyguyla nasıl birleştiğidir.

Teknik, sanatın amacı değil aracıdır.

Bir Resmin Hikâyesi Olmalı mı?

Her resmin açıkça anlatılan bir hikâyesi olması gerekmez.

Bazı eserlerde anlatı son derece belirgindir. Figürlerin bulunduğu ortam, hareketleri veya birbirleriyle ilişkileri izleyiciye belirli ipuçları verir.

Bazı eserlerde ise hikâye çok daha belirsizdir.

Bir figürün bakışı, resmin içerisindeki boşluk, kullanılan bir renk veya tek bir obje izleyicinin kendi hikâyesini oluşturmasına neden olabilir.

Belki de sanatın en güçlü taraflarından biri budur.

Sanatçı eseri tamamlar ancak resmin anlamı her zaman sanatçıyla birlikte tamamlanmaz.

Eseri gören kişi kendi hayatını, anılarını ve duygularını da resme taşır.

Bu nedenle aynı tablo iki farklı insanda tamamen farklı duygular yaratabilir.

Bir kişi resimde huzur görürken başka biri yalnızlık hissedebilir.

Birinin çocukluk anılarını hatırlatan görüntü başka bir izleyicide tamamen farklı bir çağrışım oluşturabilir.

Sanat eserini yaşayan bir nesneye dönüştüren şeylerden biri de bu yorum çeşitliliğidir.

Özgünlük Nerede Başlar?

Sanatta özgünlük çoğu zaman yanlış anlaşılan kavramlardan biridir.

Bir sanatçının dünyada daha önce hiç görülmemiş bir konu bulması neredeyse imkânsızdır.

İnsan figürü binlerce yıldır resmediliyor.

Doğa resimleri, portreler, şehirler, hayvanlar, çocuklar ve gündelik yaşam sahneleri sanat tarihinin hemen her döneminde karşımıza çıkıyor.

Özgünlük konunun daha önce kullanılıp kullanılmadığından çok, sanatçının o konuya nasıl baktığıyla ilgilidir.

Aynı sokağı yüz farklı sanatçı resmettiğinde yüz farklı çalışma ortaya çıkabilir.

Çünkü her sanatçı başka bir ayrıntıyı görür.

Renk tercihleri değişir.

Kompozisyon değişir.

Vurgulanan duygu değişir.

Sanatçının kişisel geçmişi, yaşadığı şehir, gördüğü insanlar, anıları ve sanat anlayışı yaptığı çalışmanın içerisine farkında olarak veya olmayarak girer.

Bu nedenle özgün bir eser, yalnızca özgün bir fikir değil aynı zamanda kişisel bir bakış açısının ürünüdür.

Neden Bazı Resimlere Tekrar Tekrar Bakmak İsteriz?

Bazı eserler ilk bakışta etkileyicidir.

Güçlü renkler, büyük figürler veya çarpıcı bir kompozisyon dikkatimizi hemen çekebilir.

Fakat gerçekten uzun süre hayatımızda kalan resimlerde genellikle başka bir özellik vardır:

Her baktığımızda yeni bir şey fark ederiz.

Belki daha önce görmediğimiz küçük bir figürü fark ederiz.

Bir rengin başka bir renkle ilişkisini görürüz.

Bir yüz ifadesi o gün bize farklı görünür.

Resim değişmez ama biz değişiriz.

Bu nedenle yıllar önce baktığımız bir eserle yıllar sonra yeniden karşılaştığımızda farklı bir deneyim yaşayabiliriz.

Sanatın zamanı aşabilmesini sağlayan özelliklerden biri de budur.

İyi bir eser yalnızca yapıldığı dönemin değil, ona bakan insanın da hikâyesine dahil olabilir.

Orijinal Bir Eser ile Baskı Arasındaki Fark

Bugün görüntülere ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.

Bir sanat eserinin yüksek çözünürlüklü görüntüsünü birkaç saniye içerisinde telefon ekranında görebilir veya bir baskısını satın alabiliriz.

Fakat orijinal eserle karşılaşmak farklı bir deneyimdir.

Tuval üzerindeki boya katmanlarını görebilirsiniz.

Fırçanın yönünü fark edebilirsiniz.

Bazı bölümlerde boyanın daha kalın, bazılarında daha ince kullanıldığını görebilirsiniz.

Sanatçının yaptığı değişikliklerin küçük izleri yüzeyde kalabilir.

Bütün bunlar eserin fiziksel tarihinin parçalarıdır.

Bu nedenle özgün bir tablo yalnızca bir görüntünün taşıyıcısı değildir.

Sanatçının doğrudan üzerinde çalıştığı tekil bir nesnedir.

Baskı görüntüyü çoğaltabilir ancak eserin fiziksel üretim sürecini çoğaltamaz.

Bir Resim Satın Alırken Neye Bakılmalı?

Sanat eseri satın almak tamamen kişisel bir karardır.

Elbette eserin boyutu, kullanılacak mekân, teknik ve bütçe gibi pratik kriterler bulunur.

Ancak yalnızca dekorasyona uygun renkleri aramak çoğu zaman özgün bir eser seçmenin en önemli tarafını gözden kaçırabilir.

Bir tablo uzun yıllar boyunca aynı mekânda yaşayabilir.

Bu nedenle belki de sorulması gereken ilk soru şudur:

Bu resme tekrar tekrar bakmak ister miyim?

Eser sizde bir şey uyandırıyor mu?

Bir anıyı hatırlatıyor mu?

Merak ettiriyor mu?

Resmin içerisinde her baktığınızda yeniden keşfedebileceğiniz bir şey hissediyor musunuz?

Sanat eserinin maddi değeri zaman içerisinde değişebilir. Fakat kişinin eserle kurduğu ilişki çok daha farklı bir değerdir.

Bazen bir insan bir resmi neden sevdiğini tam olarak açıklayamaz.

Zaten açıklamak zorunda da değildir.

Sanatla kurduğumuz ilişkinin bir bölümü kelimelerin dışında gerçekleşir.

Sanatçı ile Eser Arasındaki Görünmez Bağ

Bir tablo tamamlandığında sanatçı için süreç bitmiş gibi görünür.

Oysa eserin hayatı çoğu zaman o noktada yeni başlar.

Atölyeden çıkar.

Bir sergide izleyiciyle karşılaşır.

Başka bir eve gider.

Başka insanların hayatlarının bir parçası olur.

Sanatçı için belirli bir dönemin veya duygunun ürünü olan çalışma, eseri satın alan kişi için tamamen başka bir anlam kazanabilir.

Bu da resim sanatının en ilginç taraflarından biridir.

Sanatçı eseri yaratır ancak eserin yaşayacağı bütün hikâyeleri kontrol edemez.

Belki de kontrol etmemelidir.

Çünkü sanatın özgürleştiği yer tam olarak burasıdır.

İzmir'den Tuvale Uzanan Bir Sanat Yolculuğu

Resim sanatında teknik kadar sanatçının dünyaya nasıl baktığı da eserin karakterini belirler. Çocuk figürleri, insan hikâyeleri, renk ve gündelik yaşamdan yakalanan anlar üzerine çalışmalar üreten ressam Meral Koraltan Vuran da eserlerinde izleyiciye kendi hikâyesini oluşturabileceği bir alan bırakmayı önemsiyor. Sanat eğitimini Resim-İş Öğretmenliği alanında tamamlayan ve kişisel sergilerin yanı sıra ulusal ve uluslararası karma sergilerde eserlerini izleyiciyle buluşturan İzmirli ressam Meral Koraltan Vuran, çalışmalarını bugün İzmir'deki atölyesinde sürdürüyor. Sanatçının farklı dönemlere ait özgün eserlerini ve resim çalışmalarını kendi internet sitesi üzerinden incelemek mümkün.