Ülkemizde siyaset, partiler eliyle yürütülmektedir. Seçimlerde çoğunluğu kazanan parti, devleti yönetmek için hükümet kurma hakkını elde etmektedir. Bu yetkiyi de elde eden parti, icraatlarıyla ilgili bütçesini hazırlayıp, parlamentodan onay aldıktan sonra faaliyet alanını belirlemektedir.
İktidar olanlar, bundan aldıkları güçle muhalefeti dikkate almadan işe başladıklarında, muhalefet haklı olarak kazan kaldırıyor, böylece iktidar ile muhalefet arasında sürtüşmeler alan buluyor. O zaman da iktidardakiler, ülkenin bekasından ziyade, kendilerini sağlama almak için her türlü kanuni düzenlemeleri yapabiliyor.
Böyle bir durumda herkes kendini, kendi partisini düşünmek zorunda kalıyor. Siyasetten güç alanların ihtirasları ziyadeleşiyor, milleti düşünen devlet adamı sayısı azalıyor, sözde siyasetçilerin önü açılıyor. Nitekim; "Ülkenin geleceğini düşünen devlet adamı yok (sayısı azalıyor.) O zaman da; "Sadece oturduğu koltuğunu ve gelecek seçimleri düşünen siyasetçiler var (oluyor). Onun için de (her konuda) battıkça batıyoruz.”
Malumdur ki; "Makam(lar) emanettir. Hiç kimsenin tapulu malı değildir. Zamanı geldiğinde, geldiğin(iz) gibi gitmesini de bileceksin(iz.) Gitmek istemeyenler ya hırsızdır ya da koltuktan sonra bir hiç olacaklarını biliyorlardır.” Bu gibiler gitmemek ve saltanatlarını sürdürebilmek adına siyasi her türlü entrikayı kullanmakta beis görmezler. Onun için iktidarda olanlar, onlara doğruyu söyleyenleri sevmezler. Onlar sadece yalaka olanların alkışları ile nefeslenirler.
Unutmamak gerekir ki, seçilerek iş başı yapanlar, milletin derdiyle hemdert olmalı, kibrine kurban olmamalıdır. Tolstoy’un dediği gibi; "Kibir ve inat bir insanın kendisini önce mükemmel görmesini sağlar, sonra da sonunu getirir." Ne var ki kibirli insanlar kendilerini hep üstün görürler, azamet içinde yürürler. Platon da isabetli bir şekilde şöyle der: “(Kibirli) boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır.” Onun için şer düşünür. Böylelerinden hayır gelmez.
Hemen belirtelim ki, kibirli adamda, ahlâk da çoğu zaman bozuktur. Oysa Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) "Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur. Ama üzülerek ifade edelim ki; günümüz siyasetinde ahlak buharlaşmış, ahlaksızlık ise tavan yapmıştır.
Bunun örneklerini her gün TV ekranlarından görüyoruz. Doç. Dr. Ahmet Kavlak yaptığı bir araştırma ile ilgili: “… İlginç sonuçlar çıktı. Mafya babalarına baktım. Türkiye'deki ahlaksız insanların çoğunlukta olduğu hırsızlara baktım, eşkıyalara baktım. Hepsi seküler eğitimden. Türkiye'deki ilk okullarda eğitilmişler, hepsi Türkiye'deki orta okulları bitirmişler, Türkiye'deki liseleri bitirmişler” demektedir. Talebelere ‘önce ahlâk ve maneviyat’ öğretilmediği için, evliya olarak değil, eşkıya olarak diploma almaktadırlar.
Onun için de siyasetimiz, ticaretimiz çöktü. Uygulanan mevcut eğitimle insanlar dünyevileşti. Haksızlıklardan ve haramdan beslenildiği için huzursuzluklar her konuda tavan yaptı.
Buna rağmen hâlâ yanlışlar alkışlanıyor. Eğri yol, bir nevi, telkin ediliyor. Böylece yalan dolan ülkelerde tavan yapıyor. Belediyeler soyuluyor, devlete ait olanlar adeta talan ediliyor. Buna rağmen milletin suskunluğu sürüyor. Hakkı tutup kaldırmak isteyenler de ya susturuluyor veya baskılanıyor.
Ancak seçimler yaklaşınca herkes hakşinas oluyor. Haktan, ahlaktan, namustan, doğruluktan, demokrasiden, insan haklarından bahsediyor. Unutulmasın ki; "Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz."
Biz ise belki zaman içinde yalnız kaldık ama yanlışa asla yar olmadık, hak olan ‘Adil Düzen’den yana tavır koyduk, oradan ayrılmadık. Maksim Gorki’nin dediği gibi; "Ruhumuzu öldürmek istediklerinde onu, yalan ve iftira içinde bırakıyorlardı..." Ama karanlıklar, güneşin doğmasına mâni olamıyor.
Hasan-ı Basrî, insan hayatındaki tek gerçeği şöyle ifade etmektedir:
· Etrafındakilerin çokluğu seni aldatmasın,
· Çünkü yalnız ölecek,
· Yalnız dirilecek ve
· Yalnız hesaba çekileceksin.
Neticeten, “Körden değil nankörden, yüzsüzden değil iki yüzlüden (riyakârdan), tipi bozuktan değil sütü bozuktan kork” ve ona göre seçimlerde oyunu kullan ki ülke felah bulsun.
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 25.05.2026
Not : İdrak edeceğimiz Kurban Bayramının milletimizin tüm fertlerine ve Müslüman dünyasına selametler getirmesini dileriz. Hayırlı bayramlar.