Siyaset, halkı yönetme sanatıdır ve aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Ehliyet ve liyakat sahibi kişiler tarafından, adalet ve hakkaniyet ölçüsünde icra edildiğinde; şerefli, onurlu ve hatta kutsal bir görevdir. Nitekim peygamberler ve sahabeler, toplumu adaletle yönetme sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmişlerdir.
Ancak bugün gelinen noktada, vatandaş ne yazık ki siyasetin ve siyasetçinin onurunu değil, kirliliğini konuşmaktadır.
Son dönemlerde siyaset kurumunu; istifalar, çıkar ilişkileri, menfaat iddiaları, yolsuzluk söylentileri, ülkenin vitrini konumundaki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan hakaretler ve kavgalar, liderlerin birbirlerine hakaretleri, yargı tehditleri ve siyasi transfer tartışmaları üzerinden değerlendiriyoruz. Tüm bunlar, siyaset kurumu ve siyasetçinin itibar kaybını ve siyasetçinin içine düştüğü acı tabloyu gözler önüne sermektedir.
Bugün sokaktaki vatandaşa “Siyaset nedir?” diye sorulduğunda alınan cevapların çoğunun; “kirlilik, yalan, aldatma, yolsuzluk, torpil, rüşvet, hırsızlık…” olduğunu görüyoruz.
Bu algı, vatandaşın siyasetçi ve siyaset kurumuna olan güvensizlik ve umutsuzluğunu göstermektedir.
Siyasette İlke mi, Çıkar mı?
Siyaset temelde iki anlayış üzerine inşa edilir:
· Değer siyaseti
· Çıkar siyaseti
İki tip siyasetçi vardır:
Biri; hizmet etmek, inandığı değerleri savunmak ve ilkeleri uğruna bedel ödemek için siyaset yapar.
Diğeri ise; güç, makam ve menfaat için siyaset yapar. Bu tipler, ilkesiz ve omurgasızdır; güç ve menfaate göre yön ve parti değiştirenler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz. Devlet başkanı da bir çobandır ve idaresi altındakilerden sorumludur.” (Buhârî, Müslim)
“Bir kimse Allah’ın kendisine idare etmesi için verdiği bir topluluğu aldatırsa, Allah ona cenneti haram kılar.” (Buhârî, Müslim)
Hz. Ömer (RA)
“Fırat kenarında bir koyun kaybolsa, korkarım ki Allah bunun hesabını Ömer’den sorar.”
İmam Gazali
“Din ile devlet ikiz kardeştir. Din temel, devlet ise koruyucudur. Temelsiz olan yıkılır; koruyucusuz olan kaybolur.”
İbn Teymiyye
“Allah adaletli devleti ayakta tutar, isterse kâfir olsun; zalim devleti ise yıkar, isterse Müslüman olsun.”
Farabi
“Erdemli şehir, başında erdemli bir yönetici bulunan şehirdir.”
Büyük devlet adamı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız da siyasete büyük önem vermiş ve hayatı siyasi mücadeleyle geçmiştir. Erbakan Hocamızın siyaset yaklaşımında üç temel vurgu dikkat çeker:
· İnanç ve Ahlak temelli siyaset
· Adalet merkezli ekonomik düzen (Adil Düzen)
· Milli ve bağımsız duruş
Onun siyaset anlayışında, iktidarla elde edilecek güç, amaç değil; adalet, insan hakları, özgürlük, barış, saygınlık, refah, huzur, sevgi ve hoşgörüyü tesis etmek için bir araçtır.
İslam düşüncesinde siyaset; makam, güç ve çıkar alanı değil; emanet, adalet ve hizmet alanıdır. Yönetim bir ayrıcalık değil, ağır bir hesaptır. Adaletin olmadığı yerde meşruiyet zedelenir; emanetin ihlal edildiği yerde ise güven ortadan kalkar.
Aristoteles
Siyaseti ortak iyiye ulaşma sanatı” olarak tanımlar. Eğer siyaset ortak iyiyi hedeflemiyorsa, yozlaşma kaçınılmazdır.
Seçim Sonrası Parti Değiştirmek: İrade Gaspıdır
Bir partiden seçilip daha sonra başka bir partiye geçenler yalnızca parti değiştirmiş olmaz; kendilerine oy veren tüm vatandaşların iradesini, güvenini ve beklentisini de yok saymış olurlar.
Bu durum kişisel bir tercih değil; halkın iradesine yapılmış bir müdahaledir. Bu “transferleri” iştahla kabul eden partiler de bu irade gaspının suç ortağıdır. Bu tablo, siyasi ahlakın ciddi bir yozlaşma içinde olduğunu gösterir.
Eğer halkın iradesi seçim sonrasında kişisel çıkarlar uğruna yön değiştirecekse, bu seçimleri de anlamsız kılar.
Yapısal Reform Önerileri
Siyasal sistemin şeffaf, hesap verebilir, itibar ve güvenilir bir yapıya kavuşması için şu reformlar elzemdir:
1. Siyasi Ahlak Yasası: Siyasal aktörlerin etik sınırlarını belirleyen, bağlayıcı ve yaptırımı olan hukuki bir çerçeve oluşturulmalıdır.
2. Görevin Düşmesi: Partisinden istifa eden milletvekili, belediye başkanı veya meclis üyesinin görevinin de düşürülmesine yönelik anayasal düzenleme yapılmalıdır.
3. Siyasi Partiler Kanunu Reformu: “Lider vesayeti” yerine, aday belirleme süreçlerinde tabanın ve seçmenin söz sahibi olduğu demokratik yöntemler (ön seçim gibi) benimsenmelidir.
4. Finansal Şeffaflık ve Denetim: Siyaset-sermaye ilişkisini minimize etmek amacıyla, siyasi finansman kamuoyu denetimine açık hale getirilmelidir.
5. Mal Varlığı Takibi: Seçilmiş kişilerin kendileri, eşleri ve yakın akrabalarının mal varlıkları ile finansal hareketleri düzenli ve şeffaf biçimde denetlenmelidir.
6. Yargı Süreçleri: Kürsü dokunulmazlığı ve ifade özgürlüğü korunmak kaydıyla; seçilmişlerin yargı önünde hesap verebilirliği sağlanmalıdır.
Hiç kimsenin, vatandaşın iradesini, kişisel ikbal ve çıkarlarının aracı haline getirmesine izin verilmemelidir.
Özetle
Türkiye’de siyasetin demokratik standartlara ulaşabilmesi, siyaset kurumunda kalite, itibar ve güven ortamının yeniden inşa edilebilmesi için; kişisel çıkarların hukuki ve ahlaki kurallarla sınırlandırılması şarttır.
Siyaset menfaat ve güç devşirme alanı değil; millete hizmet makamı olmalıdır. “İlke ve değerler” siyaseti yeniden hâkim olmadıkça, toplumun siyaset kurumu ve siyasetçiye olan güveni tam anlamıyla tesis edilemeyeceği açıktır.
Vesselam.