POLİTİKA

Mahmut Arıkan: “Anayasa, yeni dönemin siyasi kapısı yapılmak isteniyor”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuştu. Açıklanan buğday alım fiyatının üreticinin maliyetini dahi karşılamadığını belirten Arıkan, “Tarım ülkemiz için bir milli güvenlik meselesidir” dedi. Pazar günü 6 beldede gerçekleştirilen ara seçim sonuçlarını ve siyasetin gündemindeki yeni anayasa tartışmalarını değerlendiren Mahmut Arıkan, iktidarın seçim stratejisine ve hukuk pratiğine yönelik sert eleştiri ve partisinin çözümlerini sıraladı.

Abone Ol

Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde;

“AK PARTİ’YE OY VERMEYEN VATANDAŞLARIN CUMHURBAŞKANI DEĞİL MİSİNİZ?”

“Malumunuz pazar günü 6 beldede ara seçim yapıldı. Öncelikle, sonuçların memleketimize, hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Hamdolsun Saadet Partimiz, bu beldelerin en büyüğü olan Mustafapaşa beldesinde %16 oy alarak üçüncü parti olmuştur.

Bütün adaletsizliklere, bütün haksız rekabete rağmen, önemli bir başarı ortaya koyan, adayımız Doğan Ak beyefendiye, Mustafapaşa teşkilatımıza, seçim çalışmasında büyük bir fedakârlık ve çaba ortaya koyan mensuplarımıza teşekkür ediyorum.

Bu ara seçimde Türkiye'nin içinde bulunduğu krizi bir kez daha gördük iktidardan tam 6 bakan, tekrar söylüyorum tam 6 bakan bu beldeye gitti. Devletin ve iktidarın imkanlarını, haksız rekabeti sağlamak için seferber ettiler...

Giden bakanlardan biri de Adalet Bakanıydı. Her gün yeni bir büyük dosyanın konuşulduğu, her gün yeni bir çetenin ortaya çıktığı Türkiye’de Adalet bakanı, 1.773 kişinin oy kullandığı bir beldeye giderek oy istedi.

Hatırlayacaksınız, bu ucube sisteme geçmeden önce seçimlerde haksız rekabet olmaması için Adalet Bakanları;

Seçime üç ay kala istifa ederlerdi. Şimdiki sistemde ise Adalet Bakanı kapı kapı gezerek oy istiyor.

Ayrıca seçim akşamı Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçim akşamı yaptığı açıklamada kullandığı "ezici" ifadesini şaşkınlıkla takip ettik.

Sayın Cumhurbaşkanım hakikaten merak ediyorum!

Siz, kimi ezdiniz Allah aşkına ya?

Sizler seçimi, muhalefet partilerini bir ezme aracı olarak mı görüyorsunuz?

En önemlisi siz, pazar günü Ak Parti’ye oy vermeyen vatandaşların Cumhurbaşkanı değil misiniz?

İşte biz tam olarak bu sistemle mücadele ediyoruz!

Bize her geçen gün, daha fazla adaletsizlik, daha fazla istikrarsızlık, daha fazla kriz vaat eden partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini değiştirmek, rehabilite etmek zorundayız.

Bizler bunu aziz milletimize karşı bir vazife olarak görüyoruz.”

ANAYASA, YENİ DÖNEMİN SİYASİ KAPISI YAPILMAK İSTENİYOR”

“Mustafapaşa ve sonrasında yaşananlar, Türkiye'de devlet aklının, hukuk düzeninin ve anayasal sorumluluğun nasıl aşındığını gözler önüne seriyor. İşte tam da böyle bir dönemde, Türkiye, yeniden bir anayasa tartışmasının eşiğine getiriliyor. Elbette! darbe anayasasından kurtulmak önemlidir! Fakat; darbe hukukunu, keyfî yönetimi, yargı sopasını ve kuvvetler ayrılığını yok sayan anlayışı değiştirmeden yeni anayasa yapmak, eski bir binanın tabelasını değiştirmekten ibaret kalır.

Yeni anayasa ihtiyacı doğrudur; fakat bu ihtiyacı bugün en çok zayıflatan şey, iktidarın hukuk pratiğidir. Bu anayasa tartışmaları hiç şüphesiz boşlukta ortaya çıkmış tartışmalar değildir! Türkiye’de iktidarın yeni bir siyasi hat kurmaya çalıştığını görüyoruz!

İktidar, meseleyi; siyasi alanı yeniden düzenleyen, muhalefetin hareket kabiliyetini daraltan, ittifak dengelerini yeniden kuran, toplumu yeni bir güvenlik dili etrafında hizalamaya çalışan bir stratejiyle ele almaktadır. Bu nedenle yeni anayasa başlığı, yalnızca hukukçuların konuşacağı teknik bir başlık değildir. Anayasa, yeni dönemin siyasi kapısı yapılmak isteniyor. Biz bu kapının nereye açıldığını görmek zorundayız.

Eğer bu kapı; hukuka, adalete, özgürlüğe, Meclis’in itibarına, milletin birliğine ve devletin ahlakına açılıyorsa, biz orada en yapıcı tavrı gösteririz! Ama bu kapı; daha merkeziyetçi bir yönetime, daha denetimsiz bir yürütmeye, daha bağımlı bir yargıya, daha etkisiz bir Meclis’e açılıyorsa işte biz buna millet adına itiraz ederiz! Onun için bu meseleye yüksek bir dikkatle, büyük bir sorumlulukla ve devlet ciddiyetiyle bakıyoruz.”

“TÜRKİYE PASAPORTLU SAVAŞ SUÇLULARINA KARŞI HAREKETE GEÇİN”

“Bu kürsüden birçok kez ifade ettim. Ülkemizde sokaklar Teksas’a dönmüş durumda. Çeteler şehirlerde cirit atıyor, Her gün yeni bir yer kurşunlanıyor...

Böyle bir ortamda Sn. İçişleri Bakanımız en büyük hayalinin “Kudüs’e Vali” olmak olduğunu söylüyor. Tabii, Kendisinin samimi duygularla yaptığını düşündüğümüz bu duaya bizler amin deriz.

Sayın Bakanım madem Kudüs’ü bu kadar önemsiyorsunuz; İşe, İçişleri bakanı olarak hem İsrail hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından yararlanan savaş suçlularına karşı harekete geçerek başlayabilirsiniz. Bu imkândan yaralananların hepsi, soykırımcı İsrail ordusunda görev yapan isimlerdir. Bu imkândan yararlananların hepsinin, Türkiye’ye girdikleri anda tutuklanıp, savaş suçlusu olarak yargılanması gerekmez mi?

Bunları tek başıma yapamam diyebilirsiniz! O zaman biz de deriz ki; Geçtiğimiz hafta Adalet Bakanı ile beraber koltuğunuzun altındaki dosya ile Sayın Bahçeliyi ziyaret ettiğiniz gibi bir dosyada ak parti grubuna götürün. O dosyanın içerisinde, bizim daha önce 17 Şubat 2026 tarihli meclis araştırma önerimiz olsun araştırma önerisi burada, hazır. Burada tüm milletvekili arkadaşlarımızın imzası var.

Sayın içişleri Bakanım, Biz bu öneriyi getirdik, AK Parti'li milletvekilleri bu önerimizi reddetti. Kudüs’e vali olma arzunuz önemlidir. Ama bu öneriyi, AK Parti grubuna kabul ettirmeniz çok daha önemlidir.

Siz bunu başarın, bizim sizi destekleyeceğimizden hiç şüpheniz olmasın. Yeter ki, bu katilleri, bu ülkede artık barındırmayalım!”

“BASKIN SEÇİMİN ALAMETLERİ BİRER BİRER BELİRMEYE BAŞLADI”

“Tüm bu anlattıklarımızdan yola çıkarak karşımıza bir tablo çıkıyor. İktidarın ajandasında “Bir baskın seçim” var. Nerden mi biliyoruz; çünkü alametler birer birer belirmeye başladı.

Birinci alamet: Anayasa Tartışmaları. İkinci alamet: Muhalefete Yapılan Operasyonlar. Üçüncü alamet: YSK'daki Hareketlilik. Dördüncü alamet: Varlık Barışı. Beşinci alamet: ABD Swap Hattı.

Geriye iki şey kaldı; Gabar'da petrol, Karadeniz'de doğal gaz müjdesi kaldı. O alametlerde pek yakında duyurulacaktır.

Buradan, bir kez daha açıkça söylüyoruz; İktidarın ajandası ne olursa olsun Biz; Baskın seçime de Erken seçime de Yerel seçime de Genel seçime de hazırız. Milletimizin hakkını, hukukunu, beklentisini, umudunu savunacağız! Kimsenin şüphesi olmasın! Bu millete, oh be dedirteceğiz!

“İKTİDAR; KUMARLA MÜCADELE ETMİYOR!”

“Mustafapaşa ve sonrasında yaşananlar, Türkiye’de devlet aklının hukuk düzeninin ve anayasal sorumluluğun nasıl aşındığını gözler önüne seriyor. İşte tam da böyle bir dönemde, Türkiye, yeniden bir anayasa tartışmasının eşiğine getiriliyor. Elbette! Darbe anayasasından kurtulmak önemlidir! Fakat; darbe hukukunu, keyfî yönetimi, yargı sopasını ve kuvvetler ayrılığını yok sayan anlayışı değiştirmeden yeni anayasa yapmak, eski bir binanın tabelasını değiştirmekten ibaret kalır.

Bu kadar yoğun gündemin arasında, milletimizin gündeminin gölgede kalmasını istemiyoruz. Hepimizin malumu, Son yıllarda en büyük toplumsal sorunlarından biri, kumar ve uyuşturucu bağımlılığının giderek yaygınlaşmasıdır. Bu kürsüden Sayın Babacan da Sayın Davutoğlu da biz de bu konuya defalarca dikkat çektik. Kumarın da uyuşturucunun da aileleri dağıttığını, Gençleri karanlığa sürüklediğini, Toplumu içten içe çürüttüğünü söyledik. Ancak iktidar bu çağrılarımıza kulak vermedi!

Şimdi de torba yasa içerisine koydukları bir düzenlemeyle, Sanki soruna çözüm üretiyormuş gibi davranıyorlar. Neymiş -efendim-; “Bahis şirketlerinin reklam giderleri artık vergi matrahından düşülemeyecekmiş.” Yapmayın ya! Buradan hükümeti vatandaşımıza şikâyet ediyorum.

İktidar; Kumarla mücadele etmiyor! Mücadele ediyormuş gibi yapıp, kumardan alınacak verginin hesabı yapılıyor. İktidar şunu söylüyor: “Vergisini verdiğin sürece kumar ile benim meselem yok” diyor.”

İktidar yetkililerine sesleniyorum; Vergilendirilmiş kumar da haramdır. Vergisiz kumar da haramdır. Yasal kumar da zehirdir. Yasadışı kumar da zehirdir. Engel olmadığınız kumarın topluma verdiği zarar, devletin kasasına giren vergiden çok daha büyüktür. Bir gencin kaybolan geleceğinin, Bir annenin döktüğü gözyaşının vergisi olmaz. Aziz milletimiz sizden kumara yeni vergi kalemleri üretmenizi beklemiyor”

“TARIM ÜLKEMİZ İÇİN BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR”

Bir tarafta; toplumumuzu içten içe çürüten kumar düzeni var. Diğer tarafta ise bu milletin üretimini ve geleceğini ayakta tutan çiftçimizin alın teri var.

Ne hazin ki AK Parti iktidarı; kumarda verginin hesabını ince ince yaparken, Çiftçimizin maliyetini görmezden geliyor. Malumunuz, Geçtiğimiz hafta buğday ve arpa alım fiyatları açıklandı. Açıklanan fiyat Ne çiftçinin yüzünü güldürür ne toprağın hakkını ne de alın terinin hakkını verir.

TMO diyor ki kilo başına, 16 lira 50 kuruş! Biz de Tarım Politikaları Kurulumuzla birlikte çalıştık. Başlık başlık, kalem kalem, rakam rakam hesapladık. Burada uzun uzun detaya girmeyeceğim. Ama milletimiz bilsin diye söylüyorum: Bakınız; Dekarda verim, 300 KG olursa, Kira, Tarla Hazırlığı ve Ekiliş maliyeti, 2.400 lira Bakım maliyeti – 905 lira Amortisman maliyeti – 1600 lira Hasat – Harman maliyeti – 480 lira İşçilik – 800 lira Faiz – 1.650 lira Toplam 7.830 lira ediyor.

Temel destek ve tohum kullanım desteği çıktığında, 1 kilo buğdayın maliyeti, yaklaşık 24 liraya tekabül ediyor. Tarım-ÜFE'si yüzde 42 seviyesinde açıklandı. Peki; hükümet ne kadar artış yaptı? Yüzde 21 Yani maliyet başka yere gitmiş, fiyat artışı başka yerde kalmış. Çiftçi bu fiyatla kilo başına yaklaşık 7 lira zarar ediyor. Bu arada eğer devlet, buğday alımını 24 lira açıklarsa çiftçi ancak maliyetini karşılayabilecek.

Değerli arkadaşlar, bu iş böyle devam etmez. Nasıl “Savunma Sanayii” milli güvenlik meselesiyse Tarım da ülkemiz için bir milli güvenlik meselesidir.”

“ÇİFTÇİYİ MASA BAŞINDA DEĞİL, TARLANIN BAŞINDA DİNLEYECEKSİNİZ!”

“Peki, bu iş nasıl çözülecek? Öncelikle, bu iş, fiyatlar nedeniyle hakkını arayan çiftçilere ceza keserek çözülmez!

Traktörlerle eylem yaptın diye çiftçilere ceza kesildi! Eylem yapan çiftçiler susturulmaya çalışıldı! Siz bu rakamları açıklayarak, çiftçiye en büyük cezayı kestiniz zaten! Üstüne bir de ceza kesmek hangi aklın ürünü Allah aşkına! Peki çiftçimizin derdine derman olmak için ne yapılacak?

Bir! Önce çiftçiyi masa başında değil, tarlanın başında dinleyeceksiniz! Bunu yaparsanız, kimsenin sokaklara dökülmesine gerek kalmaz.

İki, Buğday alım fiyatını hasat zamanı değil, ekimden önce açıklayacaksınız. Biz, Fiyatı yükseltin demiyoruz. Doğru dürüst bir planlama yapın, maliyetleri geri çekin diyoruz!

Üç, Çiftçiye kâr payı bırakılacak. Çiftçi topraktan vazgeçirilmeyecek.

Dört; TMO ürün bedelini 45 gün sonra değil, teslimde ödeyecek. Çiftçi esnafın vicdanına terk edilmeyecek! Şunu da söyleyelim, TMO, Et-Süt Kurumu ve ÇAYKUR birer satın alma kurumu değildir. Bu kurumlar piyasayı düzenlemek, Üreticiyi korumak ve arz güvenliğini sağlamak için vardır. Eğer bu kurumlar "satın almacı" gibi devam ederse, Piyasayı düzenleyen tüm mekanizmaları kaybederiz.

Biz, Buğday üreticimizin yanındayız. Arpa üreticimizin yanındayız. Anadolu'daki tüm çiftçilerimizin yanındayız. Bugün aramızda çiftçilerimiz var. Onları dinledik. Çalışmalarımız hazır. Bugün de meclis araştırma önerisi vereceğiz.

Gelin bugün mecliste vereceğimiz önerimize yok demeyin, Çiftçimizin derdini, Buğdayı, arpayı, tarım politikalarınızı konuşalım. Çözüm arayalım!”

“BÜYÜMEDEN KİMİN HABERİ VAR?”

Tüm bunlardan sonra bize diyorlar ki; “%2,5 büyüdük, Kişi başına neredeyse 50 bin dolarlık bir alım gücü var” Peki buğday üreticisinin, çiftçinin bundan niye haberi yok? Asgari ücretlinin, emeklinin bundan niye haberi yok?

Kimin haberi var biliyor musunuz? Bankaların, faizci düzenin komiserlerinin, haberi var! Bankacılık sektörü 2026'nın ilk dört ayında 364 milyar liradan fazla net kâr elde etmiş. Toplam aktif büyüklük 50 trilyon lirayı aşmış durumda.

Uçulmayan havalimanından, para kazananların haberi var! Kur Korumalı Mevduatla ceplerini dolduranların haberi var!

“NE ZAMAN SANDIKTA KAYBETME KORKUSU YAŞADILAR, O ZAMAN GERİ ADIM ATTILAR”

“Bugün bu kürsüden çok açık bir gerçeği ifade etmek istiyorum. İktidarın tek bir korkusu var: milletin desteğini kaybetmek. Tek bir endişesi var: sandıkta bedel ödemek. Tek bir hassasiyeti var: oy kaybetmek. Bakın, yıllardır bunu gördük... Milletin kararlılığını görünce; Yapmayız dedikleri ne varsa yaptılar. Vermeyiz dedikleri ne varsa verdiler. Atmayız dedikleri tüm adımları attılar. Çünkü karşılarında oy kaybetme ihtimalini gördüler.

Demek ki mesele imkân değilmiş. Demek ki mesele kaynak değilmiş. Demek ki mesele çözüm üretmek değilmiş. Mesele, sadece siyasi maliyet hesaplarıymış. Ne zaman oylarının azaldığını hissettiler, o zaman milletin sesini duydular. Ne zaman sandıkta kaybetme korkusu yaşadılar, o zaman geri adım attılar.

Şimdi de ustalık dönemlerini sergiliyorlar. Neyin ustalığı? Milletin gözünü boyamanın! Gerçek sorunları gündemden kaçırmanın! Sorumluluğu başkalarına yüklemenin! Milletimizden sürekli sabır istemenin! Ustalığını sergiliyorlar. Yıllardır milletimizin gözünü öyle bir maharetle boyadılar ki, vatandaşımız her defasında sandıkta Ak Parti’ye vermesi gereken cezayı erteledi.

Bu ertelemeden dolayı; emeklilerin açlık sınırının altında yaşamasına aldırış etmiyorlar. Bu ertelemeden dolayı; asgari ücretlinin ay sonunu nasıl getireceğini düşünmüyorlar. Bu ertelemeden dolayı; çiftçinin borç içinde üretim yapmaya çalışmasını görmezden geliyorlar. Bu ertelemeden dolayı; enflasyon asla düşmeyecek, faiz asla düşmeyecek. Bu ertelemeden dolayı; Adalet ahlak liyakat denince dudak büküyorlar! Bu ertelemeden dolayı; yolsuzluk, israf, torpil tüm devleti kuşatmış durumda!”

“TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR YANINA DAVETTE BULUNUYORUZ”

“Bu sefer; milletimizin gözünün boyanmasına izin vermeyeceğiz. Bizi görünmez kılmak isteyenlere karşı Israrla her ortamda görüneceğiz! milletimizin haklı itirazını, haklı öfkesini ve haklı taleplerini siyaset sahnesine durmaksızın taşıyacağız! gerçeklerin unutturulmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü biz kendi siyasetimize göre bir millet istemiyoruz, siyaseti bizatihi milletimiz için yapıyoruz.

Bugün, buradan, Türkiye'nin dört bir yanına davette bulunuyoruz.

İktidara güçlü bir itirazda bulunmak isteyen herkesi, israfa ve adaletsizliğe karşı durmak isteyen herkesi, Adalet, liyakat ve ehliyet lütuf değil hakkımızdır diyen herkesi, Evlenemeyen, iş bulamayan, eğitim imkanından dahi mahrum kalmış, okuduğu halde masraflarını karşılayamayan tüm gençlerimizi, Türkiye'nin yanlış yönetildiğini düşünen herkesi, İktidarın uygulamalarına demokratik yollardan artık yeter demek isteyen herkesi, aramıza davet ediyor, dünü bugünü ve geleceği temiz bu kutlu hareketin bayrağı altında buluşmaya çağırıyoruz.

Bu ülkede hiçbir iktidar, milletin iradesinden daha güçlü değildir. Hiçbir propaganda, gerçeği sonsuza kadar örtemez. Hiçbir algı milletin vicdanını sonsuza kadar susturamaz. Gün gelir, millet kararını verir. Ve o kararın önünde hiçbir güç duramaz.”