Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan partisinin Karaman İl Teşkilatı tarafından “Adalet Sofraları” temasıyla düzenlenen iftar etkinliğinde konuştu. ABD-İsrail koalisyonunun İran saldırılarını eleştiren Arıkan, ilk saldırıda vurulan kız okulunun hedef seçilmesinin tesadüf olmadığını açıkladı.
Birlik çağrısı yapan Saadet Partisi Lideri, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Emekliye Müjde” açıklamasını yorumlayan Mahmut Arıkan, “Emekli ikramiyesine tek kuruş zam yapmayan ama bunu da bir müjde gibi açıklayan bir iktidarla karşı karşıyayız hani deniyor ya, “Yaparsa AK Parti yapar!” dedi.
Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
“Kız çocuklarını ritüelleri için kurban ettiler”
“Dünya; Küresel zorbalar Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail eliyle Bir felakete sürüklenmek isteniyor. Bugün komşumuz İran'da yaşananlar sadece İran için değil, “tüm insanlığı hedef alan” kirli ve sinsi bir planın parçasıdır. Epstein adasındaki çocuk tecavüzcüleri ile İslam coğrafyasındaki çocuk katilleri, Aynı karanlık koalisyonun ortaklarıdır!
İran’da ABD ve İsrail saldırılarının başladığı o ilk saatlerde vurulan hedef; ne bir askerî tesis, ne bir komuta merkezi ne de bir füze rampası oldu. İlk hedef, içinde 175 masum kız evladımızı kaybettiğimiz bir ilkokul oldu.
İran’da “kadınlara özgürlük” getireceklerini iddia edenler, ilk olarak kız çocuklarının gittiği bir okulu bombaladılar. Huzurlarınızda ilk defa açıklıyorum! Bakınız, bu hedef asla tesadüf değildir. Epstein’de ifşa olan bu sapkınların bir ritüeli var. Bunların “Baal” inancına göre, kutsal saydıkları bir savaşa başlarken önce kız çocukları kurban edilir. İşte bu 175 kız çocuğumuz bilerek, isteyerek ve planlayarak hedef alınmış ve bu şeytani ritüele kurban edilmiştir. O yüzden kıymetli kardeşlerim; mesele İran meselesi değildir. Mesele sadece İslam meselesi de değildir. Bugün bütün insanlık şeytani bir düzenin tehdidi altındadır.”
“Sizin dedeleriniz bin yıl önce de haçlı seferleri’nde aynı hayali kurmuştu”
Bu topraklar ilk kez bu vahşetle tanışmıyor. Bin yıl önce de Avrupa’da toplanan Haçlı orduları aynı niyetle yola çıkmıştı. Peki ne oldu? “Kutsal bir amaç” için yola çıktıklarını söyleyenler, daha Almanya’da katliamlar yapıp şehirleri talan ettiler. Balkanlara indiler, Balkanları yağmaladılar. İstanbul’a geldiler; Ayasofya başta olmak üzere mabetleri yağmaladılar, halkı kılıçtan geçirdiler ve İstanbul’un zenginliklerini gemilere yükleyip Avrupa’ya taşıdılar.
Haçlılar o dönemde öyle zulümler yaptılar ki, Bizans’ın meşhur devlet adamı Lukas Notaras şu sözü söylemek zorunda kaldı: “İstanbul’da Latin külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim.”
Peki bu yağma ordusu bununla mı sınırlı kaldı? Elbette hayır. Anadolu’yu, Suriye’yi, Kudüs’ü ve Lübnan’ı yağmalayarak adeta bir çekirge sürüsü gibi gittikleri her yeri talan ettiler. Yola çıkarken Müslümanlara karşı olduklarını söylediler ama yolda Müslim–gayrimüslim ayırt etmeksizin katliamlar yaptılar. İşte bu zihniyet bin yıl önce de böyleydi.
Daha dün, Donald Trump’ın akıl hocası ve en yakın dostu Senatör Lindsey Graham ne dedi? “Bu bir dini savaş ve Ortadoğu’nun gidişatını bin yıl boyunca biz belirleyeceğiz.” dedi.
Şuna bir açıklık getirelim: Sizin dedeleriniz bin yıl önce de Haçlı Seferleri’nde aynı hayali kurmuştu. Şimdi bu coğrafyada bir mezarları bile yok. Ancak Müslümanlar hâlâ buradalar.
İşte 18 Mart yaklaşıyor. Bunların dedeleri yüz yıl önce de Çanakkale’de aynı hayali görmüşlerdi. Gemileri Çanakkale Boğazı’nın dibine gömüldü.
Bu coğrafyada hesap yapan çok oldu. Ama bu toprakların iradesini hesaba katmayan herkes tarihin çöplüğünde yerini aldı. Bu zihniyet bugün de aynı akıbete mahkûmdur. Yine yenilecekler ve yine cehenneme sürülecekler.”
“Bu coğrafyada mezarları bile olmayacak”
“Zulüm ebedi olamaz, kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır. Zulmün bugün bu kadar zirve yapmış olması gücünün değil, çöküşünün habercisidir.
Bakınız, size Filistin davasının önderlerinden Ahmed Yasin’in 1999 yılında El Cezire’ye verdiği bir röportajdan bir bölümü aynen aktarmak istiyorum. Ne diyordu Şeyh Ahmed Yasin: “Biz başlangıçta hasta ve bitkin bir nesildik, şimdi savaşan bir nesil olduk. Felaket döneminin nesli gitti, taş ile bomba ile mücadele eden bir nesil geldi ve gelecek nesil hürriyetine kavuşmuş bir nesil olacak.”
Ve sonra ekledi: İsrail, gelecek çağın ilk çeyreğinde son bulacak inşallah. Şeyh Ahmed Yasin 2027 yılını işaret etmişti. Biz buna yürekten inanıyoruz. Ama 2027, ama 2037… Bunların akıbeti de dedelerinin akıbetiyle aynı olacak inşallah. Bırakın devletlerini; bu coğrafyada mezarları bile olmayacak. Hiç kimse; ne Donald Trump, ne Benjamin Netanyahu ne de avaneleri boş hayaller görmesin. Bizler bu coğrafyada Şiisiyle, Sünnisiyle; Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Farsıyla hem birbirimizin hukukunu gözeteceğiz hem de birbirimizi el üstünde tutacağız. Bölgede barış ve adalet, emperyalizmin bombalarıyla değil; bizlerin inancıyla, dayanışmasıyla ve mücadelesiyle inşa edilecektir.”
“İktidarın radarlar nereye bakıyor?”
“Değerli misafirler; böylesine kritik bir dönemde, bölgemizde büyük hesaplar yapılırken devlet aklının da ufkunun büyük olması gerekir. Tarih bize şunu öğretmiştir: Büyük milletler büyük tehditlere odaklanır.
Ama ne yazık ki bugün Türkiye’de iktidarın radarları dünyanın ve bölgemizin gerçek meselelerinden çok uzak bir yere çevrilmiş durumda. Dünyada bütün radarlar hipersonik füzelere odaklanmışken, bizdeki radarlar vatandaşın cüzdanına kilitlenmiş durumda. Dünya radar ekranlarında kıtalararası tehditleri takip ediyor; bizimkiler ise radarda araç plakası kovalamanın telaşında.
Bakınız; eskiden bir yılda kesilen cezayı şimdi bir ayda kesen bir iktidarla karşı karşıyayız. Alırken vatandaşın yakasından düşmeyen iktidar, verirken eli bir türlü cebine gitmiyor.”
“Yaparsa AK Parti yapar”
“Sayın Cumhurbaşkanı bir müjde açıkladı. Bu topraklar daha önce böyle bir müjde görmedi. Düşünün; emekli ikramiyesine tek kuruş zam yapmayan ama bunu da bir müjde gibi açıklayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Hani deniyor ya, ‘Yaparsa AK Parti yapar!’ Emeklilerin bayram ikramiyesine tek kuruş zam yapmadan, sadece ödeme tarihini birkaç gün öne çekip bunu “müjde” diye sunmayı ancak bu iktidar yapabilirdi. Onu da yaptılar…
Bayram yaklaşıyor. İktidar “Bayram ikramiyesi 4.000 TL’de kalacak.” diyor. Biz bu rakamları asla kabul etmiyoruz. Bizim teklifimiz her bayram en az bir maaş ikramiyedir. Bunun aşağısındaki hiçbir rakam ikramiye değil, harçlıktır.
Bu teklifimizi kanun teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdik. Yetmedi; 1 milyon 200 bini aşan imza topladık. Onu da Meclis’e götürdük, Meclis Başkanımıza teslim ettik. Dedik ki: “Milletimizin talebi budur. Bizim talebimiz budur.”
Buradan iktidara sesleniyorum: Gelin bu bayram, hâlâ vakit varken emeklinin bedduasını değil duasını alın. Bu kararınızdan vazgeçin. Emekli maaşını, emekli ikramiyesini iki üç gün önce yatırmak müjde değildir; emekliyle dalga geçmektir.”