POLİTİKA

Mahmut Arıkan: “Mesele yalnızca ‘evet’ veya ‘hayır’ demekten ibaret değildir”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” gündemli kürsü konuşmasında partisinin kanun teklifine ilişkin görüşünü ilan etti. “Mesele yalnızca ‘evet’ veya ‘hayır’ demekten ibaret değildir” diyen Arıkan, şartlı destek maddelerini sıraladı.

Abone Ol

Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan ifadeler şu şekilde;

“TÜRKİYE BÜYÜK BİR DEVLETTİR”

“Türkiye büyük bir devlettir. Büyüklüğümüz; yalnızca yüzölçümümüzden, nüfusumuzdan, ordumuzun gücünden ibaret değil. Türkiye; binlerce yıllık devlet geleneğinin, Anadolu'da asırlardır birlikte yaşama iradesinin, çok büyük acılardan sonra yeniden ayağa kalkabilme kudretinin adıdır.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılındayız. Bir yüzyılı geride bıraktık... Büyük başarılarımız, büyük birikimlerimiz ve büyük imkânlarımız var. Ancak geçmişten bugüne taşıdığımız ve hâlâ çözmek zorunda olduğumuz meseleler de bulunuyor.

Bugün, Türkiye'nin hem geçmişini hem de geleceğini ilgilendiren bir kanun üzerine konuşuyoruz. Onun için bugün kurulacak her cümlenin, atılacak her adımın, verilecek her oyun; siyasi hesapların çok üzerinde bir anlamı vardır.”

“MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN TECRÜBESİ DERİNDİR”

“Her şeyden önce bilinmesini isterim ki 56 yıllık Millî Görüş hareketi olarak bizler, ilk günden itibaren Türküyle, Kürdüyle bu milletin kardeşliğinin güçlü bir şekilde tesisi için çalıştık, terörün çözümü için büyük çabalar harcadık. Bunun için tarihimizde, biri 1991 biri de 1994 yılında iki ayrı rapor yayınladık. Kimsenin cesaret edemediği bir dönemde, Erbakan Hocamız Bingöl'de o meşhur konuşmasını yapmış, bunun için DGM'de yargılanmış ve kendisine siyasi yasak getirilmişti. Yine 2009 yılında, bu sefer Saadet Partisi olarak bu meselenin çözümüne ilişkin yeni bir rapor hazırladık. Bu raporu -isme özellikle dikkat çekmek istiyorum- ‘Gönüllü Birliktelik ve Kardeşlik’ başlığı ile kamuoyuyla paylaştık. Yani bizler, ne tek tipçi jakoben anlayışa teslim olduk, ne de küresel güçlerin ülkemiz üzerindeki oyunlarını görmezden geldik. Millî Görüş Hareketi, bütün bu çabayı ortaya koyarken birçok iftira ve baskıya maruz kaldı. Buna rağmen; ne küstük, ne geri adım attık, ne de kınayanın kınamasına aldırdık; milletimizin kardeşliğine, birlik ve beraberliğine katkı yapacak hakikatleri en güçlü şekilde dile getirmeye devam ettik.”

“MESELE YALNIZCA ‘EVET’ VEYA ‘HAYIR’ DEMEKTEN İBARET DEĞİLDİR”

“Saadet Partisi olarak, "Terörsüz Türkiye" adı verilen süreçte de kaygılarımızla birlikte beklentilerimizi de şeffaf bir şekilde hem muhataplarımızla hem de aziz milletimizle paylaştık. Başından beri söylediğimiz bir şey var: "Terörsüz Türkiye" müphem bir ifade, ihtiyacımız olan "Yaşanabilir Türkiye'dir" dedik.

Bizim için mesele yalnızca bir kanun teklifine ‘evet’ veya ‘hayır’ demekten ibaret değildir. Asıl mesele, Türkiye'nin kendi sorunlarını kendi insanlarıyla, kendi Meclisiyle ve kendi hukuk düzeni içinde çözebilme iradesidir. Elbette; kaygılarımız, çekincelerimiz ve dikkatle takip ettiğimiz hususlar var! Bunları söylemekten, yanlış gördüğümüz noktaları ifade etmekten vazgeçmeyeceğiz. Ancak kaygılarımızın bizi yeniden kutuplaşma ve çatışma siyasetine sürüklemesine de izin vermeyeceğiz. Bu nedenle; toplumsal dayanışmayı, kardeşliği, hukuku, millet iradesini ve ortak geleceği güçlendirecek bir anlayışla bu sürece destek veriyoruz.”

BU DESTEK NE ANLAMA GELİYOR?

“Bu destek; herhangi bir siyasi aktöre koşulsuz bir destek değildir. İktidarın bütün uygulamalarına verilmiş bir onay değildir. Kanun teklifinin her maddesine peşinen kefalet değildir. Bizim desteğimiz, Türkiye'nin meselelerini Türkiye'nin iradesiyle çözebilme çabasınadır. Bu "evet", Türkiye'nin iç işlerine hiçbir küresel gücün, hiçbir emperyalist odağın müdahale edememesi için verilmiştir. Bu "evet", Filistin'i kana bulayan, bölgemizin geleceğine göz diken Siyonist yayılmacılığa karşı Türkiye'nin daha güçlü, daha bağımsız ve daha dirençli olması için verilmiştir.”

“NEYE EVET NEYE HAYIR?”

“Biz; terörün sona ermesine evet diyoruz. Silahların susmasına evet diyoruz. Kardeşliğe evet diyoruz. Hak ve özgürlüklere evet diyoruz. Hukukun üstünlüğüne evet diyoruz. Meclis iradesine ve istişareye evet diyoruz. Ama; şiddetin meşrulaştırılmasına hayır diyoruz. Millet iradesinin devre dışı bırakılmasına hayır diyoruz. Kapalı kapılar ardında yürütülen süreçlere hayır diyoruz. Yeni vesayet anlayışlarına hayır diyoruz. Türkiye'nin geleceğinin başka hesaplara teslim edilmesine hayır diyoruz.”

KALICI ÇÖZÜM; ADALET, HUKUK, TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME VE KARDEŞLİĞİ BİRLİKTE İNŞA ETMEKTİR

“Millî Görüş'ün terör, devlet, kardeşlik, adalet ve toplumsal bütünlük üzerine ortaya koyduğu yaklaşımı ele alınmadan bugünkü tartışmalar içinde doğru yönü tayin etmek mümkün değildir. Terör meselesinin çözümü bir partinin seçim hesabı değil, Türkiye'nin kazanması meselesidir. Silah bırakma ve tasfiye bu süreç için sadece başlangıç noktası olarak görülmelidir. Türkiye adaletsizlik, ekonomik eşitsizlik, siyasi kutuplaşma ve kimlik çatışması üreten bir düzene devam ederse başka sorunlar ortaya çıkacak; terörü yeniden üretemeyecek bir Türkiye hedefine ulaşılamayacaktır. Saadet Partisi, sürece daha başından kategorik biçimde karşı çıkmayı, kahinlik yapmayı Milli Görüş müktesebatıyla bağdaştırmamaktadır. Çözümün adresi Erbakan Hocamızın sürecin en karanlık dönemlerinde yaptığı konuşmalar, çağrılar ve çözüm önerilerindedir. Evet! Bugün bir kez daha yüksek sesle tekrar ediyoruz ki: Kalıcı çözüm; adalet, hukuk, toplumsal bütünleşme ve kardeşliği birlikte inşa etmekten geçmektedir. “

“MESELE, TERÖR BİTTİKTEN SONRA NASIL BİR TÜRKİYE KURACAĞIMIZDIR!”

Saadet Partisi, ‘Çerçeve yasaya karşı mıyız, destekliyor muyuz?’ ikiliğine hapsedilemez. Burada mesele sadece bir terör örgütünün tasfiyesi değil, terörü yeniden üreten zeminin bütünüyle ortadan kaldırılmasıdır. Halihazırda yürüyen süreçle ilgili olarak Saadet Partisi'nin değerlendirme süreci: silahların tamamen bırakılmasına dönük yöntem ve usuller, terör örgütünün tasfiyesini gerçekleştirme potansiyeli, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü tartışmaya açılıp açılmadığı, TBMM'yi çözümün merkezi statüsünün devamlılığı, şiddete bulaşmamış insanların topluma yeniden kazandırılmasın nasıl mümkün olacağı etrafında şekillenmektedir. Saadet Partisi'nin söylemesi gereken yalnızca ‘çerçeve yasayı destekliyoruz’ veya ‘çerçeve yasaya karşıyız’ değildir. Bundan daha büyük bir teklif ortaya koymaktır. Çünkü mesele yalnızca terörü bitirmek değildir. Mesele, terör bittikten sonra nasıl bir Türkiye kuracağımızdır! O nedenle, partimiz çerçeve yasaya şartlı bir destek sunmaktadır.

“ŞARTLI DESTEK MADDELERİMİZ”

“1. Terörü ortadan kaldırmak devletin asli görevidir. Devlet kendi ülkesinde silahlı bir yapının varlığını olağanlaştıramaz. Devletin egemenliğine alternatif bir silahlı otorite kabul edilemez. Dolayısıyla silahların bırakılması, örgütsel yapının tasfiyesi ve devlet otoritesinin ülkenin her noktasında tartışmasız biçimde tesis edilmesi konusunda taviz verilemez.

2. Terörü meydana getiren şartları ortadan kaldırmadan yalnızca silahlı unsurlara odaklanmak, hastalığın kendisini değil belirtilerini tedavi etmektir. Bu çerçeve yasa terörü mü tasfiye ediyor, yoksa terörü meydana getiren sebepleri de ortadan kaldırıyor mu? Millî Görüş'ün terör meselesine ilişkin yaklaşımında güvenlik yalnızca meselenin bir boyutudur. Ekonomik geri kalmışlık, işsizlik, bölgesel eşitsizlikler, adalet duygusunun, temel hak ve özgürlüklerin zedelenmesi, devlet ile vatandaş arasındaki mesafe ve toplumsal kardeşliğin zayıflaması da aynı bütünün parçalarıdır. Dolayısıyla Saadet Partisi'nin çerçevesi; kapsamlı bir kardeşlik, adalet ve toplumsal bütünleşme programıdır.

3. Toplumsal barış yalnızca bir tarafın beklentilerini karşılayarak kurulamaz. On yıllardır terör nedeniyle evladını, eşini, kardeşini kaybetmiş insanların yaşadığı acı yok sayılamaz. Milli Görüş'ün "kardeşlik" anlayışı; Türkiye hedefinin şehit ailelerinin ve gazilerin adalet beklentilerinden bağımsız ilerleyemeyeceğini vurgulamaktadır. Çünkü adalet duygusunun olmadığı yerde kalıcı toplumsal barış kurulamaz. Devlet bir yarayı kapatırken başka bir yara açmamalıdır.

4. Terörsüz Türkiye hedefinin en büyük taşıyıcısı ekonomik kalkınma olmalıdır. Ekonomik bağımsızlık ile toplumsal huzur birbirinden ayrı düşünülemez. İşsizliğin, yoksulluğun ve bölgesel eşitsizliğin yoğun olduğu bölgeler terörün insan kaynağı üretmesine daha açık hâle gelebilir.

5. Terörsüz Türkiye hedefi; ABD ve İsrail'in soykırım, bölgesel yayılmacılık ve işgal politikalarından bağımsız düşünülemez. Bölge ülkeleri, ABD ve İsrail ikilisinin bölgenin etnik ve toplumsal meseleleri üzerinden nüfuz üretme girişimlerine daha dayanıklı olmalı, daha akıllıca bir tutum almaları gerekir. Bölge ülkelerine olan saldırılar ve işgal girişimlerinin ölümcül sonuçları herkes için ibret olmalıdır. Terörsüz Türkiye süreci, "Terörsüz Bölge"ye dönüşmeli, Amerika ve İsrail'in bölgedeki emperyal politikalarını boşa çıkaracak bir zemini sağlamalıdır.

“TOPLUM SİZE NİÇİN GÜVENMİYOR?”

“Meselenin bir başka önemli tarafına dikkat çekmek istiyorum. Bugün toplumumuzun önemli bir kesimi, bu süreci umutla takip ettiği kadar, şüpheyle de takip ediyor. İnsanlarımız; ‘İnşallah terör biter’ diyor. ‘İnşallah bir daha evlatlarımızın burnu kanamaz’ diyor. ‘İnşallah kardeşliğimiz güçlenir’ diyor. Ama hemen ardından başka bir soru soruyor: ‘Bu iktidara güvenebilir miyiz?’

Bu soruyu küçümsemeyin! Bu soruyu soran insanları sürecin karşısında olmakla, barış istememekle, terörün devamını arzulamakla suçlamayın. Çünkü bu şüphenin sebepleri var! Bu sebeplerin önemli bir kısmını siz oluşturdunuz. Yıllardır bu ülkede; hukukun üstünlüğü tartışılıyor. Yargının bağımsızlığı tartışılıyor. Uzun tutukluluklar tartışılıyor. Seçilmişlerin hukuk yoluyla görevlerinden uzaklaştırılması tartışılıyor. İfade özgürlüğü tartışılıyor. Toplantı ve gösteri hakkı tartışılıyor. Mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığı tartışılıyor.”

“TOPLUMSAL BARIŞ GÜVEN İSTER”

“Biz bugün bunları bir siyasi polemik çıkarmak için söylemiyoruz. Çok daha önemli bir sebeple söylüyoruz: Toplumsal barış güven ister. Ve güven; sadece kanun maddesiyle kurulmaz. Güven; siyasetin davranışlarıyla inşa edilir. Bir taraftan; "Türkiye'de yeni bir dönem başlatıyoruz" diyecek, öbür taraftan eski dönemin hukuk anlayışını devam ettirecekseniz olmaz! Bir taraftan; "Kardeşlik" diyeceksiniz, öbür taraftan siyasi rakiplerinizi düşmanlaştıracaksınız. Olmaz! Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak zorundasınız.

Türkiye büyük bir devlettir. Büyük devlet olmak; en zor meselelerini aklıselimle, adaletle, hukukla ve millet iradesiyle çözebilmektir. Geçmişte yaşanan acı tecrübeler ortadadır. Milletimizin bir kez daha hayal kırıklığına uğramasına izin verilmemelidir. Bu millet; çok acılar yaşamış, çok bedeller ödemiş, çok kez umutlanmış, çok kez de hayal kırıklığına uğramıştır. Artık aynı hataların tekrarına tahammülümüz yoktur. Biz, söylememiz gerekeni söylemekle, uyarmamız gereken yerde uyarmakla, doğru adıma destek vermekle yükümlüyüz. Siz de üstlendiğiniz sorumluluğun gereğini eksiksiz yerine getirmekle yükümlüsünüz. Biz istiyoruz ki; Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı, geçmişin kavgalarının tekrarlandığı değil; kardeşliğin güçlendiği, adaletin hâkim olduğu, ekonomisi güçlü, dış politikası bağımsız, Yeniden Büyük Türkiye'nin yüzyılı olsun.”