Müslümanların tarihinde savaşların en çok gerçekleştiği ayın Şehr-i Ramazan olduğunu söyleyebiliriz. Eski dönemlerde intikallerin piyade ve süvari olarak gerçekleştirilmesine, Hicaz topraklarının sıcak ve kavurucu çöllerine rağmen Müslümanların Ramazan ayında pek çok cepheye koştukları vakidir. Üstelik Ramazan’da gerçekleşen bu seferlerde susuzluk, en büyük zorlayıcı faktördür. Ancak bu olumsuzluklar Müslümanların Bedir Savaşı için yola çıkmasına mani olamamıştır.
Hurma İftariyelik midir? Birinci Umeyr’in Öyküsü
Hz. Peygamber dönemindeki seferlerde mücahitlerin yanında azık olarak, kuru hurma yaygın bir şekilde bulunurdu. Bunun nedeni, Medine’de hurma üretiminin çokluğu ve o günkü şartlarda bozulmayan ve insanı zinde tutan temel gıda maddesi olmasıydı. Temin edilebilirse nadir olarak da öğütüp ekmek yapmak amacıyla arpa ve buğday olurdu. Kendilerini konaklardaki su membaına ulaştıracak kadar su taşırlardı. Günümüzdeki ordular gibi mutfak hizmeti bulunmazdı. Her bir nefer, silahını şahsi olarak temin ettiği gibi tüketeceği yiyeceğini ya da bineğinin yemini bizzat satın alır ve seferde yanında getirirdi. Bu durumu betimleyen bir hadiseyi İbn Hibbân şöyle anlatmaktadır:
“Sonra Resulullah eliyle bir avuç dolusu kum aldı. Çardaktan çıktı ve Kureyş ordusuna yönelerek, “Yüzleri kararsın!” dedi. Sonra onu düşmana doğru üfürdü. Ardından da, “Yaşamam ve ölüm kararımı verecek olan Allah’a yemin ederim ki bugün sabrederek, mükâfatını Allah’tan bekleyerek, geri çekilmeksizin sürekli üzerine üzerine giderek kâfirlerle savaşan kişiyi Allah kesinlikle cennete koyacaktır” dedi. Seleme oğulları kabilesinden Umeyr b. el-Humâm elindeki hurmaları yiyordu. Bunun üzerine “Allah’ın elçisi! Söyle bana! Eğer geri çekilmeksizin sürekli üzerine üzerine giderek kâfirlerle savaşırken öldürülürsem mükâfatım ne olacak?” dedi. Resulullah, “Sana cennet verilecek” dediğinde Umeyr, elindeki hurmaları attı ve (düşmana doğru) ilerledi. Şehit oluncaya kadar savaştı.”
Umeyr, Ensar’dan olup savaşırken şehit düşen ilk kişidir. Müslümanlar Medine’ye hicret edince Hz. Peygamber, Umeyr ile Ubeyde b. el-Hâris’i (ö. 2/624) kardeş yapmıştı. Her ikisi de Bedir’de şehit düştü. Aynı olayın anlatıldığı farklı bir rivayete göre Hz. Peygamber, ordusuna hitap ederken, “Kalkın! Genişliği göklerin ve yerin enlemesi kadar olan Cennet’e koşun! (Hadîd 57/21)” deyince Umeyr, “Cennet bu kadar geniş mi gerçekten?” diye sordu. Hz. Peygamber’in “Evet” demesi üzerine, “Peh! Peh! İyiymiş” dedi. Hz. Peygamber, “Neden peh peh dedin ki?” diye sorunca, “Cennetlik olmayı umdum da ondan” dedi. Hz. Peygamber “sen cennet ehlindensin” deyince elindeki hurmalara bakıp kendi kendine şöyle dedi: “Vallahi şu hurmaları yiyinceye kadar hayatta kalırsam çok uzun yaşamış olurum (çok geç kalmış olurum)” Elindeki hurmaları attı ve düşmanın üzerine atıldı (Müslim, İmâre, 145).
Oruçluyken Sefer: Zorluk ve İmtihan
Hz. Peygamber, 12 Ramazan’da (8 Mart 624) Bedir kuyuları civarından geçecek olan Mekke kervanını basmak için Medine’den hareket etmiştir. Bu bir kervan baskınıdır. Kervanın zaten çok sıkı bir muhafız bölüğü de yoktur. Müslümanların Bedir’deki silah, binek ve teçhizat azlığı, zannedildiği gibi Müslümanların bir savaşa hazırlıksız gitmiş olması olmadığı gibi fakirlik ve yoksulluk da değildir. Hadise, yaklaşık 313 kişilik Müslüman birliğinin bir ticaret konvoyunu basmayı planlamasından ibarettir. Bugünkü manada onlarca kargo kamyonunun ve tırın bulunduğu bir nakliye konvoyu basılacaktır. Tırlardaki ürünlere el konulup Medine’ye dönülecektir. Mekkeliler ticaret yollarının ve lojistiğin kesildiğini anlayacaklardır. Böylece Mekke üzerinde iktisadi bir baskı oluşturulacaktır.
Mekke müşriklerinin olaydan haberdar olup ordu çıkarmalarıyla, sıradan bir kervan baskını düzeyinde olan operasyon büyük bir savaşa evrilmiştir. Mekke’nin bin kişilik büyük bir ordu çıkarmasının yakın vadede ilk amacı konvoyu muhafaza etmek olsa da stratejik amacı, Mekke-Roma ticaret yolunun kontrolünü sağlamaktır. Sürecin savaşa dönüşmesiyle her iki ordu 17 Ramazan 2 (13 Mart 624) sabahı her iki ordu erken saatlerde Bedir meydanında karşı karşıya geldi. Bu savaşa Büyük Bedir Savaşı adı verildi.
Savaşacak Kadar Genç Olmak! İkinci Umeyr’in Öyküsü
Hz. Peygamber, ordunun askeri kurallara göre tanzim edilmesine önem vermiştir. Bu nedenle yaşı küçük olan mücahitlerin cephede aktif olarak bulunmasına müsaade etmemiştir. Bedir Savaşı’yla ilgili İbnHibbân’ın anlatısı şöyledir:
“Ramazan ayının on iki gecesi geçince Resulullah yola çıktı. Kureyş kervanına baskın yapmak istiyordu. Yanında ensâr ve muhacirler vardı. Medine’den çıkmadan önce Ebî Uyeyne kuyusu yanında karargâhını kurdu. Arkadaşlarını denetledi. Yaşı küçük olanları geri gönderdi. Müslümanlardan o gün geri gönderilenler arasında Abdullah b. Ömer [ö. 73/692], Râfi’ b. Hâdic [ö. 73/692], el-Berâ b. Âzib [ö. 71/690 [?]], Zeyd b. Sâbit [ö. 45/665 [?]], Üseyd b. Hudayr [ö. 20/641] vardı. Umeyr b. EbîVakkâs ise o gün peygamberin kendisini görmemesi için saklanıyordu. Abisi Sa’d [b. EbîVakkâs] Umeyr’e “Neyin var kardeşim?” dedi. Umeyr, “Peygamberin beni bulmasından ve küçük yaşta olarak değerlendirerek geri göndermesinden korkuyorum. Allah’ın beni şehadete ulaştırmasını umuyorum” dedi. Resulullah onu gördü ve geri gönderdi. O kadar çok ağladı ki peygamber kalmasına izin verdi. Bedir savaşında şehit düştü.”
Mekkeli Umeyrlerden Gazzeli Süleyman’a
Birinci Umery, hurmaları yemeden Cennet’e koştu. İkinci Umeyr ise Bedir’de şehit olduğunda henüz on altı yaşını geçmemişti. Siyer okumaya başladığım küçüklük çağlarımda Umeyr’in hayatını okumuştum. Kitapların onun saklanışına ve gözyaşlarına dair yaptığı betimlemeler, sanki oradaymışım gibi canlı bir tabloya dönüşmüştü. Birinci Umeyr’in koca bir orduya meydan okuyuşu ve Cennet’e koşması; küçük Umeyr’in düşmanla vuruşmak için ağlaması, ashabın dağlar gibi bir iman taşıdığının göstergesiydi. Onların hayatına dair okuduklarım zihnimde büyük bir hürmetle yer tutarken Aksa Tufanı başladı. Bu savaşta sayısız Umeyrler gördüm. Hele biri var ki onu ilk gördüğüm gün, küçük Umeyr’in gözyaşları akarken kalbimde duyduğum aynı hisleri bana yaşattı.
Adı Süleyman idi. Kassam’ın yayınladığı bir operasyon videosunda açık mavi tişörtüyle görünüyordu. Yüzü sansürlenmişti. Yağan yağmurda sırılsıklam olmuştu. Ellerinden, yaşını hemen anladım: Genç Umeyr, dirilmiş ve modern zaman gelmişti. Bu gencecik bir mücahitti. Silahıyla düşmana mermi yağdırıyor; binaların arasında taarruza kalkıyor ve durmaksızın el bombaları atarak göğüs göğse çarpışıyordu. Yanından üzerlerinden kan fışkıran mücahitler geri çekiliyor; yanı başında şehit mücahitler uzanıyordu. O ise ilerlemeye devam ediyordu. Sırtında çantası ve istişhadi bombası vardı. İstişhadi bombasını görünce yüreğim burkuldu. Siyonist tankına ulaşacak, patlayıcı yerleştirecek ve pimi çekerek imha edecek ilk şehit adayları arasına ismi yazılmıştı. Dün Süleyman’ın kimliği açıklandı. Tam adı Süleyman Haşim Ebu Hudayr idi. Yirmi bir yaşındaydı. Kassam Tugayları Gazze Alayı'na bağlı Bedir Müfrezesi mücahitlerindendi. Bedir ismi tesadüf değildi. Genç Süleyman, Umeyrlerin yolundaydı. 2 Ekim 2002 tarihinde dünyaya gelen mücahidimiz, Aksa Tufanı’ndan bir ay sonra 14 Kasım 2023 tarihinde şehit düştü. Şâti cephesini müdafaa eden istişhadilerden idi. O ve arkadaşları bir binada Siyonistleri kıstırdılar ve binayı istişhadilerle havaya uçurdular. Mübarek naaşı, bir enkazın altında bulundu.
Beraber şehit düştükleri arkadaşı şehit Ahmed Bessam el-Kavka, çekilen bir videoda yüzünden akan kanları eliyle sildi, kokladı ve şöyle dedi: "Görüyor musunuz? Rengi, kan rengi; kokusu cennet miski kokusu!" Ahmed şu hadisi okuyordu: “Allah yolunda yaralanan bir kişi, kıyamet günü vurulduğu şekliyle gelir. Renk, kan rengidir ama kokusu misk kokusudur.” (Nesâî, Cihâd, 27) Onun kanlarını görüp sözlerine şahit olan Süleyman şöyle dedi: “Allah’ım! Senin uğrunda ve senin rızan için!” O sırada Süleyman’ın oturduğu yerden gülümseyerek hayranlıkla Ahmed’e baktığını ben gördüm. Siz de görmelisiniz.