POLİTİKA

Saadet Lideri Mahmut Arıkan: Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni bir siyasi ahlaktır

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Kocaeli'de Saadet Partisi ve DEVA Partisi'nin il başkanlıkları tarafından düzenlenen programda iş insanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazetecilerle bir araya geldi. “Bizim önerimiz hem iktidar tabanına hem de muhalefete birlikte yürünebilecek bir yol önerisidir” diyen Arıkan, “Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni projeler değil yeni bir siyasi ahlaktır” ifadelerini kullandı.

Abone Ol

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Kocaeli'de Saadet Partisi ve DEVA Partisi'nin il başkanlıkları tarafından düzenlenen programda iş insanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazetecilerle bir araya geldi.

Arıkan'ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“SÜRECİ DOĞRU OKUMALIYIZ”

“Konuşmaya "Zor zamanlardan geçiyoruz" diye başladığımızda birçok insanımızdan haklı olarak "Bu ülkede hiç kolay zamanlar olmadı ki" itirazı geliyor. Çok büyük altüst oluşların, savaşların ve krizlerin ardından kurulan Cumhuriyetimiz 100 yaşını aştı... İkinci yüzyılımızdayız. Aynı zamanda 21. yüzyılın ilk çeyreğini de bitirdik. Cumhuriyetimizin ilk 25 yılı "tek partili yıllar" iken, 21. yüzyılın ilk 25 yılı da "AK Partili yıllar" oldu.

Sadece bugüne bakıp, son birkaç yıla veya son beş-on yıla bakıp bir değerlendirme yapmak; içinde bulunduğumuz koşullara dair doğru bir okuma olmaz!

Bu ülkede darbeler, muhtıralar, olağanüstü haller, siyasi yasaklar, parti kapatmalar, kayyım iddiaları ardışık dönemlerde hep var oldu...

2002'deki AK Parti iktidarı da yargının siyasete sıkça müdahale ettiği, peş peşe parti kapatmaların yaşandığı, inanç ve düşünce özgürlüğünün sert bir şekilde kısıtlandığı sancılı bir 28 Şubat sürecinin ve büyük bir ekonomik krizin ardından geldi.

Bu süreci doğru okumalıyız. Peş peşe yaşadığımız bütün süreçler, ne geniş halk kesimlerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılardan ne de Filistin'den İran'a; Lübnan'dan Yemen'e bölgede yaşadığımız gelişmelerden bağımsız değildir.

Olup bitenler tesadüfen gelişen olaylar değildir. Sistematik bir şekilde yoksulluğu yaygınlaştıran, siyasetin alanını giderek daraltan diğer taraftan da küresel sermayenin her gün bir şeyleri bizlerden alıp götürdüğü bir süreç yaşıyoruz.”

“DÜNYA GÜVENDE DEĞİL”

“Bütün bu yaşadıklarımız aynı zamanda bölgemizde yaşanan büyük kırılmalar karşısında, Türkiye'nin nasıl bir duruş ortaya koyacağı meselesidir. Bakınız, bugün 12 Haziran. Yani; 12 Haziran'ı 13 Haziran'a bağlayan gece, "12 Gün Savaşlarının" I. yıldönümü. Tam bir yıl önce fiili olarak başlayan İran- ABD/İsrail savaşı her geçen gün dozunu artırarak devam ediyor. Haritanın güneyine doğru iniyoruz... 2024 sonunda Esed rejimi yıkılırken, Suriye'nin askerî kapasitesi İsrail tarafından ağır biçimde hedef alındı.

Gazze'de ise soykırım hala devam ediyor. Lübnan'da, Litani nehrinin kuzeyi bombalanmaya devam ederken, ufukta Beyrut'un işgali söz konusu. İsrail bölgemizde terör estirirken, Amerika ise hem bölgemizde hem de dünyada terör estirmeye devam ediyor. Uyuşturucu ile mücadele bahanesiyle, Venezuela'ya saldırıyor. Karteller bahanesi ile Latin Amerika genelinde operasyon yapıyor, güvenlik bahanesiyle Panama'yı ve Grönland'ı tehdit ediyor, Yemen'de terörle mücadele bahanesiyle 800'den fazla hedefi bombalıyor, Somali'de yine terörle mücadele bahanesiyle sadece 2025'te 126 operasyon yapıyor, (hakem) en son Arnavutluk'ta "Sazan Adasını" Epstein sermayesine açmaya çalıştığını tüm dünya takip ediyor.

Netice itibarı ile, coğrafyamız başta olmak üzere, dünyanın ne doğusu ne batısı ne kuzeyi ne de güneyi bugün güvende değildir. Ve bu tehlikeler, bize hiçte uzak değildir... İşte böylesi bir küresel atmosferde, mazlumların yanında saf tutabilmek için, Türkiye güçlü olmak zorundadır. Peki Türkiye güçlü olmak için nasıl bir yol izlemelidir? İçeride adaleti, dışarıda barışı, ekonomide güveni, siyasette ahlakı yeniden inşa etmelidir? İşte bugün bizler bunun çalışmalarını yapıyoruz.”

“BİZİM SİZLERE ÖNERİMİZ HEM İKTİDAR TABANINA HEM DE MUHALEFETE BİRLİKTE YÜRÜNEBİLECEK BİR YOL ÖNERİSİDİR”

“Ben şuna eminim ki, hepimizin bu salonda bulunma sebebi, olup bitenler karşısında kayıtsız kalmayışımızdır, bir çıkış yolu arayışımızdır, duyarlılığımızdır. İşte bu noktada bizim sizlere önerimiz, bir üçüncü yol değil, bizim sizlere önerimiz hem iktidar tabanına hem de muhalefete birlikte yürünebilecek bir yol önerisidir. İnşallah, hep birlikte, azim ve kararlılıkla, insanımızın birlikte yaşama iradesini, adalet temelinde örgütleyerek yaşanabilir bir Türkiye'ye kavuşacağız. Elbette yoksulluğun azaltılması, emeğin korunması, sosyal refahın yaygınlaştırılması vazgeçilmezimizdir.”

“EKONOMİK HAKLAR VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLER BİRBİRİNİN ALTERNATİFİ DEĞİL, TAMAMLAYICISIDIR”

“Bizim için adalet; sadece bir gelir dağılımı meselesi değildir. Bizim adaletten kastımız hem ekmek hem onur hem refah hem özgürlük hem güvenlik hem hukuktur. Ülkemizi yaşanabilir kılan, sadece; ekonomik büyüklük, askerî kapasite veya devlet aygıtının genişliği değildir. Ülkemizi yaşanabilir kılan; güvence altına alınmış insan hakları, öngörülebilir bir hukuksal işleyiştir. Kayırmacılığın ve keyfiliğin olduğu, müphemliğin ve muğlaklığın sürdüğü bir iklimde uzun menzilli füzelere sahip olmak o ülkeyi yaşanabilir kılmaz.

İnsanımızın yalnızca ekonomik ihtiyaçları yoktur... İnsan aynı zamanda düşünen, konuşan, inanan, itiraz eden ve kendisini ifade etmek isteyen bir varlıktır. Bu nedenle; ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve tüm bunlar için hukuk güvencesi, bizim adalet anlayışımızın ayrılmaz parçalarıdır. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Ekonomik haklar ve temel özgürlükler birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.”

“İNSAN OLMAK, HAK SAHİBİ OLMAK İÇİN YETERLİDİR”

“Hak kavramını kişiye ve kimliğe göre tanımlayan her yaklaşım, sonunda adalet fikrini zedeler. Onurlu bir yaşam hakkı kişinin hangi inanca sahip olduğuna, hangi etnik kökenden geldiğine, hangi yaşam tarzını benimsediğine, hangi siyasi görüşü savunduğuna göre kısıtlanıp genişletilemez. Bizim için; insan olmak, hak sahibi olmak için yeterlidir. Bu nedenle adalet anlayışımız, yalnızca bize benzeyenlerin değil; bizden farklı düşünenlerin, farklı yaşayanların, farklı inananların ve hatta bize muhalefet edenlerin de haklarını koruyabilmelidir.”

“GÜÇLÜ DEVLET İLE SINIRSIZ DEVLET AYNI ŞEY DEĞİLDİR!”

“Bu toplantımız vesilesiyle, bir ayrımı daha ortaya koymak istiyorum. Elbette; "devlet mekanizması", toplumsal düzenin vazgeçilmez kurumudur. Ancak! "Güçlü devlet" ile "sınırsız devlet" aynı şey değildir. Devletin güçlü olması, hukukun üstünde olması anlamına gelmez... İktidarın yetkilerini hukukla sınırlandırmak, devleti zayıflatmak değildir; onu meşruiyet temelinde güçlendirmektir.”

“DEMOKRASİ YALNIZCA SEÇİMLERDEN İBARET DEĞİLDİR”

Ayrıca demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Sandık, millet iradesinin tecelli ettiği temel mekanizmadır; ancak hiçbir seçim sonucu, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırma yetkisi vermez. Bu nedenle, bugün muhalefetteyken savunduğumuz ilkeler, yarın iktidarda olduğumuzda da geçerliliğini korumalıdır ve koruyacaktır. Biz adaleti ekonomik, siyasal, hukuksal ve kültürel boyutlarıyla birlikte düşünüyoruz.

Yoksulluğa karşı mücadele eden bir siyaset, aynı zamanda bağımsız yargıyı savunmalıdır. Sosyal dayanışmayı güçlendiren bir siyaset, ifade özgürlüğünü de korumalıdır. Adalet, başkasının hakkını da kendi hakkımız kadar savunabilmektir. Gerçek adalet; iktidarda olanın değil, hakkın üstün olduğu düzendir. Gerçek hukuk; güçlüleri koruyan değil, güç karşısında insanı koruyan hukuktur. Gerçek özgürlük ise yalnızca bizim gibi düşünenler için değil, herkes için var olduğunda anlam kazanır. İnandığımız siyaset anlayışı budur: Hak herkes için, hukuk herkes için, adalet herkes için tesis edilmelidir.

“AHLAK KRİZİNİN OLDUĞU YERDE DİĞER BAŞLIKLARI SAYMANIZA GEREK YOK”

“Bugün, yaşananların nedenlerini, adaleti, ilkeleri yani vicdanımızı ilgilendiren meselelerle birlikte cebimizi de ilgilendiren meseleleri konuşmak üzere bir aradayız. Ancak ben, bugün ekonominin görünmeyen tarafına, rakamlara sığmayan bir meseleye dikkat çekmek istiyorum: Ahlak krizine...

Kıymetli misafirler, Napolyon'un bilinen bir anekdotu vardır. Savaşın kaybedildiğini öğrenince komutanlarını toplar ve savaşı neden kaybettik diye sorar... Generaller saymaya başlar: "Efendim; bir, barut bitti." Napolyon, "Tamam gerisini saymanıza gerek yok" der. İşte ahlak krizi tam da böyle bir şeydir. Ahlak krizinin olduğu yerde diğer başlıkları saymanıza gerek yoktur.

Ahlakın zayıfladığı yerde, güven aşınır, güvenin aşındığı yerde ekonomik ve toplumsal maliyetler büyür. Bugün yalnızca fiyatlarda yaşanan bir enflasyonla değil, maalesef güvenin ve kamusal sorumluluk bilincinin uğradığı bir değer kaybıyla da karşı karşıyayız.

Bizim mücadelemiz, toplumun devlete, kurumların birbirine ve vatandaşın geleceğe olan güvenini yeniden inşa etme mücadelesidir. Güvenin enflasyona uğradığı bir ülkede sadece para değil; umut, adalet ve ortak gelecek duygusu da değer kaybeder. Paranın değeri düştüğünde piyasalar sarsılır. Ama ahlakın değeri düştüğünde toplumun temelleri sarsılır... Parasal kayıplar nihayetinde hesaplanabilir. Ama ahlakın değeri düştüğünde kaybımız evlatlarımıza miras olarak kalır.”

“TÜRKİYE'NİN İHTİYACI OLAN YENİ PROJELER DEĞİL YENİ BİR SİYASİ AHLAKTIR”

“Bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde ekonomik krizden önce bir güven krizi, güven krizinden önce de bir ahlak krizi bulunmaktadır. Bir ülke, sadece bütçe açığıyla zayıflamaz. Bir ülke, vicdan açığı büyüdüğünde zayıflar. Bir ülke sadece dış borçla yorulmaz. Bir ülke, "ahlakın faizini" ödemeye başladığında yorulur. "Dürüstlük istisna" haline geldiğinde yorulur. Devletleri ayakta tutan yalnızca kurumlar değildir. Kurumların içerisine yerleşmiş adalet duygusudur. Bir toplumda; emek ile emeğin karşılığı arasındaki bağ koparsa, liyakat ile makam arasındaki bağ koparsa, adalet ile karar arasındaki bağ koparsa, orada yalnız ekonomi değil, ahlak da adalet de güven de çöker. Çünkü insanlar kurallara inanmayı bırakır. Kurallara olan inanç kaybolduğunda ise geriye, sadece garibanların aleyhine işleyen kupkuru bir sistem kalır.”

İşte! "Temiz siyaset" tam da burada başlıyor değerli arkadaşlar! Temiz siyaset, sadece rakibi kötülememek değildir. Temiz siyaset, önce kendi vicdanına hesap verebilmektir. Temiz siyaset, vatandaşın gözünü boyamak değil ona karşı dürüst olmaktır. Temiz siyaset, devlet imkanını parti imkânı gibi görmemektir. Temiz siyaset, makamı bir ayrıcalık değil, bir emanet olarak taşımaktır. Biz siyaseti bir kariyer alanı olarak görmüyoruz. Biz siyaseti bir emanet alanı olarak görüyoruz. Çünkü koltuklar geçicidir... İmza geçicidir... Yetki geçicidir... Ama insanların hafızasında bırakılan iz kalıcıdır... Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey sadece yeni projeler değildir. Yeni bir siyasi ahlaktır. Yeni bir güven sözleşmesidir. Yeni bir toplumsal mutabakattır. Çünkü hiçbir yatırımcı güven olmayan yere yatırım yapmaz. Hiçbir girişimci öngörü olmayan yerde büyüyemez. Hiçbir genç adalet görmediği yerde hayal kuramaz. Bu yüzden "temiz siyaset" bir ahlak tartışması olduğu kadar aynı zamanda bir kalkınma meselesidir.

Biz Türkiye'nin yeniden ayağa kalkabileceğine inanıyoruz. Ama bunun yolu önce güveni, sonra umudu, sonra da ahlakı, yeniden inşa etmekten geçiyor. Bu yüzden; Türkiye'nin ihtiyacı yeni anlaşmazlıklar, yeni tartışmalar, yeni kavgalar değildir. Türkiye'nin ihtiyacı öfkeyi beslemek, kin ve nefreti büyütmek değildir. Türkiye'nin ihtiyacı müesses nizamın emeğimizi ve umudumuzu öğüten değirmenine su taşımak da değildir.

“TARAFIMIZ BELLİ”

“Bize soruyorlar: "Peki siz hangi taraftasınız?" Biz "temiz siyasetin" tarafındayız. "Birlikte Yürünebilecek Bir Yolun" tarafındayız. Keyfiliğe ve kayırmacılığa karşı ehliyet ve liyakatten yanayız. Yağma ve talana karşı ekosistemden ve ekolojik dengeden yanayız. Özel yaşamın ifşasına karşı insan onurunun korunmasından yanayız. Kamu malıyla şatafat sürülmesinden, yolsuzlukların üzerinin örtülmesinden değil yetimin hakkının gözetilmesinden yanayız. Adalet arayışında olan, geçim sıkıntısı çeken, gelecek kaygısı taşıyan insanların birlikte yol yürümesinden yanayız. Biz sadece bir siyasi parti olmanın ötesinde, bu coğrafyanın aklı, vicdanı ve çimentosu olan bir anlayışın mensuplarıyız.

İçinde bulunduğumuz koşullardan rahatsız olan, gidişata itiraz eden, bu bozuk düzeni değiştirmek isteyen herkese teklifimiz, tüm farklılıklarımıza rağmen, gelir dağılımında, adalet için, yargı mekanizmasının siyasetin aparatı olarak kullanılmasına müsaade etmemek için, çocuklarımızın hayallerini, gençlerimizin ve kadınlarımızın umutlarını çoğaltmak ve büyütmek için, bu ülkeyi toplumun her kesimi açısından yaşanabilir kılmak için mücadele eden herkese teklifimiz birlikte yol yürümektir.

Milletimizin bizden beklentisi haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı, kimseyi dışarıda bırakmadan, hep birlikte bu coğrafyanın ihtiyacı olan en büyük ittifakı kurmak ve büyütmek için en etkin şekilde çalışmamızdır.

Biz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmelerin farkında olarak ve tarihi sorumluluğumuzun bir gereği olarak toplumun farklı kesimlerini barıştırmak, kucaklaştırmak ve birleştirmek için gayret edeceğiz. Bizim tercihimiz tarihin doğru tarafında durmak değil; doğru tarafı inşa etmektir. Bu bizim tek başımıza yapabileceğimiz bir şey değil, bunu sizlerin desteğiyle el birliğiyle yapacağız. Taşın altına hep birlikte elimizi koymalıyız. Gelin hep beraber bekleyenlerden değil, değiştirenlerden olalım.”