Siyasetin Kirlenen Yüzü

Abone Ol

Siyaset, özü itibarıyla insanları yönetme sanatı; siyasetçi ise bu mesleği toplumsal bir sorumluluk bilinciyle yapan kişidir. Siyasetçilerin temel varlık sebebi; iktidarda ise toplumun sorunlarını çözmek, yeni sorunların çıkmaması için gerekli önlemleri almak ve geleceğe dair beklentileri karşılamak, muhalefette ise sorunları ve beklentileri dile getirip diri tutmaktır.

“Halka hizmet, Hakk’a hizmet” düsturuyla siyaset yapanlar olduğu gibi, siyaseti “güç, makam ve çıkar” için yapan ve bunu bir fırsat ve ganimet gören siyasetçiler de vardır.

Bugün Türkiye’de yapılan siyasete baktığımız zaman, siyasetçilerin büyük bir çoğunluğunun “halka hizmet Hakk’a hizmet” amacı doğrultusunda değil, makam, menfaat ve çıkar için siyaset yaptığını görüyoruz.

Vatandaşın geçim derdini ve sosyal sorunlarını çözmesi gereken siyasilerin, kendi iç meselelerini ve kişisel ikballerini çözme telaşına düştüklerini, vatandaşın refahını artırmak yerine, kendi lüks, şatafat ve servetlerini artırma peşinde olduklarını görüyoruz.

Siyasetçiler, vatandaşların maddi ve manevi sorunlarını, ABD ve İsrail emperyalizmine karşı Müslüman ülkelerin işbirliğini konuşmaları gerekirken, bugün vatandaşlar sokaklarda, hangi siyasetçinin ne kadar rüşvete bulaştığını, hangi makamlara ne kadar iltimas ve torpille adam yerleştirildiğini, kimlerin yolsuzluk çarklarıyla servetine servet kattığını, kimin ABD ve İsrail işbirlikçisi olduğunu konuşuyor…

Bugün siyaset; sadece para sahiplerinin, genel merkezlerde güçlü adamı olanların, vatandaşı kandıran, yalan söyleyebilen, laf cambazı, ilke ve prensip sahibi olmayan, güç ve menfaate göre eğilen, omurgasız, vantilatör gibi yön değiştiren ve ölünceye kadar koltuğundan vazgeçmeyen kişilerin yaptığı kirli bir meslek olarak algılanmaktadır.

Özellikle bazı parti liderleri, iki ya da üç dönem görev yapacaklarını söylemelerine rağmen sözlerinde durmuyor; adeta ölünceye kadar koltuklarını terk etmeye niyetli görünmüyorlar. Sanki ülkeyi yönetebilecek kendilerinden başka bir parti veya lider yokmuş gibi, narsist ve egosantrik bir anlayışla hareket ediyorlar.

Siyasetçinin vatandaşın taleplerine karşı rahat davranması veya umursamaması yada kendisini sadece lidere karşı sorumlu görmesinin temel nedeni, Türkiye’deki siyaset sisteminin çarpıklığı ve liderlerin sultasıdır.

Lider Sultası ve İtaat Kültürü

Mevcut siyasi sistemde milletvekilleri, kendilerini milletin vekili olarak değil, kendilerini vekil yapan liderlerin vekili olarak görüyor. Çünkü aday tespit süreçlerinde halkın bağrından süzülerek gelen, liyakat sahibi, temiz, dürüst, güvenilir ve tabanda karşılığı olan isimler değil; genel merkezlerin koridorlarında boy gösteren, lidere kayıtsız şartsız itaat eden veya en çok parayı verenler listelere girebilmektedir. Takım tutar gibi parti tutan vatandaş da önüne konulan bu listelere oy vermektedir. Dolayısıyla seçilen kişi, kendini millete karşı değil, kendisini seçen genel başkana karşı sorumlu görüyor ve Meclis'te vatandaşların sorunlarını dertlenen değil, liderden gelen talimat doğrultusunda el indirip el kaldıran bir görevliye dönüşüyor.

İşin diğer vahim bir boyutu ise bazı il veya ilçelerde Belediye Başkanlığı veya Milletvekilliğinin adeta babadan oğula, oğuldan toruna geçen bir saltanata dönüşmüş olmasıdır. Sanki belediye başkanı veya milletvekili olma görevi sadece bu ailelerin hakkıymış gibi bir durum ortaya çıkmıştır.

Vatandaşlarımız Ne Zaman Uyanacak?

Peki, vatandaş bu uykudan ne zaman uyanacak? Kendisine yük olanları, kendi sırtında bir kambur gibi taşıdığı kişi veya ailelerden, toplumun milli ve manevi değerlerini istismar edenlerden, ABD işbirlikçisi kişi, lider ve partilerden ne zaman vazgeçecek?

Artık vatandaş uyanmalı ve gerçek temsilcilerini seçmelidir. Kendisine yük olanları değil; yükünü hafifletecek, dert ve acılarını yürekten paylaşacak, ırkçı olmayan, inanç değerlerini lafta değil, her icraatıyla yaşayan, ABD işbirlikçisi olmayan kişi, lider ve partileri tercih etmelidir. İsmi yalana, yolsuzluğa, hırsızlığa, rüşvete, torpile ve adam kayırmaya karışmış kişilere ve o kişileri aday gösteren partilere oy vermemelidir.

Vatandaşlarımız, birilerinin dünyadaki makam, servet ve geleceği için kendi dünyasını ve ahiretini feda etmemelidir.

Siyaset Bir Fazilet Sınavıdır

Dürüst, temiz ve sağlam kişiler; “Siyaset kirlidir, kirleniriz”, “Siyaset yalandır” diyerek köşelerine çekilmemeli; vatandaş da onları yalnız bırakmamalıdır. Dürüst ve temiz insanlar siyasetten uzak durur veya desteklenmezlerse, meydan kirli, yalancı, hırsız, ilkesiz ve işbirlikçi kişilere kalmış olur. Halbuki siyaset kurumu, bu tip kişilere bırakılamayacak kadar önemlidir. Çünkü toplumu etkileyen, değiştiren ve dönüştüren kurum; siyaset kurumudur.

Her sektörde dürüst olmayan insanlar olduğu gibi elbette siyasette de vardır. Hatta bu oran siyaset kurumunda daha da çoktur. Çünkü işin ucunda devleti yönetme gücü, devasa bütçeler, rant ve büyük yetkiler vardır. Elbette kötü niyetli, ilkesiz, ahlak yoksunu ve karaktersiz şahsiyetler bu güce sahip olmak isteyeceklerdir. Bu tipleri tanımak, ayırt etmek ve sandıkta tasfiye etmek milletin asli görevidir.

Şüphesiz ki ülkemizde, siyaseti bir emanet ve ahiret sorumluluğu olarak gören, halka hizmeti Hakk'a hizmet bilen, temiz, dürüst, ilke ve prensip sahibi siyasetçiler ve siyasi partiler de vardır. Bu yazımda yaptığım eleştirilerden bu kişi ve partileri istisna tuttuğumu özellikle ifade etmek isterim.

Siyasetin; bir baskı aracı, çalma çırpma, yalan ve talan vasıtası değil; millete hizmet aracı olarak gören, güvenilir, sağlam, temiz ve dürüst insanların yapacağı bir meslek hâline gelmesi ümidiyle...

Vesselam.