Stadyumlarda Irkçılık, Kin ve Nefret Değil; Sevgi, Barış, Dostluk ve Kardeşlik Sesi Yükselsin

Fesih Bozan "Stadyumlarda Irkçılık, Kin ve Nefret Değil; Sevgi, Barış, Dostluk ve Kardeşlik Sesi Yükselsin" başlıklı yazı kaleme aldı.

Abone Ol

Fesih Bozan
27 Ağustos 2026

Futbolun ruhu barış ve kardeşliktir. Takımlar rakiptir; ama düşman değildir.

Spor, farklılıklarımızı bir kenara bırakarak aynı heyecan etrafında buluştuğumuz, kardeşlik duygusunu ve toplumsal kaynaşmayı güçlendiren önemli bir ortak değerdir.

Futbol ise günümüzde milyonlarca insanı aynı tribünde, aynı sevinçte ve aynı üzüntüde buluşturabilen güçlü bir toplumsal alandır.

Ancak zaman zaman bazı stadyumlarda, başta Amedspor olmak üzere bölge takımlarına karşı yükselen ırkçı ve nefret söylemine dayalı sloganlar, hedef gösterici ifadeler ve bazı simgeler; futbolun birleştirici ruhuna olduğu kadar, toplumda barış ve kardeşliği güçlendirme çabalarına da ciddi zarar vermektedir.

Futbolun dili düşmanlık olmamalı

Tüm futbol kulüpleri, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından belirlenen kurallar ve ilgili mevzuat çerçevesinde faaliyet göstermektedir.

Kulüpler, bütçeleri ve sportif hedefleri doğrultusunda Türkiye'nin farklı illerinden veya yurt dışından futbolcular transfer etmekte ve bu oyuncuları kadrolarında bulundurmaktadır. Amedspor ve diğer bölge takımları da diğer futbol kulüpleri gibi aynı kurallar çerçevesinde faaliyet gösteren spor kulüpleridir.

Özellikle Amedspor'a karşı bazı illerde ciddi ırkçı tahriklerin yapıldığına tanık oluyoruz. Oysa Amedspor'un kadrosunda Diyarbakır'dan gelen futbolcuların yanı sıra Türkiye'nin farklı illerinden gelen ve daha önce çeşitli kulüplerde forma giymiş oyuncular da bulunmaktadır. Yabancı uyruklu futbolcular da diğer kulüplerde olduğu gibi Amedspor formasını giymektedir.

Hal böyleyken Amedspor üzerinden stadyumlarda suçlayıcı, nefret uyandırıcı, hedef gösterici ve toplumsal barışa zarar verecek söylemlerin yükseltilmesi kabul edilebilir değildir.

“Sarı torba” ve “Beyaz Toroslar” neyin mesajıdır?

Özellikle bazı karşılaşmalarda kullanılan “sarı torba”, “beyaz toroslar” gibi sembol ve sloganların ya da geçmişteki “faili meçhul” cinayetlerle özdeşleşmiş kişi ve isimlerin fotoğraflarının tribünlere taşınmasının basit bir taraftar tepkisi olarak görülmesi mümkün değildir.

Çünkü bunlar, geçmişte yaşanan acıları hatırlatan; belirli bir topluluğu hedef alan ve toplumda korku, öfke ve düşmanlık duygularını körükleyebilecek son derece tehlikeli mesajlardır.

Bir futbol maçında “sarı torba”, “beyaz toroslar” ve geçmişte yaşanan “faili meçhul” olaylarla ilişkilendirilen isimlerin ve fotoğrafların tribünlere taşınmasıyla hangi mesajlar verilmekte ve ne amaçlamaktadır? Bu soruların üzerinde ciddiyetle düşünmek gerekir.

Bir spor karşılaşması, geçmişin karanlık ve acı hatıralarını yeniden üretmenin, insanları korkutmanın veya bir topluluğu hedef göstermenin aracı haline getirilmemelidir.

Amedspor'u, bölge illerinin diğer kulüplerini veya onları destekleyen insanları potansiyel suçlu gibi göstermek; onları tahrik etmek ve ötekileştirmek ne futbola ne de toplumsal barışa hizmet eder.

Barış konuşulurken nefret neden büyütülüyor?

Bugün ülkemizde barış sürecinin konuşulduğu bir dönemdeyiz. Anaların ağlamaması, yeni acıların yaşanmaması, kan ve gözyaşının sona ermesi, birlik ve kardeşliğin güçlenmesi için atılan her adım kıymetlidir.

Böyle bir süreçte toplumsal gerilimi artıracak, insanları birbirine karşı kışkırtacak ve geçmişin acılarını yeni düşmanlıkların malzemesi haline getirecek söylemlerden uzak durmak hepimizin sorumluluğu olsa gerek.

Burada özellikle şunun altını çizmek gerekir: Bir futbolcunun hangi şehirden, hangi bölgeden veya hangi ülkeden geldiği, onun suçlu olduğu anlamına gelmez.

Amedspor formasını giyen futbolcular da diğer kulüplerde forma giyen futbolcular gibi profesyonel sporculardır. Dün başka takımlarda idi bugün Amedspor’da.

Bir spor kulübünün futbolcularını herhangi bir terör örgütüyle ilişkilendirmek, somut bir delil ortaya koymadan onları suçlamak veya hedef göstermek, yalnızca futbolculara değil, toplumsal barışa da zarar veren son derece tehlikeli bir yaklaşımdır.

Bu ülkenin sahibi kim?

Peki, bazı tribünlerde bu kadar kin ve nefret neden üretiliyor? İnsanları etnik kimlikleri, memleketleri veya tuttukları takım üzerinden birbirinden ayırmanın kime ne faydası var?

Daha da önemlisi, bazı insanlar kendilerini bu ülkenin diğer vatandaşlarından daha fazla “sahibi” mi görüyor?

Oysa Kürtler, bu coğrafyanın tarihî ve toplumsal yapısının temel unsurlarından biridir. Yüzyıllar boyunca Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar ve bu topraklarda yaşayan diğer halklar aynı coğrafyada yan yana yaşamış, omuz omuza savaşmışlardır; Selçuklu döneminden Osmanlı dönemine, Balkanlar'dan Doğu'ya, Çanakkale Savaşı'ndan Millî Mücadele'ye kadar bu ülkenin tarihinin şekillenmesinde Kürt halkının da ciddi katkısı vardır.

Dolayısıyla bu vatanın tarihini yalnızca tek bir halkın fedakârlıkları üzerinden okumak doğru değildir. Bu toprakların savunulmasında ve geleceğinin kurulmasında farklı kimliklere sahip insanların emeği, alın teri ve kanı vardır. Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Lazıyla ve diğer bütün vatandaşlarıyla bu ülkenin inancı, tarihi, acıları ve kazanımları ortaktır.

Öyleyse hiç kimsenin kendisini diğerinden daha fazla bu ülkenin sahibi görmeye hakkı yoktur. Bu ülke, farklı kimlikleriyle bütün vatandaşlarının ortak vatanıdır.

Futbolun amacı insanları birbirine düşman etmek değildir. Rakip takımın taraftarı düşman değil, yalnızca rakiptir. Sahadaki mücadele 90 dakika ile sınırlı kalmalıdır. Maç bittiğinde geriye saygı, dostluk ve kardeşlik kalmalıdır.

Farklılıklarımız düşmanlık gerekçesi olamaz

Kürt vatandaşlarımız da bu ülkenin eşit vatandaşlarıdır. Türkiye'nin bütünlüğü ve toplumsal barış içinde insanların farklı bir ırka, dile, kültüre veya siyasi ve toplumsal görüşlere sahip olması son derece doğaldır. Bu farklılıklar, herhangi bir halkı topluca suçlamanın veya potansiyel tehdit olarak görmenin gerekçesi yapılamaz.

Kürt vatandaşlarının, bu ülkenin ortak geleceğinde huzur, güven, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamak istediği gerçeğini görmek gerekir. Farklı bir kimliğe, dil veya düşünceye sahip olmak; ülkenin bütünlüğüne karşı olmak anlamına gelmez.

Türkiye'nin ihtiyacı, birbirimizin kimliğine göre tavır almak değil; birbirimizin eşit yurttaşlık hakkına saygı göstermektir.

Futbol neden nefretin taşıyıcısı olsun?

O halde soru şu:

İnsanları birbirine yaklaştırması gereken futbolu bazıları neden kin ve nefretin taşıyıcısı haline getirmeye ve stadyumlarda toplumsal barışı zehirleyecek mesajlar vermeye çalışıyor?

Eğer gerçekten samimi bir şekilde ülkenin birlik ve beraberliğinden yanaysak, toplumun farklı kesimlerini birbirine düşmanlaştıracak söylemlerden uzak durmalıyız. Çünkü ırkçılık ve nefret söylemi yalnızca hedef aldığı kesime zarar vermez; zamanla bütün toplumu zehirler.

Bir topluluğu sürekli suçlu, tehlikeli veya düşman olarak göstermek, sonunda toplumun barış ve birlikte yaşama iradesini zayıflatır.

Devlet ve spor kurumları sorumluluk almalı

Bu nedenle devletin ve ilgili spor kurumlarının; stadyumlarda ırkçılık, nefret söylemi, tehdit, hedef gösterme ve şiddeti teşvik eden eylemler karşısında gereken hukuki ve idari tedbirleri kararlılıkla uygulaması gerekir.

Taraftarın takımını desteklemesi elbette en doğal hakkıdır. Rakip takıma tezahüratlarla üstünlük kurmaya çalışması da futbol kültürünün bir parçasıdır.

Ancak bu özgürlük, başka bir takımı, halkı, kimliği veya topluluğu aşağılamaya, tehdit etmeye ya da hedef göstermeye dönüşmemelidir. Özgürlük, nefret, kin, tahrik, ayrıştırma ve ırkçılığın özgürlüğü değildir.

Sessizlik, yanlışları normalleştirmemeli

Unutmamalıyız ki sessizlik veya hoşgörü, yanlış davranışların zamanla normalleşmesine yol açabilir. Bugün görmezden geldiğimiz bir nefret söylemi, yarın daha ağır biçimde karşımıza çıkabilir. Cezasızlık algısı ise yeni suçlara ve yanlış davranışları teşvik demektir.

Bu nedenle tribünlerde ortaya çıkan nefret söylemlerine karşı yalnızca devletin ve spor kurumlarının değil, kulüplerin, taraftar gruplarının, sporcuların ve toplumun tamamının sorumluluk alması gerekir.

Stadyumlar kardeşliğin mekânı olsun

Futbol sahaları ve stadyumlar geçmişin acılarını yeniden üretmenin değil, geleceğin kardeşliğini inşa etmenin mekânları olmalıdır.

Tribünlerde ırkçılık, kin, nefret, ayrıştırma ve ötekileştirme sesleri değil; kardeşlik, sevgi, dostluk ve barışın sesi yükselmelidir.

Futbolcular sahada mücadele etsin, taraftarlar tribünde takımlarını desteklesin. Ama maçın sonunda herkes evine barış ve huzur içerisinde dönsün.

Dileğimiz; stadyumların ayrıştırmanın değil buluşmanın, düşmanlığın değil kardeşliğin, nefretin değil sevginin sesi olduğu günleri görmektir.

Çünkü futbolun ruhuna yakışan da budur.

Vesselam.