GÜNDEM

Süreç Komisyonu’nun ortak rapor taslağı revize edildi

"Süreç Komisyonu"nun ortak rapor yazım ekibinin hazırladığı ve revize edilen ortak taslak raporda, PKK'nın kendini feshi ve silah bırakmasına ilişkin, "Fesih ve silah bırakmanın istihbarat-güvenlik birimlerince sınırlarımız dışındaki durumlar dahil tespiti kamuoyuna yapılan beyanlarla sınırlı bir alan değildir. Beyanların takip ve teyitle anlam kazanacağı aşikardır. Silah bırakmanın istihbarat ve güvenlik birimlerince tespiti ölçülebilir kriterlerle icra edilecektir. " değerlendirmesi yapıldı.

Abone Ol

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı taslak raporda değişikliklere gidildi. Revize edilen rapora son halini vermek üzere çalışmalar yoğun olarak sürüyor.

ANKA Haber Ajansı’nın ulaştığı revize edilen taslak rapor 47 sayfadan oluşuyor. Revize edilen taslak raporun üyelerle paylaşılan son halinde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yazacağı ve 7 sayfa olarak öngörülen "Takdim" kısmı boş bırakıldı.

Komisyonun kurulmasına giden süreç ve komisyonun kuruluşu, komisyonun yürüttüğü çalışmalar, komisyonun temel hedefleri, “Terörsüz Türkiye” hedefi, demokrasinin güçlendirilmesi hedefi, kalkınma ve ekonomik refah artışı hedefi gibi başlıklarda tespit ve amaçların anlatıldığı taslak raporda, "Türk-Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökleri ve Kardeşlik Hukuku” başlığı altında, özetle şöyle denildi:

"Meselenin güvenlikle sınırlı bir alan olmanın ötesinde çok katmanlı ve çok yönlü olduğundan hareketle kalıcı çözüm kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Sadece ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımızın değil sınırlarımız dışında yaşayan Kürtlerin gönül bağının Türkiye’ye doğru olduğu kabul edilmektedir. Ortak tarih, kültür ve medeniyet iddiamızın sonucu kaçınılmaz şekilde huzura ve müşterek çıkarlara dayalı ortak gelecek irademizdir.

Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyet ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş kardeş ve kaderdaş halklardır. Tarihi sürekliliğin merkezinde yer alan kavram, kardeşlik hukukudur. Bu yaklaşım farklılıkları çatışma gerekçesine dönüştüren söylemlere kapı aralamayan, aksine farklılıkları ortak hayatın zenginliği olarak kabul eden bir toplumsal dengeyi hedeflemektedir.

Birlikte yaşama tecrübesi, ortak sevinçler ve acılar, toplumsal hafızamızda geçmişten ibaret kalmayacaktır. En güçlü şekilde ortak geleceğimizin imkanı ve dayanağı olacaktır.

Birinin acısının diğerine huzur getirdiği bir anlayış bizim medeniyetimizde asla tutunamaz. Birlik ve bütünlük sağlanmadıkça da huzur gelmez. Bu sebeple kardeşlik bağlarımız asli ilkemizdir. Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, alevi, sünni ve diğer tüm kesimleri on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir.

Bölgemizde yaşayan toplulukları kalıcı biçimde yakınlaştıracak olan unsur yapay ittifaklar değil, coğrafyamızın derin tarihsel hafızasıdır. Uygarlığı doğduğu medeniyetlerin iç içe geçtiği ve asırlarca geçiş alan olmuş bu toprakların birikimi, ortak geleceğin kurucu zemini olacaktır.

Sorunların kalıcı çözümü için eşitlik, demokratik katılım, yerel kalkınma, kültürel saygı ve sosyal adalet gibi alanlarda atılacak adımlar kardeşliği güçlendiren ve ayrıştırıcı senaryoları boşa düşüren zeminleri üretecektir.

Yakın tarihimizde de kardeşliğimizin kurumsal ifadesi Milli Mücadele yıllarında ve TBMM’nin kuruluş iradesinde belirginleşmiştir. İşgal şartlarında kurulan Meclis farklı toplumsal kesimleri aynı siyasal hedefle buluşturan bir temsil zeminine dönüşmüş, ortak kader fikrini somutlaştıran bir milli irade tecrübesi üretmiştir.

"Milli Mücadelenin tüm cephelerinde omuz omuza savaşanların çocuklarıyız"

Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri bugünün çözüm arayışında TBMM zeminini güçlendiren, meşruiyet hatını derinleştiren ve ortak dil kurmayı kolaylaştıran bir dayanak olarak değerlendirilmektedir. Siyasi partiler arasında fayda üretmeyen polemikler yerine ortak sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi ve milletin beklentilerine odaklanılması esastır.

Milli Mücadelenin tüm cephelerinde omuz omuza savaşanların çocuklarıyız. Gayet açıktır ki Türk-Kürt-Arap kardeşliği coğrafyamızın asli kodudur. Kardeşlik, savaş meydanlarında, alın terinde, acıda ve umutla birlikte yürümektir. Biliyoruz ki Selahaddin Eyyubi’yi, Nureddin Zengi’yi anlamadan bu toprakların hakikatini kavrayamayız. Sultan Alparslan ve Sultan Sencer’in yaptıklarının özünü kavramadan birlikte yürümenin anlamına ulaşamayız.

Ortak geçmişimiz ortak geleceğimizin pusulasıdır. Ortak gelecek hedefimiz vatandaşlık bağını güçlendiren toplumsal bütünleşmeyi kalıcılaştıran ve terörün açtığı yaraların kapanmasına imkan tanıyan uzun vadeli bir istikamet üretecektir. Bu hedef kardeşliği soyut bir temenni olmaktan çıkarıp birlikte yaşama iradesini somut bir istikamet haline getiren kurucu çerçevedir. Sahici karşılığı ise ortak geleceğe taşıyacak ortak projeler üretmekten geçmektedir.

"Ortak projeler kardeşlik bilincinin kurumsal ve toplumsal karşılığıdır"

Ortak projeler farklı kimlikleri ve toplumsal kesimleri aynı amaçta buluşturan, dayanışmayı görünür kılan ve güveni sağlamlaştıran çalışmalardır. Kardeşlik hukukunu görünür kılarak terör ve şiddetin açtığı yaraları onarmanın yanında güçlü bir bütünleşme hattı üretmektedir.

Ortak projeler kalkınma, eğitim, istihdam, yerel ekonomi, kültürel hayat, sosyal destek mekanizmaları, şehircilik ve müşterek kamusal hizmet kapasitesi gibi alanlarda kapsayıcı ve ölçülebilir sonuç üreten programların aynı hedefe bağlanmasıdır.

Kalkınmanın hızlandırılmasıdan eğitimin niteliğinin yükseltilmesine, yerel ekonominin güçlendirilmesinden sosyal politikaların derinleştirilmesine kadar geniş bir alanda ortak geleceğin gündelik hayata temas eden tarafı güçlenecektir.

Ortak projeler kardeşlik bilincinin kurumsal ve toplumsal karşılığıdır. Bu projeler provokasyonlara açık boşlukların daralmasına, kırılganlıkların yönetilebilir hale gelmesine, toplumsal psikolojinin güçlenmesine ve barışın kalıcılaşmasına hizmet eden mekanizmayı oluşturacaktır.

Komisyonun dinlenme ve müzakere sürecinde ortaya çıkan müşterek kanaatler ortak gelecek hedefinin ortak projeler yoluyla sahiplenildiğinde daha geniş bir toplumsal kabul ürettiğini ve bütünleşmeyi hızlandırdığını teyit etmektedir. Böylelikle milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi hedefi ortak gelecek fikrini büyüten, ortak projelerle tahkim edilen ve mili iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanan kalıcı bir toplumsal barış düzenine dönüşmektedir."

"Cumhuriyetimiz ikinci asrının başlangıcında toplumsal barış ve huzur iklimini tam manasıyla temin edecektir"

Taslak raporun, "Sonuç ve Değerlendirme" bölümünde şunlar kaydedildi:

"Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Meclis’in temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve milli iradenin denetim imkanlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koymuştur.

Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaat, şiddet ve terörle mücadele yönteminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönündedir. Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir. Komisyon raporu idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, topluma uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır. Siyasetin görevi toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmaktadır.

Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç kalıcı sonuç üreterek kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur sağlam zeminler üzerinde yükselecektir.

Bir asır önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde büyük zorlukları aşarak kardeşlik temelinde kurulan Cumhuriyetimiz ikinci asrının başlangıcında toplumsal barış ve huzur iklimini tam manasıyla temin edecektir. Bu istikamette Yüce Meclisimizin çatısı altında gerçekleştirilecek çalışmalar kararlılıkla sürdürülecek ve milletimizin aydınlık bir geleceğe ulaşmasını sağlayacaktır.

Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi hep birlikte büyük bir çabayla inşa etmek için hakikatin göz ardı edilmediği, duyguların inkar edilmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışın benimsenmesi hayati önemdedir.

Komisyonumuz Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir. Canları ve kanları pahasına vatanımız için hayatlarını hiçe sayan şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin kardeşlik iradesi milli bütünlüğümüzün sarsılmaz teminatıdır.

Oluşan müşterek kanaat, sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönündedir.

"Bu rapor atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçevedir"

Bu rapor, çalışmaların ve gelen raporların tümünden süzülen birikimi ve ortak aklı, izleyen dönemde atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçeve halinde dikkatlere sunmaktadır. Bundan sonraki safhada tespit ve takip mekanizmalarının öngörülebilirliği, idari ve hukuki düzenlemelerin açıklığı, toplumsal uyum adımlarının kapsayıcılığı ve Meclis denetiminin sürekliliği belirleyici olacaktır.

Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım ortak gelecek hedefini ortak projelerle güçlendiren, bölgesel kalkınmayı hızlandıran, sosyal bağları onaran ve ayrıştırıcı senaryoların zeminini daraltan bir bütünleşme üretmeyi esas almaktadır. Böylelikle ortak gelecek hedefimiz milli iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanacaktır. Türkiye Modeli meşruiyet, istikrar ve toplumsal barış üreten bir çerçeveye dönüşecektir.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmelerimizi içeren raporumuz, yasa çalışmalarında esas alınmak üzere siyasi partilerin ve kamuoyunun takdirlerine sunulmaktadır."

ANKA Haber Ajansı’nın ulaştığı revize edilen taslak raporun, "PKK’nın Kendini Feshetmesi ve Silah Bırakması" başlığı altında şu ifadelere yer verildi:

"Fesih ve silah bırakmanın istihbarat-güvenlik birimlerince sınırlarımız dışındaki durumlar dahil tespiti kamuoyuna yapılan beyanlarla sınırlı bir alan değildir. Beyanların takip ve teyitle anlam kazanacağı aşikardır. Silah bırakmanın istihbarat ve güvenlik birimlerince tespiti ölçülebilir kriterlerle icra edilecektir. Bu tespit sahadaki doğrulama süreçleriyle desteklenerek kamu düzeni açısından öngörülebilirlik sağlanacaktır. Sınırlarımız dışındaki durumun tespiti güvenlik yol haritasını tamamlayan bir zorunluluktur.

"Silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması, adalet duygusunu zedelemeyen bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır"

Tespit sonrası döneme ilişkin idari ve hukuki düzenlemeler, düzenlemelerin doğurabileceği boşlukları kapatacak bir çerçeveye ihtiyaç duymaktadır. Fesih ve silah bırakma yönünde atılan adımların sürat kazanması, hukuki düzenlemelerin de benzer süratle açıklık ve öngörülebilirlikle gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Topluma uyum, çözüme dayalı siyasetin zorlu ama vazgeçilmez alanlarından biridir. Silahların susması, kırılganlıkların kendiliğinden onarılması anlamına gelmeyecektir. Silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması, adalet duygusunu zedelemeyen bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Eğitim, istihdam, psikososyal destek, yerel kalkınma programları ve sivil toplumla iş birliği bu sürecin ana hatlarını oluşturmaktadır.

"En başından itibaren ‘Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururu’nu korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir"

Sürecin en önemli hususiyetlerinden birisi toplumsal psikolojinin başarılı bir şekilde yönetilmesidir. En başından itibaren ‘Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururu’nu korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir. Çünkü biliyoruz ki Kürt’ün onurunu korumayan bir dil Türk’ün gururunu hiçe sayan bir söylem barışa değil, yeni kırılmalara neden olacaktır.

Hedefimiz sadece asgari müştereklerde birleşmek değil, birlikte yaşamın azami zeminini güçlendirmektedir. Maşeri vicdanı derinden etkileyen terör gerçeği göz ardı edilmeden toplumun tüm kesimlerinin makul taleplerine karşılık verilmesi esas alınmaktadır."