Hayatı

“Cemâleddîn el-İsnevî” kısa adıyla meşhur olan Cemâleddîn Ebû Muhammed Abdürrahîm İbnü’l-Hasan b. Ali b. Ömer b. Ali b. İbrahim el-İsnevî’nin soyu, Kureyş’ten Ümeyye oğullarına dayanır. Çağının önde gelen Şâfiî âlimlerindendir. Nisbesi, biyografi ve kütüphane kayıtlarında el-Esnevî” ve “el-İsnâî” sekillerinde de yazılmakla birlikte doğrusu “el-İsnevî” olmalıdır. Çünkü nispet edildiği şehir, Mu’cemü’l-büldân’da kaydedildigi üzere, “İsnâ”dır. İsnâ, Mısır’da, Nil nehrinin batı yakasında hurma bahçeleri çok, ticareti gelişmiş bayındır bir şehirdir.

704/1305 yılında Zilhicce ayının son on gününde, İsnâ sehrinde doğan İsnevî, Ebu İshâk Şirâzî’nin et-Tenbîh adlı eserini altı aylık bir süre zarfında ezberledikten sonra, 17 yaşında 721/1321 yılında Kahire’ye gelir ve burada hadis ve diğer ilimleri tahsil eder. el-Kevkebü’d-dürrî’nin başında yer alan ifadesine göre, ders okutmaya başladığında henüz yirmi yaşına basmamıştır.

727/1327 yılında Tulunoğulları Camiinde tefsir müderrisliğine atanan İsnevî, Memlük sultanı Nâsır zamanında, 759/1358 yılında Beytülmal ve Hisbe vekâletine atanır. Sonra Vezir Mâcid b. Karvîne ile arasında geçen bir tartışmadan dolayı, 762/1361 yılında, hisbe vekâletinden ayrılır. 766/1365 yılında Beytülmal vekaletini de bırakan İsnevî, kendini tamamen eser yazmaya ve ders okutmaya adar.

Telife başladığında otuz yaşını aşmıştır. İsnevî, hepsi Kâhire’de bulunan Melkiye, Fârisiye, Fâdıliye, Akboğaviye, Nâsıriye, Mansûriye ve Sâlihiye medreselerinde müderrislik yapar. Yine Mısır’da bulunan Hâre şehrindeki Medrese-i Şerîfiye’nin ilk müderrisi de İsnevîdir. İbn Tagrîberdî, İsnevî’nin Akboğaviye, Fâdıliye ve Farisiye medreselerinde müderrislik yaptığını; Ahmed b. Tulun Camiinde tefsir okuttuğunu, Melkiye Medresesi’nde baş müderris olduğunu, Nâsıriye ve Mansuriye medreselerinde ise muîd olarak görev yaptığını nakletmektedir.

18 Cemaziyelevvel 772/8 Aralık 1370 tarihinde Pazar gecesi, Kâhire’de vefat eden Cemaleddin el-İsnevî, büyük bir kalabalığın katıldığı bir cenaze merasimi ile Nasr Kabristan’ına [İbnü’l-İmâd’ın nakline göre, Sofiler kabristanında bir türbeye] defnedilmiştir.

Öğrencisi İbnü’l-Mulakkin’in ifadesine “İsnevî, dönemindeki Mısır Şâfiîlerinin önderidir. Şâfiî fıkhına, fıkıh usûlüne, Arapça’ya ve diğer ilimlere dair pek çok eser kaleme almıştır.”

İbnü’l-İmâd, İsnevî’nin birçok öğrenci yetiştirdiğini, Mısır âlimlerinden çoğunun onun rahle-i tedrisinden geçtiğini, hattı güzel ve alçak gönüllü olduğunu, öğrencilerine çok iyiliğinin dokunduğunu ve her zaman ders verip telifle uğraştığını nakleder. Hicrî IX. yüzyıl âlimlerinin hayatına dair en muteber kitaplardan olan Sehâvî’nin ed-Dav’u’l-lâmi‘ adlı eseri incelendiğinde, İsnevî döneminde yolu Kahire’ye düşüp de onun rahle-i tedrisinden geçmeyen hiçbir âlimin bulunmadığı gibi bir intiba oluşmaktadır.

Biyografi eserlerinde ayrıca İsnevî’nin ahlak ve erdem açısından pek çok erdemi şahsında barındırdığını gösteren şu niteliklerine de yer verilir: “iyiliksever, dindar, alçak gönüllü ve sevecen bir insan. Karşılıksız ilim okutan, zayıf ve horlanan öğrencilerine değer veren, anlama kapasitesi sınırlı olan öğrencilerine konuyu anlatmak için çırpınan, ilme yeni başlayan bir öğrencisi, artık sıradanlaşmış bir bilgiyi söyleyince öğrencisini rencide etmemek için, o bilgiyi sanki ilk defa duyuyormuş gibi dikkatle dinleyen, etkili hitabeti olan, hoş sohbet ve erdem sahibi...”

İsnevî’nin Tabakâtü’s-Şâfiiyye ve el-Mühimmât gibi bazı eserlerinde geçen ifadelerinden nadir kitapları barındıran çok zengin bir kütüphaneye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü “bu kitap, insanların elinde nadir bulunan kitaplardandır. Ama bende bir nüshası var” türünden sözlerine sıklıkla rastlanır.

Bir ulemâ ailesine mensup olan İsnevî’nin, kendisi kadar büyük bir üne sahip olmamakla birlikte babası, amcası, dayısı, kardeşi ve amca oğlu da birer ilim adamıdır.           

Öğretisi

Cemaleddîn İsnevî, Şâfiî fıkhı, fıkıh usûlü, tabakat ve dil ve edebiyata dair 30’u aşkın eser yazmış; farklı alanlarda yazdığı eserlerle bir gelenek oluşturmuş ve diğer mezhepleri de etkilemiş bir fakih ve usûlcüdür. Eserleri diğer mezhepler tarafından model alınarak özellikle fıkıh alanında yeni yazım türlerinin oluşmasına zemin hazırladığı gibi, Nevevî ve Râfiî gibi Şâfiî fıkıh bilginleri hakkındaki bazı ağır ifadelerinden dolayı Şâfiî muhitinde kendisine yönelik bazı reddiyeler de kaleme alınmıştır.

Fıkıh usûlüne dair Beyzâvî’nin Minhâcü’l-usûlü üzerine yazdığı Nihâyetü’l-sûl adlı şerh, Temhîdü’l-vusûl fi tahrîci’l-furu ale’l-usûl ve el-Kevkebü’d-dürrî fî tahrîci’l-furûi’l-fıkhiyye ale’l-kavaidi’n-nahviyye adlı eserleri vardır.  İsnevî’nin bunlar haricinde eşbâh ve nezâir literatürü kapsamında değerlendirilebilecek eserleri de bulunmaktadır. Mesela Tırâzu’l-mehâfil fi elgâzi’l-mesâil adlı eseri, bunlardan biri olup içerdiği 2500 mesele ile elgâz fenninin en hacimli eseri konumundadır.

et-Temhîd ve el-Kevkebü’d-dürrî birbirinin devamı niteliğinde iki eser olup bu iki eserde İsnevî, usûl kuralları ile Şâfii mezhebinin füru meselelerini karşılaştırmış, usûl kuralları ile örtüşen ve örtüşmeyen meselelerin istikra yöntemine dayalı olarak dökümünü çıkarmıştır. Mütekellimîn usûl literatürünün Hanefî usûl literatürüne nispetle nazarî olduğu ve kuralların tatbiki niteliğinde yeterince furu meselesi içermediği dikkate alındığında İsnevî’nin bir bakıma bu tarz eserleri ile mütekellimin usûl literatürünün örnek azlığından kaynaklanan bu sıkıntıyı aşmaya çalıştığı ve usûlü daha anlaşılır kılmayı hedeflediği; dolayısıyla bu iki eserin Şâfiî usûlü ile füruu arasında bir köprü vazifesi gördüğü söylenebilir. Aynı yazım tarzına sahip olan bu iki eserden ilkinin ikincisinden farkı, et-Temhîd’de dil bahisleri de dahil bütün usûl konularına yer verilirken el-Kevkebü’d-dürrî’nin nahiv kurallarına dayanan füru meseleleri ile sınırlı tutulmuş olmasıdır. Tahricü’l-furu ilmine dair İsnevî öncesinde Zencanî’nin Tahricü’l-furu adını taşıyan bir eseri vardır. Ancak Zencanî, eserinde Ebu Hanife ile Şâfiî’nin benimsediği usûl kurallarına yoğunlaşıp bu kurallardan doğan görüş ihtilaflarının fürudaki yansımalarını gösterirken, İsnevî nadir de olsa diğer mezheplerin görüşlerine temas etmekle birlikte Şâfiî mezhebinin sınırları içinde kalmayı tercih etmiştir. Tahricü’l-furu ale’l-usûl literatürünün başlangıcını Hanefîlerden Ebu Zeyd ed-Debûsî’nin Te’sîsü’n-nazar adlı eserine kadar götürmek de mümkündür.

el-Kevkebü’d-dürrî adlı eser ise -Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin günümüze gelmeyen Mülcietü’l-mütefakkihîn ilâ marifeti gavâmidi’n-nahviyyîn adlı eseri hariç tutulursa- İslam tarihinde dilbilgisi kurallarının hukukî sonuç doğuran sözlü işlemler de dahil olmak üzere hukuk metinlerinin yorumunda istihdam edilmesi itibarıyla gramer-hukuk (nahiv-fıkıh) ilişkisini inceleyen ilk monografik eserdir.

İsnevî, el-Kevkebü’d-dürrî’nin giriş kısmında diğer mezheplere müntesip olan âlimlere de kendi mezhep fürularını dikkate alarak bu iki eser tarzında eser yazma çağrısında bulunmuş ve bu çağrı farklı çevrelerde makes bularak Hanbelîlerden İbnü’l-Lahhâm el-Ba’lî (803/1400) et-Temhîd’i model alarak el-Kavaid ve’l-fevâidü’l-usûliyye ve mâ yettebi’uhâ mine’l-ahkâmi’l-fer’iyye adlı eseri yazarken yine Hanbelîlerden İbnü’l-Mibred (909/1503), el-Kevbebü’d-dürrî’yi model alarak Zinetü’l-arâis mine’t-turaf ve’n-nefâis adlı eseri kaleme almıştır.  Ne var ki İbnü’l-Mibred eserinin girişinde hakşinaslık yaparak İsnevî’nin el-Kevkebü’d-dürrî’sini model aldığını ifade ederken İbnü’l-Lahhâm, eserinin düzeni et-Temhid ile büyük oranda aynı olmasına ve çoğu zaman usûle ilişkin kısımları birebir İsnevî’nin eserinden almış olmasına rağmen eserinde İsnevî’nin adına bile yer vermemiştir. İsnevî’nin et-Temhîd’ini esas alan bir diğer âlim de Hanefî mezhebine mensup Muhammed b. Abdullah et-Timurtaşî (1004/1595) olup o da el-Vusûl ilâ ilmi’l-usûl adlı eserini yazmıştır.  Yemen Şâfiî fukahâsından Ali b. Ebubekir el-Ezrak (809/1407) ise tabir yerinde ise kendini İsnevî’nin eserlerine adamış ve Nefâisü’l-ahkâm fi hamseti aksâm adını verdiği eserini beş kısma ayırarak ilk dört kısımda İsnevî’nin sırasıyla el-Kevkebü’d-dürrî, et-Temhîd, Cevahiru’l-bahreyn ve Tırâzu’l-mehafil adlı eserlerini ihtisar etmiş, beşinci bölümü ise Şâfiî fıkıh müdevvenatından derlediği bir takım faydalı bilgilere ayırmıştır. Ayrıca el-Ezrak, İsnevî’nin el-Mühimmât adlı mufassal fıkıh kitabını da ihtisar etmiştir. İsnevî ile el-Ezrak’ın vefat tarihleri nisbeten birbirine yakın olmasına rağmen doğma büyüme Yemenli olan ve Yemen dışına pek çıkmamış bir âlim tarafından İsnevî’nin pek çok eserinin ihtisar edilmiş olması İsnevî’nin Şâfiî mezhebi içindeki nüfuzunu ve özgül ağırlığını göstermesi bakımından kayda değer bir veridir.

İsnevî’nin usûle dair bir diğer önemli eseri de Beyzâvî’nin Minhâc’ı üzerine yazdığı Nihâyetü’s-sûl adlı eseri olup İbn Hacer’in, “el-Minhâc şerhleri arasında en güzel ve en faydalı olanı” diye nitelediği eserin en dikkat çeken özelliği mütekellimin usûl literatüründe yer alan usûlî tartışmaların bir fezlekesini sunması ve usûl ihtilaflarında kim hangi görüşü savunmuşsa görüşleri kailine nispet ederek vermesidir. Bu itibarla İsnevî’nin, bir usûl ansiklopedisi niteliğindeki el-Bahru’l-muhit’i kaleme alan öğrencisi Zerkeşî’ye yol hazırladığı söylenebilir.

İsnevî’nin bu eserinde ve başta el-Mühimmât olmak üzere diğer pek çok eserinde en dikkat çeken özelliği usûl ve füru meselelerinde İmam Şâfiî’nin görüşlerini tespit hususunda olağanüstü bir gayret sarfetmesi ve Şâfiî mezhebinde birer köşe taşı mesabesinde olan Rafiî ve Nevevî gibi bazı fıkıh bilginlerine “Şâfiî’nin eserlerine muttali olmamak” gibi ağır bir itham yöneltmesidir. Nihâyetü’s-sûl adlı eserini yazma amaçlarından birini İmam Şâfiî’nin görüşlerini net olarak belirlemek şeklinde ortaya koyan İsnevî, el-Mühimmât adlı eserine yazdığı mufassal girişte Şâfiî’ye ve ilk dönem Şâfiî fukahâsına ait olup çok eser yazan Şâfiî müelliflerinden hiçbirinin görmediği ve ilim dünyasının beşiği konumundaki Mısır’da yaşayan çağdaşlarının adını bile duymadığı pek çok nadide eserin kendi kütüphanesinde mevcut olduğunu ifade ettikten sonra Râfiî ve Nevevî’yi eleştiren bu eseri neden yazma gereği duyduğunu oldukça mufassal bir şekilde izah ederek dördüncü gerekçede bu iki fıkıh bilgininin İmam Şâfiî’nin telif ettiği eserlere yeterince muttali olmadığını dile getirerek mealen şöyle demiştir:
“Bizi bu eseri yazmaya iten dördüncü sebep, Râfiî ve Nevevî’nin Şâfiî’nin açık ifadesine muhalefet ettikleri konuları açıklamaktır. Şâfiî’nin açık ifadesinden haberdar olmadıkları için Şâfii fukahâsından kimin ifadesine rastlamışlarsa o doğrultuda cevap vermişlerdir.  Bunun örneği oldukça çoktur. Râfiî, İmam Şâfiî’nin eserlerini hiç görmemiş olup bu eserlere atıfta ikinci kaynakları kullanır. Bundan dolayı “el-Ümm’deki nassından…”, “el-Büveytî’deki nassından…” gibi ifadeler kullanır. Takvası ve titizliğinden dolayı Şâfiî’den yaptığı atıflarda bu tarz ifadeler kullanmayı tercih etmiştir. Evet, Nevevî el-Muhtasar ile birlikte el-Ümm’ü ve Buveytî’nin el-Muhtasar’ını görmüştür. Ama bu iki eserden çok az nakilde bulunmuş ve İbnü’r-Rif’a’nın el-Matlab’da yaptığının aksine, bu eserleri titizlikle araştırmamıştır. İbnü’r-Rif’a ise el-Ümm’ün meselelerini titizlikle araştırmış ve çok az sayıda mesele gözünden kaçmıştır. Nevevî, en azından Şâfiî’nin kitaplarını görmüş olması itibarıyla Râfiî’den daha avantajlı durumdadır. Ben ise Allah’ın izniyle Nevevî’nin haberdar olduğu metinlere ilave olarak Müzenî’nin el-İmlâ, el-Emâlî ve Nihâyetü’l-ihtisar’ına da vakıf oldum ki bu sonuncusu çok nadir bulunan bir kitaptır. Ayrıca ben bu kitaplardan bir nakilde bulunacağım zaman harfi harfine naklederim ve yerini belirtmek hususunda da azami dikkat sarfederim. Meselenin geçtiği kitaba, babına, bap çok uzun ise varak sayısına kadar belirtirim. Aynı ismi taşıyan birden fazla başlık varsa öncesindeki veya sonrasındaki babı da söylerim…”  

Özetle bu uzun girişte İsnevî, eseri neden yazma gereği duyduğu hususunda çoğunda Rafiî ile Nevevî’yi töhmet altında bıraktığı 20 gerekçeye yer vermiş, bu müellifleri ilk elden kaynakları kullanmayı ihmal etmekle suçlamış ve kendisinin bu kaynaklara sahip olduğunu ve bunlardan nakilde son derece titiz davrandığını da özellikle vurgulamıştır. Kaldı ki İsnevî’nin Nevevî ile Râfiî’yi eleştirdiği tek eseri de bu değildir. Râfiî ile Nevevî’nin birbiriyle çelişen ifadelerine dikkat çekmek için Cevahiru’l-bahreyn fi tenakuzi’l-habreyn adlı eserini kaleme alan İsnevî, et-Tenkîh fîma yeridu ale’t-tashih ve Tezkiratü’n-nebîh fi Tashîhi’t-Tenbîh adlı eserlerinde de Şîrâzî’yi eleştiren Nevevî’yi hedef almıştır.

İsnevî’nin mezhebin naklinde hata edildiği ve bir bakıma raydan çıkıldığı ana fikrine odaklı bütün bu çabalarını “mezhep içi selefî yaklaşım” ya da bir tür köktencilik/fundamentalizm olarak nitelemek mümkündür. Nitekim İsnevî’nin el-Mühimmât’ın girişinde yer alan “İmam Şâfiî’nin naslar karşısında konumu ne ise Şâfiî fukahâsının da Şâfiî’nin nassları (açık ifadeleri) karşısındaki konumu odur. Nas varken ictihad caiz olmaz” ifadesi tam da bu gerçeği ifade etmektedir.

İsnevî, Şâfiî mezhebinde büyük bir itibara sahip olmakla birlikte, mezhepte köşe taşı kabul edilen iki büyük âlimi hedef alarak bütün dikkatleri üzerine çekmiş ve hicri 9. yüzyılda bu eser üzerine reddiye, haşiye, şerh, tetimme ve muhtasar türünden pek çok eser kaleme alınmıştır. 

Başlangıçta zülfüyâre dokunması tepki ile karşılansa da eleştirenler de dahil ardından gelen Şâfiî fukahâsı, İsnevî’ye atıf yapmaktan bigâne kalamamışlar ve o da Şîrâzî, Cüveynî, Gazzâlî, Râfiî ve Nevevî gibi Şâfiî mezhebinde otorite isimlerden biri haline gelmiştir. Bu itibarla İsnevî’den etkilenenleri bir sayıya münhasır kılmanın pek mümkün olmadığı söylemek gerekir.

Öne Çıkan Eserleri

  • el-Mühimmât fî Şerhi’r-Ravda ve’r-Râfiî: thk. Ahmed b. Ali Ebu’l-fadl ed-Dimyâtî, Daru İbn Hazm, Fas 2009.

  • Nihâyetü’s-Sûl fî Şerhi Minhâci’l-Usûl: thk. Şaban Muhammed İsmail, Dâru İbn Hazm, Beyrut 1999.

  • et-Temhîd fî Tahrîci’l-Furû ale’l-Usûl: thk. Muhammed Hasan İsmail, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 2004.

  • el-Kevkebü’d-Dürrî fîmâ Yeteharracu ale’l-Kavaidi’n-Nahviyye mine’l-Furû‘i’l-Fıkhiyye: thk. Muhammed Hasan Avvâd, Ürdün 1985.

  • Tabakâtü’ş-Şâfiiyye: nşr. Kemal Yusuf el-Hût, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1987.

  • Tırâzü’l-Mehâfil fî Elgâzi’l-Mesâil: thk. Abdülhakim b. İbrahim el-Matrûdî, Riyad 1433.

    Kaynak: İslam Düşünce Atlası
    Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu