Hayatı

Gaylân ed-Dımaşkî Medine’de doğmuştur. Bir süre Hasan b. Muhammed b. Hanefiyye’nin derslerine devam etmiş, ancak daha sonra bu ders halkasından ayrılmıştır. Gaylân ed-Dımeşkî, irâde hürriyeti konusunda Ömer b. Abdülaziz'e bir mektup göndermiş, ayrıca İmam Evzai, Davûd b. Ebu Hind ve Rebia b. Ebu Abdurrahman gibi âlimlerle münâzaralar yapmıştır. Emevî halifesi Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’in öğretmenliği görevini yürütmüştür. Emevî idaresine yönelttiği eleştiriler sonrası 120/728 yılında öldürüldüğü belirtilmektedir. İbnü’n-Nedîm, Gaylân’ın yaklaşık 2000 varak civarında yazılarının bulunduğunu ifade eder. Kâdî Abdülcebbâr, Gaylan’ın risalelerinin daha çok tevhid, adalet, va‘d ve va‘îd gibi konularla ilgili olduğunu söyler.

Öğretisi

Kaynaklar Gaylân’ın insanın fâilliği konusunda Mabed el-Cühenî’den etkilendiğini belirtir. Buna göre Gaylân hemen her şeyin ilahî takdirle ilişki kurularak açıklanması görüşüne bir tepki olarak insanın fiillerinin kendisi tarafından meydana getirildiğini öne sürmüştür. Mabed el-Cüheni ve Gaylan ed-Dimaşkî’nin insanın fâilliğine yaptıkları vurgu, Emevî halifelerinin uygulamalarını ilahi takdire referansla meşrulaştırmalarına gösterdikleri bir tepki olarak anlaşılmalıdır. Nitekim Gaylân, Halife Ömer b. Abdülaziz’e yazdığı mektupta halifeye aşağıdaki soruları sorarak Tanrı’nın adil olup asla zulmetmeyeceğini açıkça dile getirir: “Hiç yaptığını ayıplayan veya ayıpladığını yapan bir hikmet sahibine rastladın mı? Verdiği hükme uyanı cezalandıran veya azab ettiğine hüküm veren birini gördün mü? Kullarına taşıyamayacakları yükü yükleyen veya onları itaat yüzünden cezalandıran bir merhamet sahibini gördün mü? İnsanları zulme ve zalimliğe sevkeden bir adalet sahibini gördün mü? İnsanları yalan dolana iten doğru sözlü bir kimseye rastladın mı?”

Kaderiyye’nin Mabed el-Cühenî’den sonraki temsilcilerinden biri olmakla birlikte kaynaklarda Gaylan’ın Mürcie’ye nisbet edildiğini de görüyoruz. Kuşkusuz bu durum kelâmın başlangıç dönemi ekollerinin tikel bir görünüm arz etmesiyle açıklanabilir. Buna göre Gaylan’ın Kaderî olması onun insanın irade hürriyetine sahip olduğunu savunması; Mürciî olması ise büyük günah işleyen kişiyi kâfir saymaması anlamına gelmektedir. Ona göre amel, imandan bir cüz sayılamaz. Gaylan’ın Mürcie ile yakınlığının bir dönem derslerine devam ettiği Hasan b. Muhammed b. el-Hanefiyye’den ileri geldiği söylenebilir.

İmanın mahiyeti sorunuyla ilgili olarak Gaylân ed-Dımeşkî’nin yaklaşım şekli oldukça ilgi çekicidir. Gaylan imanın esas itibariyle mârifet olduğunu düşünür. Ancak o, mârifet kavramına ilişkin bir ayırım yapar. Buna göre mârifet iki kısımdır. Gaylân, birinci mârifetin zarûrî/fıtrî olduğunu söyler; sözgelimi âlemin bir yaratıcısının bulunduğu veya şeylerin yaratılmış (muhdes) olduğu bilgisi fıtrî bir bilgidir. Böylece Gaylân, nesnelerin hudûsuna ilişkin bilginin deneyimle elde edilmeyip, fıtrî olarak, yani insanın doğuştan sahip olduğu bir bilgi olduğunu söylemiş olmaktadır. İkinci mârifet ise kesbîdir, yani insanın sonradan edindiği bir bilgidir; meselâ şeylerin muhdisinin “iki” veya ikiden fazla olamayacağına ilişkin bilgi bu türden bir bilgidir. Gaylân’a göre iman, işte bu ikinci bilgidir.

Gaylân’ın imanı bilgi olarak tarif etmesinin bilgi teorisi açısından da sonuçları vardı. Buna göre Gaylan’ın bilgi sorunuyla ilgili olarak oldukça erken bir dönemde bedihi ve kesbi olmak üzere bilginin iki türünden bahsetmiştir.

Mabed el-Cühenî gibi Gaylan’ın insanın fâilliği hususuna yaklaşım şekli de Mu’tezile’nin adalet ilkesinin kavramsal zeminini teşkil etmiştir.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu