Hayatı

Ekim 1906 tarihinde, başkent Kahire’nin 140 km. kuzey batısında bulunan Buhayra vilayetine bağlı Mahmudiye kasabasında doğdu. Babası, Muhammed Abduh döneminde el-Ezher’de hadis eğitimi görmüş Şeyh Abdurrahman el-Benna es-Saatî idi. O dönem yaygın bir akım olan Batılılaşmanın etkisine henüz girmemiş bir taşra kasabasında çocukluğu İslâmî bir çevrede geçen Benna, babasından ilk dinî terbiyeyi aldı. Dinî okullarda yetişen Benna, üniversite eğitimi için gittiği başkent Kahire’de zengin bir entelektüel ve fikrî ortamda kendini yetiştirmeyi başardı. 1923’te Kahire gibi büyük bir kente gelmesi, o yıllarda İngiliz işgalini bizzat yakından tanımasına, Mısır’ın sürüklendiği siyasal, ekonomik ve ahlaki çöküşü yakından görmesine fırsat verdi. 1920’li yılların işgal altındaki Mısır’ında yaşanan tüm siyasal ve ekonomik çalkantıya bizzat şahitlik yapan genç Benna, eğitim fakültesinde yaşanan tartışmalar, gençlik hareketleri ve gösteriler sırasında siyasal fikirlerini olgunlaştırdı. Kahire’deki üniversite yıllarında, çocukluğundan beri bağlı bulunduğu Hasafiye tarikatına da devam eden Benna, büyük kentte birçok Müslüman düşünürle ve fikirleriyle tanıştı. Bu düşünürlerin başında Reşid Rıza gelmektedir. İslâm dünyasının Batı karşısındaki gerileyişine üniversite yıllarında kafa yoran Benna, okuldan mezun olduğunda, idealist genç bir öğretmen olarak büyük işler yapmaya hazırdı. İlk görev yeri İsmailiye kentine 1927’de ulaştı. Öğretmen olarak bir yandan genç neslin eğitimine kafa yorarken, diğer yandan toplumsal ıslah için 1928 yılında Müslüman Kardeşler (İhvân-ı Müslimîn) hareketini kurdu. Yaşadığı dönem İslâm dünyasının ve Mısır’ın en karmaşık dönemlerinden biri idi. Gerçekte İngilizlerin denetimindeki Mısır’da görünüşte bağımsız bir kral yönetimde bulunsa da, Vefd Partisi gibi milliyetçi hareketler, verilen ilk iktidar fırsatına kanarak ideallerini bir kenara itmiş, Mısır halkını işgale karşı savunan onurlu sesler azalmıştı. Böylesi bir ortamda Benna, davet çalışmalarının yanı sıra aktif siyasi faaliyetlere başladı. Hareket 10 yıl gibi kısa süre içinde tüm Mısır’daki siyaseti etkileyecek bir etkinliğe kavuştu. 1940’lara gelindiğinde teşkilatın Mısır’daki şube sayısı 3 bini bulmuş, bağlılarının sayısı ise yüz binlere ulaşmıştı. Benna’yı sürgün etmeleri, arkadaşlarını tutuklamaları ve cemaate bağlı kuruluşların kapılarına kilit vurulması gibi baskıların sonuç vermemesi üzerine 12 Şubat 1949 tarihinde düzenlenen bir suikastla şehit oldu.

İslam Düşünürleri

Öğretisi

Kendisini bir filozof ya da âlim olarak görmeyen Benna’nın düşünce sistematiğini, yazmış olduğu sayısı birkaç taneyi geçmeyen kitaplarla birlikte, belki de bundan daha belirgin bir şekilde kurmuş olduğu hareketin uygulamalarından yola çıkarak anlamaya çalışmak gerekir. Benna’yı XX. yüzyıldaki kendi çağdaşı olan Müslüman önderlerden ayıran en belirgin özelliklerin başında İslâm’ı, içinde yaşamış olduğu dönemin tüm olumsuz siyasi ve sosyal koşulları içinde kapsamlı bir hayat tarzı olarak sunmasındaki anlaşılır üslup ve yöntemi gelmektedir. Tüm İslâm dünyasının siyasi ve askerî olarak Batılı işgaller altına girdiği dönemde yaşamış olan Benna, sadece Mısır toplumunun değil, İslâm toplumlarının Batılılaşma ve yozlaşma arasında büyük bir çöküntü yaşadığına şahitlik etmişti. Bu nedenle Benna, çağına ilişkin sıkıntıları üç ana başlıkta toplamaktadır: a) Ümmetin birliğinin kaybolmasından kaynaklanan sorunlar, b) yönetim sisteminden ve işgalcilerden kaynaklanan sorunlar, c) bireysel maneviyatın ve İslâmî yaşamın yokluğundan kaynaklanan sıkıntılar. İslâm dünyasının içinde bulunduğu imkanların da farkında olan Benna, bir yandan çözüm olarak İslâm’ın model olma rolünü yeniden önerirken, diğer yandan gerçekleşebilir hedefler koyarak Müslüman halka motivasyon aşılamıştır. Onun tecdit projesinde temel özelliklerin başında gelenek haline gelmiş dinî anlayış ve kurumların yenilenmesi gelmektedir. Bunu yaparken geleneğe hücum etmek yerine, geleneği yeniden üretmeye çalışmış, onun aksak ve İslâm’a aykırı gördüğü yönlerine onarmayı hedeflemiştir. Kullandığı yöntem olarak, medrese gelenekçiliğinin tersine, dinî düşünce ile aklî (felsefî) düşüncenin uzlaştırılması için çabalamıştır. Sadece fıkhî alanda değil, düşünsel alanda da içtihadın varlığı İslâm’ın her şartta uygulanabilir olmasına yardım etmekte ve insanlığın birikime açıklık özellikler taşımaktadır. Kendi döneminin en önemli tartışma konularından olan modern demokrasi tartışmalarında taraf olarak Benna Anayasaya dayalı parlamenter sistemin İslâm’ın ruhuna aykırı olmadığını savunur. Bununla birlikte, Batılılaşmaya karşı çıkarak maddeci Batı medeniyetine yoğun eleştiri getirir. Bu nedenle içtihadın sınırlarını çizerken, kutsal ve değişmez doğru ile insan düşüncesine dayalı mirası ayırmak gerekir. Batının dünyevî medeniyetini ve siyasetini eleştirmekle birlikte, İslâm medeniyet tarihine ve düşünce yöntemine tenkitçi olarak yaklaşmayı de ihmal etmez. Kapsayıcı manada bağımsız medeniyet ve ümmetin egemenliği hedeflenmelidir. Vatan, kavim, etnik köken, din ve insanlıkla ilgili aidiyetlerin bütünleştirilmesi/uzlaştırılması gerekir. Onun kapsayıcı toplumsal anlayışında bir kimse “Allah bir, Muhammed O’nun elçisidir” diyorsa asla tekfir edilmemelidir. Çözüm için mevcut siyasi ve sosyal durum doğru biçimde değerlendirildikten sonra bir ıslahat programı yapılmalı ve sosyal adalet gerçekleştirilmelidir. Islahatın aceleye getirilmemesi, planlı ve sağlam bir hazırlık safhasının geçirilmesi, ıslahatın uygulayıcılarının iyi yetiştirilmiş olmaları gerekir. Bunun için de tıpkı ilk nesil sahabeler nasıl samimiyet ve uygulamaları ile bu misyonu yerine getirdi ise, bugün de örnek bir nesil olarak İhvân cemaati bu ıslahatı gerçekleştirmelidir.

İslâm’ın bir kurtuluş reçetesi olarak her siyasi, ekonomik ve sosyal soruna deva olarak sunulması, döneminin diğer Müslüman lider ve düşünürlerde de rastlanan bir motivasyon olmakla birlikte Benna’daki anlayış farklılık gösterir. Ona göre kutsal kitap Kur’ân salt ideolojik anlamda soyut bir model değil aynı zamanda somut dünyevî bir siyasi, sosyal, ekonomik ve ailevî formüller içeren hayat kitabıdır. Bunları savunurken, içinde yaşadığı toplumun birçok davranışını eleştirmekle birlikte onları dışlayıcı bir üslup kullanmadığından, döneminin diğer düşünürlerinden daha fazla oranda sokaktaki insanla muhatap olmuştur. Bu özelliği nedeniyle döneminin aydınları salt düşünürler olarak kalırken, Benna bir hareket liderine dönüşmüştür. Yozlaşmış rejimleri tamamen yıkmaktansa, liderleri Müslüman olduğu sürece o yönetimlerin ıslah edilmesini savunur. Düşman olarak sadece sömürgeci ve Siyonistleri gösterir ve onlara karşı silahlı mücadeleyi teşvik eder. Benna yaşadığı dönemin ideolojik ve siyasi koşulları bağlamında özellikle Avrupalı güçleri hedef almaktadır. Avrupa ülkelerinin İslâm dünyasındaki işgal siyaseti ve Filistin konusundaki haksızlıklar, Benna’yı bu ülkelere karşı sert tutum almaya zorlar.

Benna, her ıslahatçı lider gibi bireyi ve toplumu dönüştürmeyi hedeflemişti. Onu sıradan bir sûfî lider ya da vaizden ayıran temel farklardan biri ise bireysel ıslaha dayalı maneviyatçılığı siyasi söylemle mezcedip yoğun bir Batı eleştirisi ve yaşam tarzı modellemesi ile sunmasıdır. Bunu yaparken salt ideolojik ve yüzeysel gerekçelere indirgemek yerine yaşadığı dönemde Batılı ülkelerin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal çıkmazlardan örnekler vererek somut ve anlaşılır kılar.

Üslup olarak devrimci olmasına rağmen uygulama olarak tedricî ıslahata uygun davranmış olan Benna, farklı ideolojilere şaşırtıcı bir şekilde empati ile bakmayı bilmiştir. Onun düşünce dünyasında diğer ideolojilerin toptan reddedilmek yerine İslâm’la bağdaşan yönleri itibariyle kabul ya da reddedilmeleri söz konusudur. Bir yönüyle pragmatik olan bu eleştirel, ama esnek yaklaşım onun ve kendisinden sonra hareketinin siyasi ve sosyal yöntemlerini de etkilemiştir: “Bu çağda yaygınlaşan, kalpleri dağıtıp düşünceleri karıştıran çeşitli düşünce ve ideolojilere karşı tavrımız bunları davetimizin ölçüsü ile ölçmektedir. Ona uyanı kabul eder, uymayanı reddederiz. Biz davetimizin ölçüsüne uymayan her türlü düşünce ve ideolojiden uzağız.”

Bu ideolojiler arasında Benna döneminde en güncel olanı ve yeni bir İslâmcı düşünceye tehdit oluşturanı milliyetçilik ve bunun dolaylı bir uzantısı durumundaki vatanseverliktir. Milliyetçiliği kendi kaynaklandığı tarihsel koşullar yerine Mısır halkının içinde bulunduğu koşullar bağlamında yorumlayan Benna, “Eğer milliyetçilikle, kişinin öncelikle kendi akraba ve toplumuna iyilik yapması ve yardımda bulunması gerektiği, bunların başkalarından daha fazla hizmeti hak ettiği kastediliyorsa bu da doğrudur… Eğer milliyetçilikle yok olmaya yüz tutmuş İslâm dışı örf ve adetleri yeniden diriltmek, geçip gitmiş gelenekleri tekrar canlandırmak, yerleşik yeni medeniyetin izlerini silmek, milliyetçilik ve ırkçılık gerekçesiyle İslâm inancından ayrılıp dinî bağları çözmek ve etnik kökenle övünmek kastediliyorsa, biz bunu kabul etmiyoruz.” der.

Benna’nın düşüncesini oluşturan yerel koşullar önemliydi. Osmanlı’nın dağılması sırasında ve sonrasında yaşanan savaşlar içinden geçen toplumun yılgınlığı, ağır ekonomik sıkıntılar, siyasilerin yolsuzlukları ve işgal yönetiminin baskıcı karakteri Benna’nın özgürlükçü söylemini güçlendirmiştir. Benna, Ümmetin içinde bulunduğu koşulları Abbâsîlerden beri süre gelen kargaşaların son halkası olarak görmektedir. Bu nedenle ilkesel tartışmaların yanı sıra, güncel siyasi tartışmalara da fazlasıyla müdahil olan Benna, İslâm’ın içtihat kurumu aracılığıyla sahip olduğu esnek yapıya işaret ederek, sosyal değişimlere göre İslâmi hükümlerin yorumlarının da değişebileceğini savunmuştur.

Öne Çıkan Eserleri

  • Risaleler: Nida, İstanbul 2014.

  • Dava ve Davetçinin Hatıraları: Beka Yayınları, İstanbul 2007.

  • Me’surat Dualar: Nida Yayınları, İstanbul 2010.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu