Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nda sunum yaptı. Göktaş'ın sunumundan öne çıkanlar şöyle:

"Son dönemde hepimizi derinden etkileyen olaylara şahit olduk. Bu konunun merkezinde ise iki gerçek var. Birincisi; toplumun adalet beklentisi. İkincisi; çocukların suça itilmesini üreten risk zincirleri. Etkin soruşturma, hızlı yargılama ve mağdurun korunması toplumsal adaletin bir gereğidir. Ahmet Mattia'nın, Atlas'ın hayatını kaybetmesi hepimizi derinden üzdü. Bu kaybın acısını beraber yaşadık. İlk günden itibaren ailelerin yanında olduk. Bu noktada şunu açıkça ifade etmek isterim ki, adalet beklentisi ile çocuk koruma yaklaşımı birbirinin alternatifi değildir. Suça sürüklenen çocuğu suça iten zinciri kırmak da toplum güvenliğinin kalıcı şartıdır. Bakanlık olarak, mağdurun çocuk olduğu vakalarda davaya katılmamız, mağdur çocuğun yaşam hakkı başta olmak üzere tüm haklarını koruma sorumluluğundan kaynaklanır. Mağdur çocuğun ailesinin yalnız bırakılmaması görevimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Bizim üzerimize düşen görev, bu iki gerçeği aynı anda, birbirini zedelemeden güçlendirmektir. Mağdurun hakkını korumak ve suça sürüklenme zincirini kırmak arasındaki hassas dengeyi gözeterek çalışmaktır. Yani bir yandan mağdurun hakkını geciktirmeyen, şiddet eğilimini minimize eden kamu düzenini tesis etmek; diğer yandan ise suça sürüklenmeyi erken aşamada durdurup, çocuk ve aileyi doğru hizmete hızla yönlendirerek tekrarını önleyen koruyucu–önleyici sistemi güçlendirmek.

"Suça sürüklenme çoğu zaman anlık bir kararla meydana gelmiyor"

Karşılaştığımız vakalar suça sürüklenmenin çoğu kez anlık bir kararla değil, birikerek büyüyen bir risk zinciriyle oluştuğunu bizlere gösteriyor. Bu zincirin ilk halkasından sıklıkla okuldan kopma var. Devamsızlık, disiplin sorunları, akran zorbalığına karışma ya da zorbalığa maruz kalma, okul çevresinde riskli gruplarla temas, hepsi erken uyarı niteliği taşıyor. İkinci halkada sağlıksız aile içi dinamikleri görüyoruz. İhmal, şiddet, bağımlılık, parçalanmış aile dinamikleri veya bakım yükünün artması çocuğu dış dünyadaki tehlikelere karşı korumasız bırakabiliyor. Üçüncü halkada sokak ve akran çevresi var. Gruba ait olma ihtiyacı, kolay para vaadi, suç örgütlerinin etkisi, silah taşımayı özendirme ve normalleşen şiddetlerinin yayılması bu riski büyütüyor.

Dördüncü halkada medya bir dijital alan bulunuyor. Dijital zorbalık, suça teşvik, riskli içerik, çevrimiçi istismar ve suç gruplarının çocuklara ilişimi bugün suça sürüklenme zincirinin önemli bir parçasıdır. Şiddeti yükleten içerikler, linç kültürü, suçun özendirildiği paylaşımlar ve çevrimiçi meydan okuma pratikleri saldırgan davranışları tetikleyebiliyor. Dizilerde ve dijital oyunlarda tekrar eden güç-şiddet anlatısı çocukların kahramanlık, aidiyet ve statü arayışını yanlış, zor modeller üzerinden şekillendirebiliyor. Özellikle mafya dizilerindeki suçun ve şiddetin ana karakter aracılığıyla normalleştirildiği ve hatta özendirildiği hikayelerin etkisini göz artı edemeyiz. Medya ve sosyal medya algoritmaları ise bu içerikleri daha görünür kılarak normalleştiriyor, riski gruplara yönelimi hızlandırabiliyor.

"Artık bir çocuğun konuya odaklanma süresi sekiz saniyeyi geçmiyor"

Çocuklara oyun oynarken hangi karakterleri seçiyorsun diye sorduğumuza 'özellikle daha güçlü, daha karanlık ve bütün silahları kullanabilen karakterleri seçiyorum' cevabını aldık. Çünkü bu karakterlerin kendilerine cesaret verdiğini, özgüven verdiğini söylüyorlar. Böylece şiddet çıkaran karakterler ön plana çıkarılmış oluyor. Diğer yandan çocuklar sosyal ilişkilerden zayıflama ve sosyal izolasyon yaşadıklarını belirtiyorlar. Dünya genelindeki durum da benzer bir tabloya işaret ediyor. Pek çok ülkede şiddet artık istisnai bir olay değil. Ev, sokak, okul ve dijital alan arasında hızla dolaşan bir tetiklenme iklimi içinde daha görünür hale giriyor. Özellikle ergenlerde öfke eşiği düşüyor. Çocuklar sabretmeyi öğrenemiyor. Günlük anlaşmazlıklar kısa sürede fiziksel şiddete dönüşebiliyor. Uluslararası literatürde bu eğilim toplumsal gerilimin ve öfkenin yükseldiği bir dönemi işaret eden kavramlarla tartışılıyor. Hız, haz ve teknoloji döngüsü özellikle ergenlik döneminde dürtü kontrol bozukluğuna ve olumsuz akran etkisini açıklığa kavuşturuyor.

Bilimsel veriler çocukların ortalama dikkat süresinin son 30 yılda yüzde 30 oranında azaldığını gösteriyor. Artık bir çocuğun konuya odaklanma süresi 8 saniyeyi geçmiyor. Dikkati en ufak duyaranla bölünen, dünyayı bir bütün olarak algılamayan milyonlarca çocuk demek.

"Dünya genelinde her üç çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor"

Türk bayrağına saygısızlığa tutuklama
Türk bayrağına saygısızlığa tutuklama
İçeriği Görüntüle

Diğer yandan birçok ülkede çocuk adalet sistemleri suça sürüklenmeyi sadece ceza başlığıyla ele almanın çocuktaki saldırgan davranışın tekrar riskini düşünmediğini kabul ediyor. Dünya Sağlık Örgütü dünya genelinde gençler arası şiddetin akran zorbalığında çete bağlantılı şiddete kadar geniş bir yelpazede seyrettiğini raporluyor. Her yıl 15-29 yaş grubundaki yaklaşık 193 bin gencin şiddet nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtiyor. UNICEF’in verileri ise dünya genelinde okullarda yaklaşık her üç öğrenciden birinin akran zorbalığına maruz kaldığını gösteriyor. Bu çalışmalar, çevrimiçi zorbalığın yaygınlaştığına ve çocukların eğitim süreçlerini dahi etkileyebildiğine işaret ediyor.

Bu 'dünya görüntüsü' bize şunu söylüyor; sorun küresel. Ama çözüm, her ülkenin kendine özgü, kurumlar arası entegre bir model kurmasından geçiyor. Burada da toplumun tüm kesimlerine görev düşüyor. Özellikle medya yöneticilerinden içerik üreticilerine kadar herkesin sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini vurgulamak isterim. Bu noktada, 15 yaş altı için, sosyal medya düzenlemesi çocuklara ulaşan, onları suça teşvik eden ve dijital mecralarda örgütlenen suç şebekeleriyle mücadelenin de önemli bir ayağı olduğunu görmek gerekiyor. Çünkü suça sürüklenme zincirinin bir halkasında, tam da bu dijital alan üzerinden kurulan temaslar, yönlendirmeler ve örgütlenmeler yer alıyor.

"Herhangi bir ihbar aldığımızda doğrudan müdahale ediyoruz"

Biz de bakanlık olarak, bu çok katmanlı risk zincirini kırmak için üç düzeyde hareket birinci düzey erken müdahaledir. Burada hedefimiz, risk işaretini, ilk görüldüğü yerde yakalamak. Okul devamsızlığı, akran zorbalığı, dijital ortamda şiddet içeriklerine maruz kalma gibi sosyal göstergeler ortaya çıktığında, çocuğu vaka büyümeden sosyal hizmete yönlendirmek. Bu amaç doğrultusunda Sosyal Risk Haritalarını oluşturduk. Sosyal risk haritaları, önleyici hizmetlerimizi güçlendiren önemli bir araçtır. Bu çalışmayla, sahada erken uyarı ve sistematik izleme konusunda yeni bir dönem başlattık. Çocuğun suça sürüklenmesi, çocuk ihmali ve sosyal ekonomik yoksunluk sosyal risk haritalarımızın pilotlarını tamamladık. Diğer yandan Çocuklar Güvende mobil ekiplerimizle, risk altındaki çocukları okul, aile ve sosyal çevrelerinde eş zamanlı takip ediyoruz. Herhangi bir ihbar aldığımızda doğrudan müdahale ediyoruz.

"182 bin 997 çocuğu ailelerinin yanında destekliyoruz"

İkinci düzey, aileyi güçlendiren koruyucu ve önleyici hizmetlerdir. Riskin derinleştiği ve çocuğun korunmasının ivedilik kazandığı durumlarda, ilgili kurumlarla eşgüdüm içinde danışmanlık, eğitim, sağlık ve gerektiğinde barınma gibi tedbir kararlarının hızla alınmasını ve uygulanmasını sağlıyoruz.

Bakım tedbiri uyguladığımız çocuklarımıza kuruluşlarımızda bakım hizmeti veriyoruz. Bu hizmeti de koğuş tipinden ev tipine dönüştürdüğümüzü ifade etmek isterim. Bu yapılardan uzaklaştırarak, çocuğun mahremiyetini ve gelişim ihtiyaçlarını esas alan ev tipi bakım modeline dönüştürdük. Daha az sayıda çocuğun birlikte yaşadığı, sıcak ve güvenli bir ortamda bakım ve izlemeyi sürdürüyoruz. Bugün ailelerinden ayrı büyümek zorunda kalan 15 bin 508 çocuğumuza ev tipi kuruluşlarımızda güvenli bir yaşam alanı sunuyoruz. Öte yandan suça sürüklenen çocuklar gibi ihtisas alanlarında çalışan çocuk evleri sitelerimizle belirli risk gruplarına özelleştirilmiş hizmet sunuyoruz. Sosyal ve Ekonomik Destek hizmetimizle, 182 bin 997 çocuğu ailelerinin yanında destekliyor, eğitimde kalmasını ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlıyoruz. Rehberlik, psikososyal destek ve sosyal hizmet müdahalelerini ilgili kurumlarla koordinasyon içinde sürdürüyoruz.

"Amacımız mağduru koruyan, adaleti geciktirmeyen bir sistem kurmak"

Yani sadece geçici bir yardım değil; okul devamı, güvenli çevre ve düzenli takip üzerinden suça sürüklenmeyi ortadan kaldırabilecek bir müdahale sistemi yürütüyoruz. Eğitim materyali, ücretsiz ders kitabı, öğrenci barınma, taşıma ve yemek yardımı gibi pek çok sosyal destek programı ile de çocuklarımızı böylece eğitim yardımlarıyla çocuğu okulun koruyucu ikliminde tutuyor; risk alanlarıyla temasını azaltıyoruz. Üçüncü düzey, yoğun ve ihtisaslaşmış müdahaledir. Suça sürüklenen, mağdur olan ya da sokakta yüksek sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalan çocuklar için ihtisaslaşmış hizmet modelleri yürütüyoruz. Bu kapsamda Güçlendirici Bakım Modeli'ni geliştirdik. Bu Komisyonun çalışmasını, suça sürüklenmeyi üreten risk zincirini toplumun vicdanıyla birlikte ele alan kurumsal bir eşik olarak görüyoruz. Adalet ve güvenlik boyutunda yürüyen süreçlerle, sosyal hizmet müdahalesinin eş zamanlı ilerlemesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Amacımız mağduru koruyan, adaleti geciktirmeyen ve suça sürüklenmeyi kaynağında durduran bir sistemi hep birlikte kurmaktır."