Saadet Partisi Genel Başkanı, partisinin düzenlediği programda partisine yeni katılan vatandaşlara rozetlerini taktı.
Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar:
“Bu iktidar emekliyi sefalette eşitlemeye kafa koymuş”
“Ankara’nın gündemiyle Anadolu’nun gündemi aynı değil; Ankara’dan ülkeyi yönetmeye çalışanlarla Anadolu’da ayakta kalmaya çalışanların dertleri bir değil. Ankara’da emekliye “gariban” diyen bir anlayış var, Anadolu’da ise üç kuruş maaşla geçinmeye çalışan emekliler… Evet, bu ülkede iktidar partisi emekliye “gariban” dedi; oysa 23 yıl önce hiçbir siyasetçi emekliye böyle hitap edemezdi, çünkü emekliler geçinebiliyor, ev ve araba alabiliyordu, bugün ise üç kuruş zamma muhtaç bırakıldılar.
Önümüzdeki ay enflasyon karşısında eriyecek 1062 TL’lik zam teklif dahi edilmemeliydi; bizim teklifimiz nettir: en düşük emekli aylığı en az asgari ücret seviyesine yükseltilmeli, prim ödemelerine göre kademeli oranlama yapılmalıdır. Bu teklifi kanun olarak sunduk ve başlattığımız imza kampanyasına millet 1 milyon 214 bini aşkın imzayla sahip çıktı; “Milyonlarca emeklinin talebini mi, yoksa Mehmet Şimşek’in dediğini mi yapacaksınız?” diye sorduk. Geldiğimiz noktada görüyoruz ki bu iktidar tüm emeklileri sefalette eşitlemeyi tercih ediyor.
Bayram ikramiyesi diye konuşulan 500 lira, markette ilk raftaki ilk üründe bitiyor; tepkiler dinmeyince “zam yapamadık ama bazı şeyleri bedava yapalım” denilerek tiyatrolar, müzeler, ören yerleri ücretsiz ilan ediliyor. Sonuçta, devlet tiyatrolarında “Sefilleri” izlemek de oynamak da bedava; evinin önündeki markete, mahallesindeki pazara gidemeyen emekliye ise Sardes Antik Kenti, Artemis Tapınağı, Kula Peri Bacaları bedava… Emeklinin karnı değil, vitrini doyuruluyor.”
“Milletin altınlarını kim aldı?”
“Yaşanan tüm bu gelişmelerin ardından tepkilerin dinmediği görülüyor ki, Sayın Cumhurbaşkanı kamuoyuna çıkarak “Biz iktidara geldiğimizde en düşük emekli maaşı 66 liraydı” açıklamasını yaptı. Ancak bu açıklama, geçmişte defalarca yaşandığı gibi, ciddi bir hesap yanlışlığını da beraberinde getirdi. Verilere bakıldığında, 2002 yılında en düşük emekli maaşının 216 lira olduğu ve bu tutarla tam 8 çeyrek altın alınabildiği görülüyor. Bugün ise en düşük emekli maaşıyla iki çeyrek altın dahi alınamıyor.
Aynı tablo asgari ücretli vatandaşlarımız için de geçerli. Bu hükümet iş başına geldiğinde asgari ücret 184 liraydı ve bununla 7 çeyrek altın alınabiliyordu. Bugün gelinen noktada, asgari ücretle yalnızca 2 çeyrek altın alınabiliyor. Aradaki fark ortada. Bu tablo karşısında şu soruyu sormak kaçınılmaz hale geliyor: 23 yılda milletimizin elinden bu 5 çeyrek altını kim aldı?
Cevabı biz verelim: Bir çeyrek şatafata gitti, bir çeyrek israfa gitti, bir çeyrek yandaşa gitti, iki çeyrek ise faiz lobilerine aktarıldı.”
“Bu ülkede para sorunu yok, faiz sorunu var”
“Milletin kaynakları belli çevrelere oluk oluk akarken iktidar, emekliye ve emekçiye verilen zamları hâlâ “kaynak yetersizliği” ile açıklamaya devam ediyor. Ancak aynı iktidar, daha geçtiğimiz hafta yalnızca 20 milyar liralık bir borç için tam 260 milyar lira faiz ödedi; yani ana paranın 13 katı faiz ödendi.
Buradan açıkça soruyoruz: Kaynak yok denilerek 1062 TL olarak açıklanan emekli zammının bütçeye maliyeti ne kadar? Sadece 70 milyar lira. Tekrar edelim; 20 milyar liralık borç için 260 milyar lira faiz ödemek sorun edilmezken, 40 yıl çalışmış milyonlarca emekli için 70 milyar lira yük olarak görülüyor. İşte bu yüzden diyoruz ki, bu ülkede para sorunu yok, faiz sorunu var; bu ülkede kaynak sorunu yok, ahlâk sorunu var. Peki bu kadar faiz ödenirken borçlar azalıyor mu? Ne yazık ki hayır, borçlar ödendikçe çoğalıyor.
Seçimden sonra büyük beklentilerle Londra’dan getirilen, ekonomiyi düzeltecek ve enflasyonu bitirecek denilen Sayın Mehmet Şimşek döneminde dış borç tam 100 milyar dolar arttı. Şimşek’in göreve geldiği süreçte düşecek denilen faiz yükseldi, bitecek denilen enflasyon TÜİK’e rağmen bitmedi, dış borç ise daha da arttı.”
“Bu ceza sadece çiftçiye değil”
Manisa, tarih boyunca tarımın ve bereketin şehriydi. Ancak bugün Manisa, tarımın can çekiştiği; çiftçinin ise tarlasını ve traktörünü satma noktasına sürüklendiği bir dönemden geçiyor. Gediz, Bakırçay, Alaşehir, Salihli ve Turgutlu gibi verimli ovalara; bu ovaların can damarı olan Gediz Nehri’ne, Bakırçay’a ve Güzelhisar Çayı’na sahip bir şehirden söz ediyoruz. Buna rağmen Manisalı çiftçi, tarlada kalan domatesi için sitem etmek zorunda kalıyor. Peki iktidar ne yapıyor? O çiftçiye ceza yazıyor. Oysa bu ceza yalnızca çiftçiye değil; bu ülkenin toprağına, milli üretimine, tarımına ve gıdadaki bağımsızlığına yazılmış bir cezadır. Buradan açıkça uyarıyoruz: Haklı sitemini dile getirene ceza yazanlar, yarın o cezayla sandıkta yüzleşir.
“Gediz Nehri demek bereket ve bolluk demektir”
“Gediz Nehri can çekişiyor. Bilim insanları yıllardır uyarıyor, ancak kayda değer bir gelişme hiç olmadı. İktidarı buradan uyarıyoruz: Sakın ha! Sadece ‘Küresel Isınma’ diyerek sorunu görmezden gelmeyin. Çünkü Manisa demek Gediz Nehri demektir. Gediz Nehri demek bereket ve bolluk demektir. Gediz’in kurumasında doğal etkiler kadar, sizin yanlış sulama yöntemlerinizin, su israfının ve su kirliliğinin de etkisi var.”
“Bizim için Manisa neyse Gazze de odur”
“Anadolu derken sadece bir coğrafyadan söz etmiyoruz. “Anadolu” demek; zulme sessiz kalmamak, mazlumun kimliğine bakmadan yanında durmak, hakkı savunurken bedel ödemeyi göze almak demektir. Bu yüzden bizim siyasetimiz sınırlarla daralmaz. İşte, 1000 yıldır din, tarih ve kültür birliğine sahip olduğumuz kardeş ülkeler bir bir işgal ediliyor. Gözümüz, kulağımız Gazze’dedir. Çünkü bizim Manisa neyse Gazze de odur. Türkiye ne kadar sevdamızsa Filistin de o kadar bizim sevdamızdır. Biliyoruz ki Filistin’de gözü olanların bu topraklarda da gözü vardır.
Biz bu coğrafyada hiç kimsenin emperyalizm ve siyonizm’in menüsünde yemek olmasına izin vermeyiz, veremeyiz. Bunu neden söylüyorum? Davos’taki konuşmaları takip edenleriniz olmuştur. Trump’ın tehditlerini, pervasız dilini, işgal planlarını tüm dünya canlı canlı izledi. Fırından ekmek ister gibi Grönland’ı istedi. Avrupa ülkelerini, Kanada’yı ve dünyanın tüm geri kalanını tehdit etti. Bu tehditlere karşı İtalya Başbakanı Meloni’nin resti ise bizim için takdire şayandır ve ülkemizden beklediğimiz duruştur. Meloni Trump’a ne dedi? NATO’dan mı çıkalım, Amerikan üslerini mi kapatalım, McDonald’s’ı mı basalım dedi.
Biz bunları bölge liderlerinden beklerken İtalya Başbakanı’ndan duymamız ise esef vericidir. “Gazze’ye dokunursanız Kürecik’i kapatır, sizi İncirlik’ten def ederim” diyeni duydunuz mu? “Gazze’deki katliam durmazsa bu bölgede değil Amerikan askeri, Amerikan malı bile bulundurmayız” diyeni duydunuz mu? “Kardeşime dokunursanız NATO’dan çıkar kendi dengelerimizi ve ordumuzu kurarız” diyeni duydunuz mu?
Duyamazsınız arkadaşlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü iktidarda “bana ne Amerika’dan” diyecek bir Milli Görüşçü yok, Saadet Partisi yok.
“Gazze’de yaşanan bu düpedüz bir işgaldir”
“Gazze Barış Kurulu. Sözde bu kurul Gazze’de savaşı bitirecek, ablukaya son verecekti. Şimdi bu kurul neye dönüştü? Bir emlak şirketine. Bu kurulun başında ise Trump var. Bu kurulun başında; “Gazze denize sıfır bir mülk, çok değerli olabilir. İsrail’in yerinde olsam insanları oradan çıkarmak için her şeyi yapardım.” diyen siyonist aşığı, aynı zamanda Trump’ın damadı Jared Kushner var. Trump bu kurulun adeta her şeyi. İstediği ülkeyi çıkarır, istediği planı geçirir, istediği ülkeyi çağırır.
Ama barış adı altındaki bu kurul gerçekten barış kurulu mu? Niyeti Gazze’ye barış getirmek mi? Arkadaşlar, bu düpedüz bir işgaldir. Gazze’ye, Filistin’e ve bu davaya ihanettir. Bu barış kuruluna üye olmayı kabul eden bölge ülkelerine sesleniyorum: Siz sahada var mıydınız ki masada Gazze’yi vereceksiniz? Siz Gazze’yi çıkarsız düşündünüz mü ki mazlumları düşüneceksiniz? Gazze’ye bir kilo un sokmayı başaramayan sizler, barış mı götüreceksiniz? Avrupa ülkelerinin reddettiği bu kurulu siz hangi yüzle kabul ettiniz?
Bu kurula katılmayı reddeden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ne diyor? “Bu kurul, BM çerçevesinin dışında yer almaktadır. Filistin Yönetimi’ni içermemektedir. Gazze ve Batı Şeria’nın geleceğine Filistinliler karar vermelidir.” Müslüman liderler kurula katılmak için koşarken, biz Müslümanca duruşu İspanya’dan görüyoruz.”
“Gazze size ne yar ne imar olacak”
“Şimdi her bir karışı şehit kanlarıyla sulanmış olan Gazze’yi imar ve rant alanı olarak gören siyonist akla sesleniyoruz: Gazze size ne yar ne imar olacak; Gazze size sadece mezar olacak. Her türlü soykırım, katliam ve abluka ile teslim alınamayan Gazze; masa başlarında dönen anlaşmalara da, çizilen alçak planlara da teslim olmayacaktır.
Gazze’den New York çıkarmaya çalışan Trump ve onun zihniyeti, bölgede şehir inşa etmek yerine önce harap ettikleri şehirlerin hesabını versinler. Bizler şaşaalı yapay zekâ videoları ile işgale açılmak istenen Gazze’nin değil; baraka ve çadırlarda yaşasa dahi vatanı için canını feda eden Gazzelilerin yanındayız. Bu plan, ölü doğmuş yapay bir antlaşmanın ve Gazze gerçeğinden bihaber olan yapay bir zekânın hayal mahsulü olmaktan öteye gitmeyecektir.
Ve son olarak iktidara sesleniyorum: Bu alçak plana ve işgale karşı “One Minute Kushner” demeniz için illa Davos’ta olmanıza gerek yok. 86 milyon insan yanınızda; çıkın, monitöre bakmadan “One Minute Kushner, Gazze Gazzelilerindir” deyin.”
“Türkiye’yi şahlandıracak projelerimiz hazır”
“Ülkemizin; zengin maden kaynakları var, enerji koridorları var, verimli ovaları var, limanları var, insan kaynağı var ve en önemlisi jeopolitik gücü var. Ancak bunu yaygın ve süratli bir kalkınmaya dönüştürecek bir iktidarı yok. İşte Saadet iktidarında biz bunu başaracağız.
Biz bunu yapmaya talibiz ve kimsenin şüphesi olmasın: Biz hazırız. İşte karşınızda Türkiye Kalkınma Planımız. Vatana, millete hayırlı olsun.
Türkiye Kalkınma Planımız kapsamında, ülkemizin üretim altyapısını baştan sona yeniden inşa edecek tam 41 master proje hazırladık. Bu projelerin çevresinde, bunlara entegre yüzlerce uydu tesis yer alacak. Elbette burada tüm projelerimizi ayrıntılı anlatmak mümkün değil. Ancak şunu bilmenizi isterim: Bu projelerin hangi bölgede, hangi ilde, ne kadar istihdam sağlayacağı ve Gayrisafi Millî Hasıla’ya ne ölçüde katkı sunacağı tek tek hesaplandı ve tamamı planlandı.
Ve en önemli müjdemi veriyorum: Biz Türkiye Kalkınma Planımızla birlikte Türkiye’de 2,5 milyon insanımıza istihdam oluşturacağız. Yani genç kardeşlerim artık doğdukları yerde doyacak, memleketlerinde huzur içinde yaşayacak.
Gayrisafi Milli Hasıla’da 528 milyar dolarlık gelir artışıyla, dış ticaret açığı veren değil, ihracat fazlası veren bir ülke hâline geleceğiz. Rabbimizden niyazımız; bu tesislerin teker teker temellerini attığımız, açılış kurdelelerini kestiğimiz ve ürettiğimiz günleri bizlere göstermesidir.”


