KAYSERİ- İktidar cephesindeki “sistem revizyonu” tartışmalarına Kayseri'den yanıt veren Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “Güçlü devlet, güçlü tek adam demek değildir. Güçlü devlet; güçlü kurumlar, güçlü hukuk ve güçlü Meclis demektir” dedi. Partisinin Kocasinan İlçe Kongresi'nde konuşan Arıkan'ın gündeminde, çıkmaza giren ekonomi politikaları ve son dönemde gerçekleştirilen operasyonlar da vardı.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
“AK PARTİNİN EKONOMİ ÜÇGENİ”
“Siyaset işi matematik işidir, millete hizmet işi matematik işidir. Bütün bunların sebebi “AK Partinin Ekonomi Üçgeni”dir. Bir köşesinde Enflasyon, bir köşesinde Faiz, bir köşesinde Vergi var. Peki üçgenin tam ortasında kim var? Millet var.
Enflasyona bakalım! Uzun uzun anlatmaya gerek yok; çarşıda, pazarda, kasapta, manavda biz bunu zaten hissediyoruz. Neden böyle söyledim? Normalde biliyorsunuz, enflasyon belirlenir maaş artışları ona göre yapılır. Sonrasında ne yaptılar? Zam yapılacağı ay, Enflasyonu bir anda düşük göstermeye, sonra yükseltmeye başladılar! Sonra, enflasyonu hiç düşüremeyince “Tahmin Edilen Enflasyon” diye bir şey çıkardılar. Amaç ne? Milletimizi hikayelerle hocamızın deyimiyle narkozlamak Enflasyon “düşecek” algısı oluşturmak. Dikkat ediniz! Enflasyonu düşürmek değil! Enflasyon düşecek algısı oluşturmak. Bunların işleri güçleri algı!
Bakınız burada Yıllara göre tahminler ve gerçekleşme rakamları var. Yine geçtiğimiz günlerde enflasyon tahmini güncellediler. 2026’da %12 olması tahmin edilen enflasyon oranını %28 çektiler. İşte bu yüzden enflasyon en büyük kul hakkıdır. Emeklinin, asgari ücretlinin maaşını daha cebine girmeden gasp etmektir!
Gelelim Faiz'e. Bakınız bu grafik de, AK Parti hükûmetlerinin, Faiz ödemelerini görüyorsunuz. Bu sene de 2.7 trilyon gibi devasa bir rakam Faize ödenecek. Ancak esas korkutucu olan bu değil. Bu gidişata göre; 2027'de 3 trilyon 2028'de, 3,3 trilyon faiz ödemesi yapacağız demektir.
Öte yandan; Ankara'da madenciler Devletin, bakanların garantörü olduğu haklarını alabilmek için aylardır mücadele ediyorlar... Peki bütün alacakları ne kadar biliyor musunuz? 36 Milyon TL... Bu arada, bu ülke her saat Faize 300 Milyon TL ödüyor... İşte kul hakkı budur!
Geçtiğimiz günlerde, Kurumlar Vergisi rekortmenleri açıklandı. Listede ilk 10'a giren kurumların 7'si bankalar! Yani paradan para kazanan kurumlar... Soruyorum şimdi; Sanayicisinin, kazanamadığı bir ülke nasıl kalkınır? Nasıl mazlumlara umut olabilir?
Gelelim vergiye... Bu küresel lobilere ödenecek bu kadar faiz için kaynak nereden bulunacak? Tabii ki milletten bulunacak. Peki nasıl oluyor? Araba alırken 1 araba devlete alınıyor, cep telefonuna 4 ayrı vergi veriliyor, mutfak tüpüne ÖTV ödeniyor, tuvalet kağıdına %20 KDV ödeniyor, çalışanların Maaşı daha eline geçmeden vergisi kesiliyor.
İşte AK Parti’nin ekonomi üçgeni budur: Enflasyon vatandaşın cebini eritiyor. Faiz üreticinin belini büküyor. Vergi de geriye kalanını alıp götürüyor.”
“25 YILDA BAŞLADIĞIMIZ NOKTAYA GELDİK”
“Bu Ekonomi üçgeniyle yönetilen Türkiye'nin geldiği noktayı anlatacağım! Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde AK Parti, şaşalı etkinliklerle 25. Kuruluş yılını kutladı. Devasa sahneler kuruldu, Işık, lazer, drone şovları yapıldı... Duygu dolu anlar yaşandı... Öyle ya dile kolay tam 25 yıl... 25 yıl önce, 2002'de AK Parti iktidara gelirken ekonomiyi düzelteceğini vaat etmişti...
Tek bir rakam vereceğim. 2002 yılında AK Parti iktidara geldiğinde, Türkiye, enflasyonu dünyada en yüksek 5. Ülkesiydi... Aradan tam 25 yıl geçti... Bugün kaçıncı sıradayız biliyor musunuz? 5. sıradayız...
Bu Bir iktidarın Yıprandığının Çözüm üretemediğinin Yönetemediğinin En net göstergesidir. Biz diyoruz ki; Saadet Partisi olarak Biz Hazırız! Kadromuz var, Teşkilatımız var, Projelerimiz var, İlkelerimiz var, Umudumuz var, Heyecanımız var, biz bu işi hallederiz! Hiç kimse endişe etmesin!”
“DEVLETİN GÖREVİ OLAĞAN HAYATI GÜVENCE ALTINA ALMAKTIR”
“Bir dönem Türkiye, lansmanlarla yönetiliyordu. Her hafta yeni bir lansman yapılıyor, Her hafta yeni bir proje duyuruluyor, Her hafta yeni bir müjde veriliyordu. Bunlar bitti! Şimdi başka bir döneme girdik. Lansmanlarla yönetilen Türkiye'den, ‘operasyonlarla yönetilen Türkiye'ye’ geldik. Belediyeye Operasyon Şirkete Operasyon... Derneğe Operasyon... Medyaya operasyon Vakfa Operasyon... Şunu ifade etmek isterim; Milletin değerlerini sömüren, malına çöken organi ze bir suç varsa elbette tepelerine binilsin. Kimse bunu reddetmez! Ancak! Koskoca Türkiye, bir operasyondan diğer operasyona koşan bir gündemin içerisine hapsedilemez. ‘Devletin görevi sürekli olağanüstülük üretmek değil, olağan hayatı güvence altına almaktır’ İşte bizim Saadet Partisi olarak, Yegâne amacımız budur. Biz Türkiye’de, Hayatı olağanlaştırmak istiyoruz. Hayatı güvence altına almak istiyoruz. Çalışmayı, emeği güvence altına almak istiyoruz.”
“ASIL PROBLEMİ, PARTİLİ CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİDİR!”
“Biz; Türkiye'nin meselelerini de çözüm yollarını da biliyoruz. Biz; Sistemin nasıl tıkandığını ve nasıl aşılacağını biliyoruz. Malumunuz, 2018'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçerken, Endişelerimizi dile getirmiştik ve ardından sistem teklifimizi de sunmuştuk. Bugün geldiğimiz noktada Yapılan açıklamalardan, itirazlarımızın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Çünkü; 50+1'in dayatıldığı Bütün yetkinin tek elde toplandığı, Meclis'in denetim gücünün zayıflatıldığı, kurumların bağımsızlığının tartışmalı hâle geldiği bir yönetim modeli sürdürülebilir değildir. Güçlü devlet, güçlü tek adam demek değildir. Güçlü devlet; güçlü kurumlar, güçlü hukuk ve güçlü Meclis demektir. Nitekim bugün sistemin bazı arızalarını Cumhur İttifakından da duyuyoruz...
Bugünlerde ne diyorlar: “Efendim sistemi revize edelim” Yahu! Araba duvara çarpmış, siz koltuk kılıflarını yenileyelim diyorsunuz. Sistemin asıl problemi, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemidir! Bir cumhurbaşkanının aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olduğu, devletle partinin birbirine karıştığı, devlet imkanlarının parti imkanlarına dönüştüğü bir yapıyı “makyajlayarak” kurtaramazsınız. Bu sistemin göstermelik pansuman tedbirlere değil; köklü bir reforma ihtiyacı vardır.
“MÜZAKERE ETMEYE HAZIRIZ”
“Biz duvara toslayan bu sistemi değiştirecek her adımı müzakere etmeye hazırız.
Ancak üç olmazsa olmaz şartımız, üç kırmızı çizgimiz var.
1- Partili Cumhurbaşkanlığı uygulamasına son verilmeli; Cumhurbaşkanı 86 milyonun tamamını kucaklayan tarafsız bir makama çekilmelidir.
2- Kuvvetler ayrılığı ilkesi esastan tesis edilmeli; Meclis pasif bir onay makamı olmaktan çıkarılıp gerçek yasama ve denetleme yetkisine kavuşturulmalıdır.
3- Yargı bağımsızlığı kâğıt üstünde değil, uygulamada sağlanmalı; mahkemeler iktidarın kalkanı veya muhalefetin tepesindeki giyotin olmaktan çıkarılmalıdır.
Bugün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’dır, yarın başka biri Cumhurbaşkanı olacaktır. Ama; Türkiye Cumhuriyeti kalacaktır. Millet kalacaktır. O hâlde sistemi kişilere göre değil, Hak için millete göre tasarlamak zorundayız. İşte gerçek reform budur.”
“BİZ İKTİDARA GELDİĞİMİZDE NE YAPMAYACAĞIZ?”
“Ama hazır "reformdan", söz açılmışken... Biz de iktidara küçük bir kolaylık sağlayalım. Öyle yüzlerce sayfalık eylem planlarına, renkli kitapçıklara, lansmanlara, "yüzyıl" başlıklarına gerek yok! Türkiye'nin neye ihtiyacı olduğunu anlamak için bazen, neyi yapmayacağınızı bilmek bile yeterlidir! Mesela; biz iktidara geldiğimizde ne yapmayacağız?
1. Milletin alın terini faizcilere yedirmeyeceğiz.
2. Milletin maaşını kâğıt üzerinde artırıp enflasyonla cebinden geri almayacağız.
3. Bir kişinin yapacağı işe üç makam, üç araç ve üç bütçe tahsis etmeyeceğiz.
4. İşi bilmeyene makam, işi bilene kapı göstermeyeceğiz.
5. Gençlere evlenin deyip yuva kurma hayallerini kira, işsizlik ve hayat pahalılığına kurban etmeyeceğiz.
6. Çocuklarımızı sosyal medya platformlarının ve algoritmaların insafına terk etmeyeceğiz.
7. Bir telefonla değişen, bir talimatla yön değiştiren adalet düzenine izin vermeyeceğiz.
8. Vatandaşın hakkını yıllarca mahkeme koridorlarında bekletmeyeceğiz.
9. Dış politikayı hamasete ve içeride alkış toplamanın aracına dönüştürmeyeceğiz.
10. Devletlerarası ilişkileri liderlerin kişisel dostluklarına veya husumetlerine teslim etmeyeceğiz.
Bir de... Vatandaştan vergiyi alıp, o vergiyle vatandaşa reklam verip, sonra da vatandaştan teşekkür beklemeyeceğiz! Yahu hem parayı vatandaş versin hem reklamı vatandaş izlesin hem de alkışı vatandaş yapsın istiyorsunuz! Böyle devlet yönetilmez. Kamu kaynağı iktidarın propaganda bütçesi değildir. O para milletindir! Biz vatandaşın parasıyla vatandaşa reklam yapmayacağız!”





