Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Avrupa Birliği (AB) Uyum Komisyonu, AK Parti Van Milletvekili Burhan Kayatürk başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda ilk olarak, boş bulunan katip üyelik makamına oylama yapılarak Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan Dağlı seçildi.

'AB TARAFI TUTARLI VE KARARLI OLMAMIŞTIR'

Seçimin ardından konuşan komisyon başkanı Burhan Kayatürk, Avrupa Birliği’nin kurulmasından bu yana geçen süre zarfında, birliğin üye bakımından 2 mislinden fazla genişlediğini dile getirdi. Yeni üyelerin çoğunun ekonomik, sosyal ve siyasi seviyesinin de Türkiye’nin gerisinde olduğunu belirten Kayatürk, "Öncelikle şunu söylemeliyim ki bizim, ülke olarak zaman zaman gerek Kopenhag Kriterlerini gerekse Maastricht kriterlerini karşılamaya çalışma konusunda eksiklerimizin olduğu dönemler olmuştur ancak buna karşılık 2004- 2007 döneminde olduğu gibi çok yoğun reformlarla çok hızlı hareket ettiğimiz ve geçmişte yaşanan açığı kapattığımız gibi ülkemizi ileriye taşıdığımız dönemler de olmuştur. Bununla birlikte, Türkiye olarak bu 36 yılın hiçbir döneminde AB üyeliğini stratejik hedef olarak görme ve bunu bir devlet politikası olarak benimseme anlayışından vazgeçmedik. Buna karşılık, AB tarafı bize karşı yükümlülüklerini yerine getirme konusunda hiç de tutarlı ve kararlı olmamıştır. AB'nin bazı önde gelen ülkeleri Türkiye'yi AB içinde birlikte yaşayacağı bir partner olarak görmek yerine, AB evinin kapısında ya da bekleme odasında bekletip oyalayacağı, bu süreç içinde üyelik vaadiyle tavizler koparacağı bir ülke olarak görmüştür" diye konuştu.

'AVRUPA BİRLİĞİ’NİN AÇILMAK İSTEDİĞİ HER NOKTADA BİZ VARIZ'

Kayatürk’ün ardından, sunumunu gerçekleştirmek üzere söz alan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi Mehmet Kemal Bozay, Türkiye’nin AB için önemine dikkat çekerek, "Bugün Avrupa Birliği’nin açılmak istediği her noktada biz varız. Bugün, Rusya- Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin girişimi olmasa Avrupa Birliği’ni çok sıkıştıracak bir durumla karşılaşıyoruz. Bunun yanı sıra AB’nin kapasitesini gördüğümüzde, eğer AB, koyduğu stratejik hedeflere ulaşmak istiyorsa, bu ancak Türkiye ile olacaktır. Türkiyesiz de AB bugünkü gibi işler fakat Çin’in gelişmesinin karşısında durması mümkün değil. AB’nin dünya çapında yüzde 28 oranında olan çip üretimi, şu anda yüzde 12 ve yüzde 8’e oranına düşüyor. AB, şu anda kapasitesini neyle çarpsa 85 milyonluk Türkiye pazarı siyaseten ve ekonomik olarak AB ile bütünleşmediği sürece AB’nin yavaş yavaş kendisini belli bir yerde tutan, aslında bu yaptığı vize rejimleriyle de kendisine bir demir perde çeken bir oluşum haline geleceğini görüyoruz" ifadelerini kullandı.

Bozay’ın ardından söz alan AB Başkanlığı Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdürü Bülent Özcan ise AB’ye üyelik konusunda yaşanan tüm tıkanmalara rağmen mali iş birliği sürecinin halen devam ettiğini bildirdi. Türkiye’nin, 1999 yılında Helsinki’de aday ülke olarak kabul edildikten sonra katılım öncesi mali yardım ve AB programlarını kullanmaya hak kazandığını hatırlatan Özcan, "Türkiye, 2002 yılında fiilen bu kaynakları kullanmaya başladı ve programlara dahil olmaya başladı. 2002- 2020 döneminde katılım öncesi mali yardım adını verdiğimiz Türkiye’ye sağlanan ve hibe niteliğindeki destekler 9,2 milyar euroluk bir kaynağa tekabül ediyor. Yani 2002- 2020 döneminde 9,2 milyar euroluk bir hibe kaynağını kullanmışız. Bunun içerisinde çevre atık yönetiminden iklimle ilgili konulara, ulaştırmadan rekabetçiliğe, tarımından sınır yönetimi veya iç işleri gibi aklınıza gelebilecek çok farklı alanlarda yüzlerce projenin uygulandığını, sahada da ticaret odaları, üniversiteler, yerel yönetimler, valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler tarafından da binlerce farklı projenin hayata geçtiğini söyleyebiliriz" dedi.

'DESTEKLERİN YÜZDE 60- 70'İ TAMAMEN İKLİM ODAKLI'

AB ile müzakerelerde yaşanan tıkanıklıkların mali yardımlara da yansıdığını söyleyen Özcan, "Yıllık ortalama 2002- 2020 dönemine baktığımızda yaklaşık 600 küsur milyon euroluk bir kaynak kullanıyoruz. Yıllık Türkiye’ye sağlanan tahsisatlar 2021- 2023 döneminde ortalama 220 milyon euroya ya da 230 milyon euroya düşmüş durumda. Şu anda 2021’de 218 milyon euroluk, 2022’de 222 milyon euroluk, 2023’te de 244 milyon euroluk bir paket oluşturduk Avrupa Birliği kaynaklarından. Yaklaşık 60 projeye tekabül ediyor bu. Bunun da yüzde 60- 70’i tamamen iklim odaklı" diye konuştu.

'TÜRKİYE'YE 2 MİLYAR EUROLUK BİR KREDİ TAAHHÜDÜ VAR'

Hibe niteliğinde sağlanan bu desteklerdeki azalmanın Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzakta olduğunu ifade eden Özcan sözlerine şöyle devam etti:

"O yüzden 2021- 2027 dönemine girdiğimizde ‘Biz bu kaynakları nasıl artırabiliriz?’ diye AB'yle müzakere ederken Türkiye Yatırım Platformu adı altında bir mekanizma ortaya koyduk karşılıklı olarak. Bu mekanizmada amacımız AB'den sağlanan hibelerle daha uzun soluklu, daha kullanılabilir kredi kaynaklarının da Türkiye’ye getirilmesi. Kredi kaynaklarının 2 boyutu var; bir boyutu özel sektörün özellikle yeşil dönüşümle ilgili ihtiyacının finanse edilmesi, bir boyutu da kamu yatırımlarının finanse edilmesi. Şu anda Avrupa Komisyonu ile birlikte yaptığımız çalışmalarda 4 büyük uluslararası finans kuruluşunun Türkiye'ye 2 milyar euroluk bir kredi taahhüdü var. Bunun 400 milyon eurosu bu yerel yönetim altyapısı özellikle yeşil mutabakat ve yeşil dönüşümle ilgili yerel yönetim altyapısıyla alakalı. Geri kalan 1,6 milyar eurosu da özel sektörün doğrudan yeşil dönüşümle ilgili ihtiyaçlarını karşılamaya nitelikli."