Modern yaşamın getirdiği yoğun stres, ekonomik belirsizlikler, metropol hayatının kaosu ve günlük koşturmacalar, son yıllarda toplum ruh sağlığını derinden etkiliyor. Bu tablonun en çarpıcı sonuçlarından biri ise acil servislere "kalp krizi" veya "nefes darlığı" şüphesiyle başvuran hastaların sayısındaki dramatik artış. Yapılan tetkiklerde fizyolojik hiçbir soruna rastlanmayan bu kişilerin büyük bir çoğunluğu aslında çağımızın gizli salgını olarak adlandırılan "panik atak" ile mücadele ediyor. Doğru anlaşılamadığı için yıllarca gizli bir kâbusa dönüşebilen bu rahatsızlık, doğru uzman desteğiyle tamamen tarihe karışabiliyor.
Bu alandaki yenilikçi yaklaşımları ve başarılı klinik çalışmalarıyla dikkat çeken, özellikle panik atak tedavisi üzerine kendini kapsamlı bir şekilde geliştirmiş Uzman Klinik Psikolog Necla Akçiçek, toplumda giderek yaygınlaşan bu sorunun anatomisini ve çözüm yollarını anlattı.
"Bedenin Yanlış Çaldığı Bir Tehlike Alarmı"
Panik atağın aniden ve görünürde hiçbir belirgin tetikleyici olmadan ortaya çıkan, kişiye yoğun bir dehşet hissi yaşatan bir kaygı nöbeti olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Necla Akçiçek, kriz anında yaşananları şu sözlerle özetledi:
"Danışanlarımız, genellikle on ile yirmi dakika arasında zirveye ulaşan o atak sırasında kalp krizi geçirdiklerine, beyin kanaması geçireceklerine, çıldıracaklarına veya nefessiz kalıp öleceklerine dair çok güçlü ve sarsılmaz bir inanç geliştirirler. Çarpıntı, göğüs kafesinde sıkışma, aşırı terleme, titreme, baş dönmesi, uyuşma ve midede kasılmalar en yaygın bedensel belirtilerdir. Ancak toplum olarak bilmemiz gereken en önemli gerçek şudur: Bu durum bedensel ve ölümcül bir hastalık değil, beynin ortada hiçbir gerçek tehdit yokken verdiği yanlış bir 'savaş veya kaç' alarmıdır. Zihin yanlış bir sinyal gönderir ve beden de bu sinyale son derece doğal bir hayatta kalma tepkisi verir."
Kaçınma Davranışları Hayatı Zindana Çeviriyor
Panik atağın kendisinden ziyade, "Acaba tekrar atak geçirir miyim?" korkusunun kişinin hayatını kısıtladığını belirten Akçiçek, bu döngünün kırılmaması halinde agorafobi gibi farklı kısıtlamaların da tabloya eklenebileceği konusunda uyarıyor. Kişilerin yeni bir kriz yaşama korkusuyla kalabalık ortamlardan, toplu taşımadan, kapalı alanlardan, tünellerden veya yalnız kalmaktan kaçınmaya başladığını belirten uzman, bu kaçınma davranışlarının kişinin sosyal ve mesleki hayatını zamanla felç ettiğini vurguladı.
Kalıcı İyileşme ve Özgür Bir Yaşam Mümkün
Panik atakla yaşamaya alışmanın veya hayatı bu korkuya göre dizayn etmenin bir zorunluluk olmadığını belirten Akçiçek, tedavi sürecine dair umut verici açıklamalarda bulundu:
"Psikoterapi süreçlerimizde danışanlarımıza öncelikle bu yanlış alarm mekanizmasını nasıl tanıyacaklarını ve bedensel belirtileri felaketleştirmeden nasıl doğru yorumlayacaklarını öğretiyoruz. Bilişsel ve davranışsal müdahalelerle sorunun yüzeyindeki semptomları hafifletirken, aynı zamanda bu kaygıyı besleyen kök inançlara inerek kalıcı çözümler üretiyoruz. Panik atak kesinlikle çözümsüz bir hastalık, bir karakter zayıflığı veya ömür boyu çekilecek bir çile değildir. Doğru yapılandırılmış bir psikoterapi süreciyle kişi eski özgür, huzurlu ve güvende hissettiği hayatına tamamen geri dönebilir."
Ruh sağlığının da en az beden sağlığı kadar hayati bir önem taşıdığı günümüzde, bu tür şikayetler yaşayan kişilerin durumu kabullenip eve kapanmak yerine, vakit kaybetmeden alanında yetkin bir klinik psikoloğa başvurması sağlıklı ve kaliteli bir yaşama atılacak en değerli adım olarak öne çıkıyor. Kadıköy’de danışanlarına yüz yüze ve online seans imkanı sunan Uzman Klinik Psikolog Necla Akçiçek, bu süreçte danışanlarının her zaman yanında olduğunu ve istedikleri zaman ona ulaşabileceklerini bildiriyor.





