15 Temmuz darbe girişiminde 649 gaziye yönelik "öldürmeye teşebbüse azmettirme" suçundan darbeci askerlere iddianame
15 Temmuz darbe girişiminde 649 gaziye yönelik "öldürmeye teşebbüse azmettirme" suçundan darbeci askerlere iddianame
İçeriği Görüntüle

Son yıllarda Türkiye’nin toplumsal psikolojisinde en çok yıpranan, üzerine en çok tartışma dönen kavram şüphesiz ki "güven". Yıllarca televizyon ekranlarında, sahnelerde, adliye koridorlarının hak arayışlarında ya da belediye kürsülerinde "güven abidesi" olarak konumlandırılan, milyonların idol olarak kabul ettiği figürlerin arka arkaya adli soruşturmalarla, gözaltılarla ve davalarla sarsılması akıllara tek bir soruyu getiriyor; Türkiye'de güven endeksi bilerek mi çökertiliyor? Bu durum planlı bir sosyal mühendislik mi, yoksa denetimsizliğin ve siyasi hesaplaşmaların kaçınılmaz patlaması mı?

Güven kalesi nasıl inşa edildi, nasıl sarsılıyor?

Ipsos ve MediaCat gibi kuruluşların her yıl yayınladığı "Celebrity Güven Endeksi" araştırmalarında halkın genel olarak ünlülere duyduğu güven oranları %30'lar seviyesinden %40'lara doğru tırmanış gösteriyordu. Listenin zirvesinde yıllardır yardımlarıyla devleşen Haluk Levent %60,9, usta oyuncu Kenan İmirzalıoğlu %54 ve ekranın adalet simgesi haline gelen Müge Anlı %49,5 yer alıyordu. Siyasette ise anketlere göre güvenilirlik oranlarında muhalefet kanadında Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi lider figürler başı çekiyordu.

Ancak bu sağlam kalelerin hemen ardında, hem dijitalleşmeyle hayatımıza giren "yeni nesil kahramanlar" hem de siyaset ve sivil toplumun devleşen aktörleri bulunuyor. Bu zeminde yaşanan her sarsıntı, halkın kurumlara, sivil topluma, siyasete ve nihayetinde birbirine olan inancını temelinden dinamitliyor.

Sarsılan idoller: soruşturma ve gözaltı sarmalı

Son dönemde adli makamların arka arkaya başlattığı operasyonlar, kamuoyunda "Asla yapmaz" ya da "Bu noktaya nasıl geldiler?" denilen isimleri mahkeme koridorlarına taşıdı.

Siyasetin zirvesinde yargı kıskacı: Ekrem İmamoğlu davaları

Türkiye'de muhalefetin en güçlü figürlerinden biri olan ve kamuoyu güven endekslerinde üst sıralarda yer alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bir süredir devam eden tutukluluk süreci ve adliye koridorlarındaki hukuk mücadelesiyle gündemde. Hakkında açılan "casusluk davası", "çıkar amaçlı suç örgütü davası" ve "ihaleye fesat karıştırma" gibi ağır suçlamalarla yargılanan İmamoğlu, Temmuz 2026'daki İBB davası duruşmalarında savunma hakkının engellendiğini belirterek mahkeme heyetiyle sert tartışmalar yaşadı. Siyasetin en popüler figürünün cezaevi ve ağır ceza mahkemeleri kıskacına alınması, seçmenin sandığa ve demokratik kurumlara duyduğu güveni derinden zedeliyor.

Dijital illüzyonun çöküşü: Dilan Polat davası

Lüks yaşamları, helikopterlerden dökülen güller ve "Enercii" sloganlarıyla milyonlarca gencin hayalini süsleyen Dilan Polat ve Engin Polat, "kara para aklama", "suç örgütü kurma" ve "yasa dışı bahis" suçlamalarıyla tutuklanarak aylarca cezaevinde kaldı. Davada tutuklu sanık kalmamış olsa da, bu süreç "gösterişli hayatların" arkasındaki karanlık fonları deşifre ederek toplumsal liyakat ve adalet duygusuna en büyük darbeyi vurdu.

Ekranların güvenilir yüzü: Mehmet Akif Ersoy şoku

Kamuoyunun Habertürk bültenlerinden, tarafsız ve oturaklı duruşuyla tanıdığı, medyanın en prestijli isimlerinden biri olarak kabul edilen gazeteci Mehmet Akif Ersoy'un ismi, uyuşturucu madde kullanımı ve temini iddiasıyla başlatılan geniş kapsamlı bir soruşturmada geçti. Sanat ve medya camiasından pek çok popüler ismin adının geçtiği bu uyuşturucu soruşturması, izleyicide tam bir şok dalgası yarattı.

Yasa dışı bahis ve itibar erozyonu

Sadece fenomenler değil, ekranların eski yüzleri de bu rüzgardan payını aldı. Mehmet Ali Erbil ve Serdar Ortaç gibi isimlerin "yasa dışı bahis teşviki" suçlamasıyla gözaltına alınması ve haklarında verilen ev hapsi kararları, "tanıdık figürlerin" illegal yapıların reklam yüzü haline gelebildiğini gösterdi.

Geniş kapsamlı uyuşturucu operasyonları

Güven erozyonunun en sert hissedildiği alanlardan biri de şüphesiz sanat ve magazin dünyası oldu. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen büyük uyuşturucu operasyonu kapsamında, toplumun ve özellikle genç neslin yakından takip ettiği, ekranların ve müzik listelerinin zirvesindeki çok sayıda popüler isim peş peşe adli makamların radarına girdi.

Soruşturmanın "İlk Büyük Dalga" olarak adlandırılan ilk aşamasında; oyuncular Burak Deniz, Hafsanur Sancaktutan, Büşra Pekin, Sinem Ünsal, ünlü şef Somer Sivrioğlu, rap sanatçısı Norm Ender (Ender Eroğlu) ve popüler müzisyenler Mert Demir, Emir Can İğrek ile Emre Fel gibi isimler uyuşturucu madde kullanımı ve temini suçlamasıyla gözaltına alınarak, kan ve saç örneği tahlili amacıyla Adli Tıp Kurumu'na sevk edildi.

Dosyanın derinleştirilmesiyle başlayan "İkinci Büyük Dalga" sürecinde ise operasyonun etki alanı daha da genişledi. Bu kapsamda Serenay Sarıkaya, Mabel Matiz, Feyza Civelek, Berkay Şahin ve Mirgün Cabas gibi kamuoyunun yakından tanıdığı isimler hakkında gözaltı kararları uygulandı. Soruşturmanın son halkasında ise adli kontrol süreçleri ve ifade işlemleri için Beren Saat, Kenan Doğulu, Kerimcan Durmaz, Ayşe Hatun Önal, Enis Arıkan ve Selin Ciğerci gibi isimlerin emniyete çağrıldığı bildirildi.

Operasyonlar kapsamında uyuşturucu ticareti ve organizasyon boyutunda yer aldığı iddia edilen bazı şüpheliler tutuklanarak cezaevine gönderilirken, ifade işlemleri tamamlanan ünlü isimlerin büyük bir bölümü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Yargı sürecinin nasıl şekilleneceği henüz belirsizliğini korurken, peşi sıra gelen bu gözaltı ve soruşturma dalgaları, geniş kitlelerin "rol model" olarak kabul ettiği popüler figürlere ve sanat camiasına olan toplumsal inancı ciddi şekilde sarstı.

Haluk Levent ve Ahbap Operasyonu

Yıllardır Türkiye'nin en güvenilen ismi seçilen, özellikle 6 Şubat depremlerindeki devasa yardım organizasyonuyla devlet kurumlarının dahi önüne geçen bir güven kalesi haline gelen Haluk Levent, 12 Temmuz 2026'da yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada Levent ve çok sayıda dernek çalışanı hakkında "Dernekler Kanunu’na muhalefet", "suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama" ve "örgüt üyeliği" suçlamaları yöneltildi.

MASAK raporlarına dayandırılan iddialarda, derneğe yapılan bağışların bir kısmının kişisel hesaplara aktarıldığı öne sürüldü. Haluk Levent ise "Kişisel ticaretlerim ayrı, Ahbap Derneği ayrıdır; her yıl düzenli denetimden geçiyoruz" diyerek suçlamaları reddetti. En büyük sivil güven limanlarından birinin bu şekilde sarsılması, toplumsal dayanışma inancında ise güven kırılmasına sebep oldu.

Peşi sıra gelen bu gözaltı ve soruşturma dalgaları, geniş kitlelerin "rol model" olarak kabul ettiği popüler figürlere ve sanat camiasına olan toplumsal inancı ciddi şekilde sarstı.

"Siyasi iktidar, toplumsal algıyı ve gündemi şekillendirmek adına bilerek mi düğmeye bastı?"

Ardı ardına gelen bu geniş kapsamlı operasyonların zamanlaması tesadüfi bir nitelik taşımıyor gibi görünüyor. Toplumun en çok güvendiği, kitleleri peşinden sürükleme potansiyeline sahip olan ve sivil alanda alternatif birer güç odağı haline gelen figürlerin adli soruşturmalarla gündeme getirilmesi, "Sırada güven endeksi listesinin zirvesinde yer alan diğer isimler mi var?" sorusunu ve yeni bir operasyon dalgası beklentisini güçlendiriyor.

Sivil toplumun en köklü kalelerinden Haluk Levent’ten siyasetin merkezindeki Ekrem İmamoğlu’na, medyanın prestijli ismi Mehmet Akif Ersoy’dan popüler kültürün en tepesindeki ikonlara kadar uzanan bu geniş yelpaze, toplum genelinde topyekûn bir "inançsızlık ve şüphe" iklimi yaratıyor.

Toplumsal dayanışma ağlarının, kurumsal yapıların ve bağımsız figürlerin eş zamanlı olarak itibarsızlaştırılması, adalet, liyakat ve toplumsal ahlak gibi ortak paydaları zayıflatıyor. Sonuç olarak, kamuoyunun hiçbir odağa veya bireye güven duymadığı bir kutuplaşma atmosferinin, kitlelerin tek bir merkezden daha kolay manipüle edilmesine ve kontrol altında tutulmasına zemin hazırlar nitelikte.

ÖZEL HABER