Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM'de düzenlenen Grup Toplantısı'nda konuştu.
Arıkan konuşmasında şunları dile getirdi:
KARNE ZİLİ ÇALARKEN
Sözlerime, Cuma günü karne heyecanı yaşayacak milyonlarca öğrencimizi şimdiden tebrik ederek başlamak istiyorum. Bütün evlatlarımıza; öğrenmeyle, okumayla, oyunla ve sağlıkla dolu; güzel bir tatil diliyorum.
Yine, tüm yıl boyunca büyük bir özveriyle gayret gösteren, kıymetli öğretmenlerimize, değerli velilerimize; yürekten teşekkür ediyorum.
2025-2026 Eğitim-Öğretim yılı, sevinçlerimizle birlikte -ne yazık ki- hüzünle hatırlayacağımız bir yıl oldu.
🗣@mahmutarikansp:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌2025-2026 eğitim-öğretim yılı hüzünle hatırlayacağımız bir yıl oldu
📌İktidarın korkusu şu: Öğretmenlerin sorunları duyulursa eğitimin gerçek sorunları duyulacak
➡Özel okul öğretmenleri konuşursa emeğin nasıl değersizleştiği, mülakat mağduru öğretmenler… pic.twitter.com/0WN8HxDwsz
· Evlatlarımızı sıralarında, öğretmenlerimizi sınıflarında kaybettiğimiz,
· Tedirginlikle okul kapılarında beklediğimiz,
· Okula her gün “aç” giden çocukların sayısının arttığı,
· Anlamsız bir inatla kurulan “Milli Eğitim Akademisi” nedeniyle,
· Yanlış atama ve yer değiştirme politikaları nedeniyle, öğretmenlerimizin aile bütünlüğünün dağıldığı
Bir yıl oldu…
- Yoksulluk sınırına bile ulaşamayan öğretmen maaşlarını olduğu bir yıl oldu,
- Hakkını arayan özel sektör öğretmenlerimize sert müdahalenin,
- Hakkını savunan mülakat mağduru öğretmenlerimize daha sert müdahalenin yapıldığı,
bir yıl oldu.
Onların okulları “özel” ama maaşları sıradan...
Onlar öğrencileriyle buluşmayı hak etmiş ancak mülakatla ayrılmış Öğretmenler…
İktidar, keşke o öğretmenlerimizi önce dinlese idi!
Basit bir talepleri var:
Bakanlığın, devletin garantör olduğu, söz verilen toplantının gerçekleşmesi…
İktidara geçen hafta sordum bu haftada soruyorum;
Neden bu toplantıyı yapmıyorsunuz?
Neden çekiniyorsunuz?
Biz biliyoruz…
Çünkü;
· Öğretmenin sesi duyulursa, eğitimin gerçek sorunları da duyulacak…
· Özel okul öğretmenleri konuşursa, emeğin nasıl değersizleştirildiği ortaya çıkacak…
· Mülakat mağduru öğretmenler konuşursa, adaletin nasıl ayaklar altına alındığı ortaya çıkacak…
· Tayin mağduru öğretmenler konuşursa, ailelerin nasıl dağıldığı ortaya çıkacak…
İKTİDARIN KARNESİ
Değerli arkadaşalar,
Yıl sonu öğrencilerimizin karnesi olur da, İktidarın karnesi olmaz mı?
Elbette olur!
Güvenlik - sıfır (0)
Hijyen – sıfır (0)
Güven – sıfır (0)
Adalet – sıfır (0)
Liyakat – sıfır (0)
Ama edebiyat – Yüz (100)
İş edebiyata, hamasete gelince iktidar yetkilileri 100 üzerinden 100 alıyor!
Bu karne, yalnızca eğitim sisteminin karnesi değildir.
Bu karne, bir iktidarın evlatlarımıza nasıl baktığının karnesidir.
🗣@mahmutarikansp, iktidarın eğitim karnesini paylaştı:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📍Güvenlik:0
📍Güven: 0
📍Hijyen: 0
📍Adalet:0
📍Liyakat:0
📍Edebiyat: 💯
👆Bu karne bir iktidarın evlatlarına nasıl baktığının karnesidir pic.twitter.com/1YsdsOXKds
Ve bu karne bize açıkça şunu söylüyor:
Bu iktidar sınıfta kalmıştır!
TFF, KİMSENİN YAZIHANESİ DEĞİLDİR!
İktidar içinde “milli” olan ne varsa hepsini tüketti, hepsini siyasileştirdi!
· Siz kalkıp; federasyon olarak, kupa öncesinde iktidara yaranma telaşıyla “parti filmleriyle” tanıtım yaparsanız;
· Siz kalkıp; Parti marşını “milli takım marşı” gibi, milletin önüne koyarsanız;
· Siz kalkıp; futbolcuları, teknik heyeti, hiçbir resmi unvanı olmayan Bilal Erdoğan’ın yanında ip gibi hizaya dizerseniz;
Orada ne millilik kalır, ne de milli ruh…
Hani sürekli “bizden önce şu yoktu, bu yoktu” diyorsunuz ya;
Ben size söyleyeyim:
Siz gelmeden önce bu ülkede, ortak bir milli heyecan, ortak bir milli ruh vardı.
· O ruh, 2002’de bu millete Dünya üçüncülüğünü yaşattı.
· O ruh; siyasi aidiyetlerin değil, ay-yıldızlı formanın etrafında kenetlenmenin ruhuydu.
Ama siz, siyasi rant uğruna o ruhu da istismar ettiniz…
· Keşke, TFF yönetimi, iktidar kadrosunu memnun etmeye motive olduğu kadar “Bizim Çocukları” maça motive etmeye çalışsaydı, sonuç böyle olmazdı.
· Keşke, TFF yönetimi, yapılan eleştirilere cevap yetiştirmeye kafa yoracağına, stada binlerce kilometre uzakta Arizona çöllerinde kamp yapan takıma alternatif kamp yeri bulmaya kafa yorsaydı,
· Keşke, TFF Başkanı, Adalet Bakanı'nı göreve çağırmadan önce "Ben nerede hata yapıyorum" deme erdemini gösterebilseydi…
Belki o zaman bugün bu başarısızlıkları değil; Milletçe gurur duyacağımız sonuçları konuşuyor olurduk.
🗣@mahmutarikansp:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌İktidar içinde "milli" olan ne varsa hepsinin içerisini boşalttı
📌Keşke TFF yönetimi iktidarı memnun etmeye motive olduğu kadar #BizimÇocuklar'ı maça motive etmeye çalışsaydı sonuç böyle olmazdı
📌Siz kalkıp milli takımı siyasetinize alet edeceksiniz,… pic.twitter.com/LgE5M4540Q
Siz, kalkıp; Milli Takım’ı siyasetinize alet edeceksiniz, yenilgi üstüne yenilgi alacaksınız, sonra millet“bu ne rezillik?” diye sorunca Adalet Bakanı’nı göreve çağıracaksınız.
Yok öyle yağma!
TFF, kimsenin yazıhanesi değildir!
Böyle ucuz numaralara tevessül etmekten vazgeçin artık!
Federasyon olarak, Akın Gürlek’in kanatları altına sığınmayacak,
86 milyona başarısızlığınızın, hesabını vereceksiniz!
Çünkü mesele sadece Dünya Kupası’ndan elenmek değil;
Mesele; Türkiye’nin elindeki bu pırıl pırıl gençlerin sizin yönetiminizde heba olma meselesidir.
TRANSFER GÜNDEMİ
Evet, yaz aylarındayız.
Futbol takımları büyük bir gayretle oyuncu transfer yapmanın derdindeler.
Eskiden yaz aylarında futbolcu transferlerini konuşurduk,
Bugün; İktidar partisinin transferlerini konuşuyoruz.
Futbol takımları harıl harıl Amerika’da transfer edecek futbolcu arıyor, iktidar ise muhalefet belediyeleri içerisinde transfer edecek belediye başkanı arıyor.
Futbol takımlarının transfere ne verdiğini biliyoruz ama iktidarın bu transferler karşısında ne verdiğini bilmiyoruz.
🗣@mahmutarikansp:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌Eskiden yaz aylarında futbolda transfer haberlerini konuşuyorduk şimdi AK Parti iktidarının transfer haberlerini
📌Futbol takımlarının transferlere ne verdiğini haberlerden okuyabiliyoruz ama iktidarın transferler karşısında neler vadettiğini neler verdiğini… pic.twitter.com/CVACotw73P
Bunun adı:
· Milli irade değildir,
· Demokrasi değildir,
· Siyasi ahlak hiç değildir.
Bunun adı;
Demokrasi maskeli rövanşizmdir.
Sandıkta verilmeyeni, masada almaktır, milli iradenin gaspıdır.
Ve unutulmamalıdır ki, bu ülkede aklanmanın yeri; iktidar partisinin binası değil; mahkemelerdir.
ÇERÇEVE YASA
Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin önündeki en önemli başlıklardan biri; adına “Terörsüz Türkiye” denilen ancak müphemliği ve muğlaklığı bir türlü giderilmeyen süreçtir.
Bu süreç üç krizi beraberinde getirdi:
· Kurumsallaşamama Krizi,
· Siyasal İrade Krizi,
· ve giderek derinleşen Güven Krizi.
Milletimizin olan biteni, bilmeye, anlamaya ve güven duymaya ihtiyacı var.
Bugün kamuoyunda sıkça tartışılan “çerçeve yasa” meselesi de tam olarak bu noktada önem kazanıyor.
Eğer Türkiye yeni bir döneme girecekse, yüz yıllık bir mesele çözülecekse,
bu süreç;
· kişilerin niyetlerine,
· dönemsel siyasi hesaplara
· veya sözlü taahhütlere
değil;
o hukuka,
o Meclis iradesine ve
o açık yasal güvencelere
dayanmalıdır.
Güçlü devletlerin temel özelliği, süreçleri kişiler üzerinden yürütmek değil kurumlar ve hukuk üzerinden yürütmeleridir.
Bugün toplumun farklı kesimlerinde farklı kaygılar bulunuyor.
Toplumun bir kesimi geçmişte de verilen bazı sözlerin yerine getirilmediğini düşünürken, diğer kesimlerde ise, ülkenin birliği, bütünlüğü ve güvenliği konusunda çeşitli endişeler bulunuyor.
Yapılması gereken; bütün toplumsal kesimlerin kendisini güvende hissedeceği, şeffaf, açık ve hukuki bir zemini oluşturmaktır.
🗣@mahmutarikansp:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌Türkiye'nin önündeki en önemli başlıklardan biri adına Terörsüz Türkiye denilen ancak müphemliği ve muğlaklığı bir türlü giderilemeyen süreçtir
🟢Süreç beraberinde 3 krizle bizi tanıştırdı:
📍Kurumsallaşamama
📍Siyasal irade
📍Güven
📌Türkiye'nin kronik… pic.twitter.com/ufz2UpU7KG
Saadet Partisi olarak bir kez daha ifade ediyoruz:
· Türkiye'nin kronik meseleleri
baskıyla değil,
diyalogla çözülür.
· Kardeşliğin temeli zorbalık değil,
hak ve hukuktur.
· Barış ile demokrasi birbirinin alternatifi değil,
tamamlayıcısıdır.
· Demokratik standartların yükselmediği bir yerde
toplumsal barış kalıcı hale gelemez.
· Toplumsal barışın tesis edilmediği bir ülkede de
gerçek bir demokrasiden söz edilemez.
Bu nedenle
· Türkiye'nin ihtiyacı; kutuplaşmayı derinleştiren değil, toplumsal mutabakatı güçlendiren bir anlayıştır.
· Türkiye'nin ihtiyacı; gizlilik ve belirsizlik değil, şeffaflık ve hukuktur.
· Türkiye'nin ihtiyacı; gerilim değil, kardeşliktir.
Biz Saadet Partisi olarak, hak ve adalet zemininde yürütülen her türlü samimi çabanın yanında olmaya devam edeceğiz.
Çünkü inanıyoruz ki;
Yaşanabilir bir Türkiye ancak adaletle mümkündür.
Güçlü bir Türkiye ancak hukukla mümkündür.
Büyük bir Türkiye ancak kardeşlikle mümkündür.
ZİRVE HAZIRLIKLARI
Değerli arkadaşlar,
7-8 Temmuz'da gerçekleştirilecek iki günlük NATO Zirvesi için Ankara adeta olağanüstü hal koşullarına hazırlanıyor.
Ankara'nın önemli bölümleri "kırmızı alan" ilan ediliyor.
Trafik akışı durduruluyor, bazı yollar tamamen kapatılıyor,
NATO zirvesi için Başkent’in yaşamı askıya alınırken, bunun bedelini Ankaralılar ödüyor.
Gündelik işlerde çalışanlar işe ulaşmakta zorlanıyor.
İşçiler ücretsiz izin uygulamalarıyla karşı karşıya kalıyor.
Esnaf müşteri kaybı yaşıyor.
Başkent halkı kendi şehrinde ikinci plana itiliyor.
Elbette kendi şehrinde zirve mağduriyeti yaşayan Ankaralılar soruyor: Bu NATO kimin güvenliğini sağlıyor? Ankara’nınmı? Türkiye’nin mi? Dünya barışının mı? Yoksa Epsteincı Siyonist sermayenin ve onların stratejik çıkarlarının mı?
🗣@mahmutarikansp:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌NATO Zirvesi için başkent Ankara'nın yaşamı askıya alınırken bunun bedelini Ankaralılar ödüyor
👆Başkent halkı kendi şehirlerinde ikinci plana itiliyor
❓NATO kimin güvenliğini sağlıyor? Biz NATO'yu Bosna'dan, Irak'tan, Afganistan'dan Libya'dan Suriye'den… pic.twitter.com/ZJBpHNWcpZ
NATO KÜRESEL SÖMÜRÜ SİSTEMİNİN KOLLUK GÜCÜDÜR
NATO'nun tarihine baktığımızda karşımıza yalnızca bir savunma örgütü çıkmıyor.
· Bosna'da, Srebrenitsa'da yaşananlar, hâlâ hafızalardadır.
· Irak'ın işgali sürecinde yaşanan katliamlar, unutulmamıştır.
· Afganistan'da 20 yıl süren askeri operasyonlardan geriye, büyük bir yıkım kalmıştır.
· Libya bugün hâlâ, parçalanmış bir yapı içerisindedir.
· Suriye'de milyonlarca insan evinden, yurdundan edilmiştir.
· Gazze'de yaşanan insanlık dramı, devam etmektedir.
NATO; Sözde insan haklarını, sözde güvenliği ve sözde uluslararası hukuku savunmaktadır.
Gerçekte ise;
NATO üyesi ülkelerin önemli bölümü Gazze’de katliam devam ederken İsrail’e siyasi ve askeri destek sağlamıştır.
Bu yüzden; NATO'yu yalnızca bir güvenlik örgütü olarak tanımlamak mümkün değildir.
NATO aynı zamanda küresel sömürü sisteminin KOLLUK GÜCÜDÜR.
NEYİ GİZLEMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ
Bu esnada, sırf Trump gelecek diye;
· Yeni Havalimanı, yeni yollar yapılıyor;
· Refüjler süsleniyor,
· Kötü görüntüler brandalarla örtülüyor…
İş o kadar büyüdü ki,
Zirve esnasında; kamu hastanelerindeki, muayene süreleri 20 dakikaya çıkarılıyor….
Ancak sadece zirve esnasında…
Halbuki Ankara Tabip Odası, bunu yıllardır talep ediyordu…
Değerli arkadaşlar,iktidar, insanımızı canından bezdiren değnekçileri toplamak için bile NATO Zirvesi'ni bekledi.
Asıl ilginç olanı; sırf Trump geçecek diye yol üzerindeki, eski binalar, ücretsiz boyanıyor…
Adeta bir MAKYAJ söz konusu!
Allah aşkına soruyorum:
SİZ NEYİ SAKLAMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ?
· 35 Milyon icra dosyasını hangi boyayla kapatacaksınız?
· Sosyal yardım almak zorunda kalan 20 milyon insanın yoksulluğunu hangi branda ile örteceksiniz?
· Hayatlarının ilkbaharında sonbaharı yaşattığınız, 6 milyon ev gencini hangi makyajla gizleyeceksiniz?
· Hak arayan, adalet talep eden öğretmene madenciye sıktığınız biber gazlarını hangi parfümle bastıracaksınız?
İşiniz gücünüz algı!
İşiniz gücünüz artistlik!
Tarih 6 Nisan 1946…
Tam 80 yıl önce…
Amerikan Missouri (Mızori) Zırhlısı İstanbul’a geliyor ve coşkuyla karşılanıyor…
Bugün Ankara’da olduğu gibi 80 yıl önce İstanbul’da hummalı bir çalışma var.
Amerikalıların geçeceği Karaköy-Beşiktaş sahili arasındaki binalar boyatılıyor, yollar kapanıyor, pankartlar asılıyor…
Haa bir şey daha var!
Dolmabahçe Sarayı’nın hemen yanı başındaki Valide Sultan Cami’sinin mahyasına “Welcome” yazılıyor.
Aradan 80 yıl geçmiş…
Yine evleri boyuyorlar, yine yolları kapatıyorlar, yine coşkuyla karşılıyorlar…
Endişemiz o ki;
Bu sefer de -inşallah-
Beştepe Millet Camii’nin mahyasına ”My Friend Trump” yazmazlar…
HALKIN KAYNAKLARININ KİMLER İÇİN KULLANILIYOR?
Türkiye, bir yandan NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahipken, diğer yandan kendi sınırları içinde ekonomik krizle mücadele ediyor.
Emekliler geçim sıkıntısı yaşarken, gençler iş bulamazken, çiftçiler üretimden çekilirken, milyarlarca liralık kamu kaynağının, NATO Zirvesi için harcanması doğal olarak sorgulanmaktadır.
Bugün Ankara'da yapılan hazırlıklarbize bir kez daha şunu göstermektedir:
Savaş ve güvenlik politikaları büyüdükçe halkın gündelik yaşam alanları daralmaktadır.
Askeri öncelikler arttıkça sosyal ihtiyaçlar geri plana itilmektedir.
Oysa ihtiyacımız;
Daha fazla Amerikan üssü değil, daha fazla fabrika, daha fazla üretimdir.
Epsteinci Siyonist sermaye yararına savaş hazırlığı değil, bölge ülkeleri ve halkları için daha fazla barış politikasıdır.
KIRILGAN BARIŞ??
Bölgemizdeki gelişmeleri de dikkatle takip ediyoruz.
Yine,
Dökülen onca masum kanından sonra “Ateşkes” ve “Barış” gündemiyle karşı karşıyayız…
Çok açık ve net!
AMERİKA’NIN ve İSRAİL’İN ATEŞKESİNE GÜVENMİYORUZ!
Biz bunların ne kadar yalancı olduklarını defalarca gördük;
Irak’ta,
Libya’da,
Afganistan’da,
Gazze’de,
Lübnan’da gördük
Şu an “kırılgan” bir mutabakat var.
Ancak bu kırılganlığın sebebi, İran değildir.
Bugün kalıcı bir barıştan söz etmek isteyen herkesin öncelikle şu gerçekle yüzleşmesi gerekir: Barışın önündeki en büyük engel İsrail'in mevcut politikalarıdır.
PAUL CRAİG ROBERTS ANLATIYOR
Bakınız, Amerika Eski Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts (Pol Kıreyg Rabırds) geçenlerde katıldığı bir YouTube yayınında akla ziyan beyanlarda bulundu.
Diyor ki;
“Tüm Müslüman dünyası, Büyük İsrail'in Siyonist ajandasını hiç duymamış gibi davranıyor. Libya gitti, Irak gitti, Suriye gitti. İsrail, ABD'yi İran'la savaşa soktu ve onları savaşta tutmaya çalışıyor. İsrail, tıpkı 79 yıl boyunca Filistin'i yediği gibi, Lübnan'ı da küçük lokmalar halinde yutmaya başlıyor.”
Bakınız, bunları eski bir Amerikalı yönetici söylüyor!
Roberts, Türkiye ile ilgili de İsrail üzerinden çarpıcı bir şeyler söyledi:
Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in, ABD'de, Amerikan Yahudi örgütlerinin yıllık toplantısında yaptığı konuşmayı hatırlattı…
Bennet diyor ki özetle;
Dün İran'ı şeytanlaştırdığınız gibi bugün de Türkiye'yi şeytanlaştırın.
Türkiye'yi yeni düşman ilan edin,
Amerikan kamuoyunu buna hazırlayın
ve İsrail'in atacağı adımları meşrulaştırın.
Yani???
Sıradaki hedef TÜRKİYE’dir diyor!
Allah rahmet eylesin,
Erbakan Hocamız bunu yıllar yıllar önce söylemişti…
CİVİTAS NON GRATA
Bu sinsilik devam ederken.
Kurulacak her diplomatik masa, üzerinde sürekli bir sabotaj tehdidi taşıyacaktır.
Elbette bölgesel tansiyonun düşürülmesine yönelik her çaba değerlidir.
Ancak bu çabaların başarıya ulaşabilmesi için en önce İsrail'in sürekli kriz üreten politikaları hesaba katılmalıdır tedbirler alınmalıdır.
🗣@mahmutarikansp:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌Kalıcı bir barışın önündeki en büyük engel İsrail'in mevcut açıklamalarıdır
📌Bölgedeki her normalleşme girişimi, her diyalog zemini her diplomatik adım saldırgan politikalar sürdüğü müddetçe kırılganlığa mahkumdur
📌Bugün İsrail için yeni tanımlamalar… pic.twitter.com/ggdn3BcbZd
Çünkü, bölgedeki her normalleşme girişimi, her diyalog zemini ve her diplomatik açılım, saldırgan politikalar sürdüğü müddetçe kırılganlığa mahkûmdur.
Türkiye, İsrail'in sınır ve engel tanımaz vahşetine karşı mücadelede her türlü araçtan yararlanmak zorundadır.
Mevcut uluslararası terminolojinin İsrail'in haydutluğunu tanımlamaya yetmediği bir dünyada uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu, yeni kavramsal ve ahlaki çerçevelerin öncülüğünü Türkiye yapmalıdır.
Mesela; “Persona Non Grata” yani “İstenmeyen kişi” kavramı vardır.
İsrail’in saldırgan politikaları bugün “Netanyahu” üzerinden yürütülmektedir…
Ancak İsrail’in 79 yıllık “terörizm” dosyasına baktığımızda,
Meselenin tek tek kişiler olmadığını görürüz.
Geçmişte, insanlık vicdanını yaralayan uygulamalar nasıl özel kavramlarla anıldıysa, bugün de İsrail için yeni bir tanımlama gerekmektedir.
Biz bunun için "Civitas Non Grata" kavramını teklif ediyoruz.
Bu kavram; barışa, hukuka ve insanlık değerlerine, sistematik biçimde zarar veren devlet politikalarının uluslararası vicdanda mahkûm edilmesini ifade eder.
Evet!
İsrail "Civitas Non Grata" “İstenmeyen Devlet” ilan edilmelidir.
Amacımız bir halkı ya da bir inancı hedef almak değildir.
İşgali, hukuksuzluğu ve şiddeti reddeden evrensel bir duruş ortaya koymaktır.
Eğer dünya, gerçekten barış istiyorsa, önce savaşın ve yıkımın kaynaklarını cesaretle konuşabilmelidir.
İsrail'in hukuksuz politikalarını normalleştiren söylemler; akademiden medyaya, diplomasiden dijital platformlara kadar her mecrada fikrî ve ahlaki bir kuşatmayla karşılanmalıdır.
Bu yüzden, Başta Türkiye olmak üzere, Dünya’nın yeni bir duruşa, yeni kutuplara, yeni merkezlere ihtiyacı vardır.
Türkiye bunu kuracak ve yürütecek tarihi birikime ve devlet tecrübesine sahiptir.
Buna hafta sonu gerçekleştirmiş olduğumuz
D-8’in 29. Kuruluş yıldönümü programında bir kez daha şahit oldum.
D-8 ülkeleri, 1 milyarı aşan nüfusu, 4 trilyon dolara yaklaşan ekonomisi, 7.5 milyon metrekareyi aşan coğrafyası ile muhteşem bir potansiyele sahiptir.
Ancak elbette, potansiyel, tek başına yeterli değildir.
Bu gücü;
ORTAK BİR İRADEYE
KÜRESEL BİR “ADALET” TEKLİFİNE
Dönüştürerek,
Amerika ve İsrail’in Siyonist emellerine engel olabiliriz.
SEÇİMLER, İKTİDAR VE MUHALEFET
Bütün bu anlattıklarımızın hayata geçebilmesi için önce şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor:
Dünyaya adalet çağrısı yapan bir ülkenin, kendi içinde de adaletle yönetilmesi gerekir.
🗣@mahmutarikansp:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌Dünya'ya adalet çağrısı yapan bir ülkenin kendi içerisinde adaletle yönetilmesi gerekir
📌İktidarın adaletin korunduğu bir seçimi kazanması mümkün değildir
Kaybetmek istemeyen-sandığı ortadan kaldıramayan iktidar ne yapar?
1⃣ Devleti yönetenlerle devleti… pic.twitter.com/MdHRCbGH5R
Hepimiz biliyoruz ki, bu iktidarın, adaleti korunan bir seçimi kazanması mümkün değildir.
Yine hepimiz biliyoruz ki bu ülkede sandığın ortadan kaldırılması da mümkün değildir.
Pekiiii, kaybetmek istemeyen ancak sandığı ortadan kaldırmaya da gücü yetmeyen bir iktidar ne yapar?
Bir.
Devleti yönetenlerle, devleti aynı şey gibi göstermeye çalışır.
Oysa devlet milletindir, hükümetler ise gelip geçicidir.
İki.
Kendi iktidarlarını milletle özdeşleştirirler.
Kendilerine yöneltilen her eleştiriyi, millete yöneltilmiş bir saldırı gibi sunarlar.
Halbuki millet hiçbir partinin, hiçbir kadronun ve hiçbir siyasi hareketin tekelinde değildir.
Üç.
Kendilerini hamaset ve hurafelerle, kutsal değerlerle özdeşleştirirler.
Oysa hepimiz, ahlaki çürüme ve toplumsal yozlaşma ile anılacak bir döneme tanıklık ediyoruz.
Dört.
Bütün bunlar yetmez.
Topluma "Nasıl olsa değişmez", "Nasıl olsa sonuç farklı olmaz" duygusu aşılanır.
İnsanlar umutsuzluğa sevk edilir.
Muhalefet cesaretini kaybetsin, iyi insanlar sandığa gitmesin istenir.
Beş.
Bunlarla da kalınmaz.
Kimi zaman dış güçler, kimi zaman uluslararası dengeler bahane edilerek milletin iradesinin önemsiz olduğu fikri yayılmaya çalışılır.
Oysa bu millet tarih boyunca kaderini başkalarının değil, kendi iradesinin belirlediğini defalarca göstermiştir.
Ve Altı.
Son aşamada, iktidara alternatif olabilecek siyaset kanalları daraltılır, farklı sesler baskı altına alınır, rekabet zayıflatılır.
Oysa hiçbir iktidar, muhalefeti kısıtlayarak ayakta kalamaz.
Bilakis güçlü iktidarlar ancak güçlü denetim mekanizmalarıyla ayakta kalabilir.
İKTİDARA VE MUHALEFETE SESLENİŞ
Buradan iktidara sesleniyoruz:
Milletin iradesine güvenin.
Hukuka güvenin.
Devlet ile hükümeti birbirine karıştırmayın.
Eleştiriyi düşmanlık olarak görmeyin.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla gerilim değil, daha fazla adalettir; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla kardeşliktir.
Buradan muhalefete de sesleniyoruz:
Karamsarlığa kapılmayın.
Umutsuzluğu siyasetin merkezine yerleştirmeyin.
Milletin değişim iradesine güvenin.
Daha çok çalışın, daha çok anlatın, daha çok milletin içine karışın.
Ülkemiz ancak cesaretle, sabırla ve kararlılıkla saadete erişebilir.
Bu ülkenin geleceğini, korku değil umut, baskı değil özgürlük, çatışma değil kardeşlik belirleyecektir.
Biz buna gönülden inanıyoruz.
ON MUHARREM
Evet,
Yarın, 10 Muharrem...
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) aziz torunu, cennet gençlerinin efendisi, şehitlerin sultanı Hz. Hüseyin’in ve çoğu Ehl-i Beyt'ten olan 71 yol arkadaşının Kerbelâ’da şehit edilişinin 1378. yıl dönümü.
🗣@mahmutarikansp'dan #Kerbelâ mesajı:
— TV5 (@tv5televizyonu) June 24, 2026
📌Yarın 10 Muharrem: Peygamber Efendimiz'in torunu, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin ve çoğu ehl-i beytten olan 71 yol arkadaşının #Kerbelâ'da şehit edilişinin 1378'inci yılı
📌#Kerbelâ bizim için sadece matem değil, hakikatin ve… pic.twitter.com/b95GbRM2sJ
Kerbelâ, bizim için yalnızca bir matem değil; hakikatin ve onurlu bir duruşun sembolüdür.
Bu vesileyle tutulan Muharrem oruçlarının, yapılan ibadetlerin, edilen duaların kabul olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Rabbim milletimizin birliğini, beraberliğini ve kardeşliğini daim eylesin.
Hz. Hüseyin’i, Ehl-i Beyt'i ve Kerbelâ şehitlerini rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyor, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.




