Saadet Partisi Mahmut Arıkan, TBMM'de düzenlenen Grup Toplantısı'nda konuştu.
Arıkan'ın konuşmasının başlıkları şu şekildeydi:
DÜNYA KUPASI VE AMERİKANIN TAVRI
Hepimizin malumu Dünya’da ve Türkiye’mizde “Dünya Kupası” heyecanı yaşanıyor. Her şeyden önce; bu turnuvada ülkemizi temsil eden, A Milli Futbol Takımımıza yürekten başarılar diliyorum. Bizim çocukların, kalan mücadelelerini en güzel şekilde vereceklerine ve gruptan çıkacaklarına yürekten inanıyoruz.
Futbola ufakta olsa merakı olanlar bilir, FUTBOL SADECE FUTBOL DEĞİLDİR…
Dünya; daha ilk düdük çalmadan, Amerika’nın nobran ve çirkin yüzüyle bir kez daha karşılaşmıştır…
Her takımın alnının teriyle, hak ederek geldiği Dünya’nın en büyük futbol organizasyonunda;
· Takımları; K9 köpekleriyle, -hem de canlı yayında- aradılar;
· Dünyaca tanınan futbolcuları; saatlerce sorguladılar,
· Afrika’da yılın hakemi seçilmiş bir hakemi, sırf Somalili diye, ülkeye almadılar;
· İran Milli Takımının, ancak Meksika’ya girmesine izin verdiler, futbolcusuna 1 günlük Amerika vizesi verdiler…
Ve yine; Turnuvaya katılan ülkelerin dörtte birinin taraftarını ülkeye almadılar…
Bütün bunların tek bir açıklaması var: “Ben güçlüyüm, ben üstünüm; istediğime istediğim gibi davranırım” anlayışıdır.
Bu uygulama; AMERİKAN EMPERYALİZMİNİN UYGULAMALI GÖSTERİMİDİR.
FİFA MEN TARTIŞMALARI
FİFA - uluslararası futbol federasyonu…
28 Şubat 2022’de,
Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesinin hemen ardından
FIFA ve UEFA jet hızıyla ortak bir karar aldı.
Rusya Milli Takımları ve tüm Rus futbol kulüpleri ikinci bir duyuruya kadar, bütün uluslararası müsabakalardan MEN EDİLDİ!
Peki,
Aynı, FIFA
· Bebek katilleri, sapıklar, caniler tarafından Gazze’de 100.000 insan katledilirkenken neden yaptırım kararı almadı?
· Rusya’yı anında turnuvalardan meneden o kirli vicdan, neden sıra İsrail’e gelince kör-sağır oldu, dilsiz kesildi?
İşteee,
BATININ ADALETİ BUDUR!
Ucu kendilerine dokunmadığı sürece, ölen çocuklar Müslüman olduğu sürece, onların her türlü işleri şenlik içinde devam eder.
Amerika’ya dostum diyenler için bu turnuva bir ibret vesikasıdır…
Dünya’nın her yerinde; insan hakları ve adalet cümleleriyle pazarlanan Bu “AMERİKAN RÜYASI”
Dünyanın mazlum coğrafyaları için “KANLI BİR KABUS”tur.
Züccaciye dükkanına giren bu filleri dize getirmek, onlara hak ettikleri muameleyi göstermek, elbette bizim boynumuzun borcudur.
İşte bunun için bu grup toplantımızı yapıyoruz bunun için vatandaşlarımıza beraber yürüyeceğimiz ilke odaklı yeni bir hat teklif ediyoruz.
TFF AK PARTİ'NİN DEĞİL TÜRKİYE’NİNDİR
Tabii Dünya Kupası yansımalarını ülkemizde de hissediyor.
Kupa heyecanına, gölge düşüren gelişmelere de şahit oluyoruz.
AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı milli takımımız için bir marş ve video hazırlamış, Hazırlayabilir, emeklerine sağlık.
Ancaak!
TÜRKİYE Futbol Federasyonu bunu alıyor, milli takımın resmi hesaplarında paylaşıyorsa ona Bİ DUR BAKALIM DEMEK ZORUNDAYIZ.
Çünkü; AK Parti de, tıpkı Saadet Partisi gibi tıpkı diğer partiler gibi, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na tabi bir SİYASİ PARTİDİR.
86 milyonu temsil etmesi gereken bir hesabın, HERHANGİ BİR SİYASİ PARTİNİN hazırladığı içeriği “öve öve” paylaşması “devlet” ile “parti” arasındaki sınırın ne kadar aşındığını gösterir, devlet ciddiyetinin nasıl ayaklar altına alındığını gösterir!
Türkiye futbol federasyonuna sesleniyorum:
YAPMAYIN!
MİLLİ TAKIM FORMASINDA PARTİ ROZETİ YOK!
AY YILDIZLI BAYRAK VAR!
TFF, Türkiye’nindir.
Millî Takım, milletindir.
Ay-yıldızlı forma, 86 milyonundur.
Türkiye Futbol Federasyonu’nun görevi; iktidara şirin görünmek, ondan aferin almak değildir.
Milleti ayrıştıran bir federasyon başkanı olamaz.
· Bu kadar partizanlaşmış
· Futbolu bu kadar siyasallaştırmış bir başkanın
Sadece milli takıma değil,
Futbola katabileceği hiçbir değer yoktur.
EMEĞİN İTİBARI, DEVLETİN CİDDİYETİ
Tam da burada şu konuya değinmek istiyorum.: bir ülkede yaşayan insanları birbirine bağlayan, o insanlarla yönetim arasında güven kuran şey,
Hiç şüphesiz,
EMEĞİN İTİBARIDIR,
DEVLETİN CİDDİYETİDİR…
Ancak bugün, Türkiye’de her ikisinin de ciddi derece zedelendiğini görüyoruz.
İki örnek vermek istiyorum.
ÖZEL SEKTÖR ÖĞRETMENLERİ
Özel Sektör öğretmenlerimiz meclisimizin önüne geldiler, seslerini duyurmaya çalıştılar. Öncelikle öğretmenlerimize yapılan sert müdahaleyi şiddetle kınıyorum! O müdahaleyi yapmadan önce, o öğretmenlerimizi mutlaka dinlemeniz gerekirdi. Değerli öğretmenlerim, her ne kadar, iktidar sesinizi bastırmaya çalışsa da biz sizi duyuyoruz.
Bakınız, Geçen sene, “Büyük Öğretmen” yürüyüşü yapıldı.
Bu yürüyüşten sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; “Tamam! İlgili bakanlıklar, dernekler, sendikalar olarak bir araya gelip konuşalım.” Dedi
14 Temmuz 2025 günü, 11 gün sonrası için 25 Temmuz’da toplantı kararı alınıyor.
Ancak, -ne hikmetse- 22 Temmuz günü başka bir karar ile bu toplantı iptal ediliyor.
İşte bugün, öğretmenlerimiz; DEVLETİN GARANTÖR olduğu ancak 1 yıldır gerçekleşmeyen bu görüşmenin yapılmasını talep etmek için Güven Park'talar.
Sınıflarında “çalışırsanız başarırsınız” diyen öğretmenlerimiz,
Bugün;Çalışıyorlar ancak emeklerinin karşılıklarını alamıyor.
Bunun için Güven Park'talar.
Şunun çok iyi bilinmesini isterim; Özel okul öğretmeni, özel sektör işçisi gibi görülüyor ancak yaptığı iş kamusal bir iştir.
Öğretmenin emeği piyasaya terk edilirse, eğitimin niteliği de piyasaya terk edilmiş olur.
Bunu aklı başında hiçbir yönetici kabul etmez!
ÖZŞEN MADENCİLİK GREVİ
İkinci örneğimiz: Özşen Madencilik İşçilerinin Grevi…
Orada da vahim bir tablo, çirkin detaylar var.
Bir kez daha ifade ediyoruz:
İşçinin, emekçinin hakkı;
Konkordato dosyalarının arasına sıkıştırılamaz.
Burada artık şirket isimlerini aşan bir mesele vardır.
Dün Doruk Madencilik.
Bugün Özşen Madencilik.
Yarın başka bir maden, başka bir fabrika, başka bir işletme…
Sormak zorundayız:
Bu ülkede işçinin hakkı,
· ancak bakanlar devreye girince mi ödenecek?
· Her alacak için yürüyüş mü yapılacak?
· Her maaş için açlık grevi mi başlayacak?
24 yılda kurmuş olduğunuz,
BU DÜZEN ADİL DEĞİLDİR.
Biz; "Çalışana ücretini, alınteri kurumadan verin.” diyen bir Peygamberin ümmetiyiz.
Bugün ne çiftçimiz,
Ne öğretmenimiz
Ne de emeklimiz hakkını alamıyor…
Bakınız bugün aramızda,
Emeklilikte Adalet Derneği, EMADDER’in kıymetli temsilcileri var.
Hoş geldiniz, safalar getirdiniz.
Hem mecliste hem de Türkiye’nin her yerinde,
Hakları verilmeyen tüm vatandaşlarımızın haklarına kavuşabilmeleri için mücadele ediyoruz…
YANINDAYIZ
Bizler;
· Haklı mücadelelerinde, MADEN İŞÇİLERİMİZİN yanındayız;
· Haklı mücadelelerinde, ÖZEL SEKTÖR ÖĞRETMENLERİMİZİN yanındayız,
· Hakkettikleri halde öğrencileriyle buluşamayan MÜLAKAT MAĞDURU ÖĞRETMENLERİMİZİN yanındayız.
· Hakkını alamayan EMEKLİLERİMİZİN yanındayız, EMEKLİ olmak için hak mücadelesi veren EMADDER’in yanındayız.
Emeğin itibarını korumak için,
Devletin Ciddiyetini de yeniden tesis etmek için
Kamu malını korumak için buradayız
Bunun için çalışıyoruz.
Ve inşallah muvaffak olacağız!
TAAHÜDLER, BÜTÇE AÇIKLARI, VERGİLER
Değerli arkadaşlar,
Bugün verdiğimiz en önemli mücadelelerden biri de kamu malının korunması ve gözetilmesi mücadelesidir.
Sayın Cumhurbaşkanı geçtiğimiz hafta,
Sayıştay’ın kuruluş yıldönümünde bir cümle kurdu.
“Kamu kaynakları halkın yararına olmalı. Kamu malının israf edilmesine, yasa dışı ve usulsüz yollarla istismar edilmesine göz yummayız.” Dedi
Altına hepimizin imza atacağı çok kıymetli bir cümle.
Ama bugün ülkemizin ihtiyacı; güzel cümle kurmak değildir, o cümlenin gereğini yapmaktır.
Gelin birkaç rakama birlikte bakalım.
Kütahya Zafer Havalimanı…
Aylık yolcu taahhüdü 110 bin yolcu!
Mayıs ayında havalimanını kullanan yolcu sayısı 5 bin civarı!
2025 yılında taahhüt gerçekleşme oranı yüzde 5,8’de kalmış.
Şimdi soruyorum:
Aradaki bu farkı kim ödeyecek?
Tabi ki.
Kamunun kaynaklarından ödenecek, yani milletimiz ödeyecek. …
Bütçeye Bakıyoruz…
Beş aylık bütçe açığı ne kadar?
Yaklaşık 1 trilyon lira!
Peki bu açık neden oluşuyor?
Bu kadar para nereye gidiyor?
· İŞTE BU ÇÜRÜMÜŞ DÜZENE GİDİYOR.
· Garanti ödemelerine gidiyor.
· Yanlış tercihlere gidiyor.
· Trump için yapılan havalimanına gidiyor.
Halkın yararına kullanılması gereken kaynaklar, bir avuç imtiyazlı çevrenin kasasına gidiyor.
Sonra iktidar dönüp millete ne diyor?
“Sabredin.”
“Kemer sıkın.”
“Fedakârlık yapın.”
İyi de nereye kadar bu fedakârlık yapılacak?
24 yılın sonunda insanlar pazarda tane hesabı yapıyorlar,
Kirasını ödeyemeyemiyorlar,
Adliyelerde icra dosyası 30 milyona yaklaşmış!
Vergi düzenine bakıyoruz…
Milleti bıçak gibi kesen vergi düzeni, iş yabancıya gelince esnedikçe esniyor
Yabancı yatırımcı gelsin, fabrika kursun, üretim yapsın, istihdam oluştursun diye bir dünya imkân sağlanıyor.
Biz buna prensip olarak karşı değiliz.
Ama ortada bir taahhüt varsa, o taahhüdün de bir karşılığı olmak zorundadır.
BYD’ye Manisa’da, fabrika kurma ve yatırım yapma taahhüdü karşılığında %40 vergi muafiyeti sağlandı.
Ama ortada ne fabrika var, ne yatırım var…
Sonra bir anda öğreniyoruz ki; Yatırım başka yerlere kaydırılmış…
Eee muafiyetler ne olacak?
Millete gelince tahsilatta şahin kesilenler, yabancı şirketlere gelince neden bu kadar sessizsiniz?
Küçük esnaf bir gün gecikse kapısına dayanan sistem, milyarlarca liralık muafiyetlerde neden bu kadar rahat?
KAMU MALI EMANETTİR
Cenab-ı Allah’ın şu öğüdünü burada özellikle hatırlatmak isterim; “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor.”
İşte kamu malı da bir emanettir.
Biz iktidarı, muhalefetin keskin dili ile değil,
Kardeşâne uyarma vazifemizi yapıyoruz…
Bir insan bir kişiye haksızlık yaptığında, gider o kişiden helallik isteyebilir.
Ancak kamu malında bir kişinin değil, herkesin hakkı vardır.
Beş ayda bütçede verdiğiniz 1 trilyon bütçe açığından dolayı,
Kütahya Zafer havalimanında yüzde 5,8 yolcu garantisinden dolayı, kimden helallik isteyeceksiniz?
Asgari ücretliden mi?
Emekliden mi?
Vergisini ödeyen milyonlarca vatandaştan mı?
Milletin hakkı; zengin müteahhitlere, imtiyazlı şirketlere, siyasi bağlantılı çevrelere teslim edilemez.
Bu çok büyük bir kul hakkıdır…
İRAN VE ABD’NİN ANLAŞMASI
Değerli arkadaşlar,
Bölgemizde yaşanan son gelişmeler, hepimize çok önemli bir gerçeği bir kez daha göstermiştir:
Bu coğrafyada;
· Emperyalist dayatmalarla,
· Siyonist saldırganlıkla,
· ve dış müdahalelerle kalıcı bir düzen kurulamaz.
Trump -her ne kadar- bu süreci kendi adına bir başarı hikâyesi gibi sunmaya çalışsa da sahadaki tablo bunun böyle olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Elbette biz,
· bölgemizde savaşın değil barışın;
· gerilimin değil diplomasinin;
hâkim olmasını isteriz.
Bu nedenle çatışmaların durmasını, diplomasi kanallarının açılmasını ve tarafların masada konuşmasını olumlu karşılıyoruz.
Ancak barışı selamlarken hakikati de teslim etmek zorundayız!
Amerika, İsrail ve İran’ı “savaşan iki cephe” olarak tanımlamayı doğru bulmuyoruz.
Saldıranlar ile ülkesini savunanları
AYIRMAK MECBURİYETİNDEYİZ.
Okullarda çocukları,
Evlerinde aileleri,
Şehirlerde mahalleleri bombalayanlarla, o masumları savunanları
AYIRMAK MECBURİYETİNDEYİZ.
Emperyalizmin ve Siyonizm’in baskılarına karşı vatanını savunan,
İran’ın ortaya koyduğu direnci önemsiyoruz.
Bu asla bir savaş çağrısı değildir!
Bu, bölgenin; kendi onuruna, kendi iradesine ve kendi geleceğine YİNE KENDİSİNİN sahip çıkması gerektiğinin altını çizmektir.
Şunu da açıkça ifade etmek zorundayız:
Bir anlaşmanın imzalanması, kayıt altına alınması,
Amerika ve İsrail söz konusu olduğunda
Asla bir güvence değildir.
Çünkü biz biliyoruz ki;
· Canları istediğinde
Gazze’yi vuranlar,
Tahran’ı hedef alanlar,
Beyrut’u bombalayanlar için
“anlaşma” çoğu zaman sadece taktik bir moladan ibarettir.
NATO VE ANKARA ZİRVESİ
Hepinizin malumu Temmuz'un ilk haftası Başkent Ankara'da Ülkemizi ve bölgemizi yakından ilgilendiren bir toplantı, NATO Zirvesi yapılacak.
Zirve için güvenlik önlemleri alınıyor, muhtemel protesto gösterilerinin önüne geçilmeye çalışılıyor.
Geçtiğimiz yıl Lahey'de yapılan NATO Zirvesi'nde, “NATO için savunma harcamalarını artırma” ödevi verilmişti…
· Silahlanmaya daha fazla kaynak ayrılması,
· ve güvenliğin daha çok askeri kapasite üzerinden tanımlanması konusunda
yeni hedefler ortaya konulmuştu…
İşte tüm bu hedefler karşısında şu basit soruyu sormak zorundayız:
· Dünyanın ihtiyacı, NATO'nun askeri kapasitesini artırması mıdır, yoksa daha fazla adalet, daha fazla diyalog, daha fazla barış mıdır?
· Dün Bosna'da, bugün Gazze'de katliam yapılırken, NATO barışa dair hangi adımları attı?
· NATO Türkiye'nin tarihsel ve kültürel olarak taraf olduğu hiçbir meselede ülkemizin yanında durmazken Türkiye'nin önceliği NATO için daha çok harcama yapmak mı olmalıdır?
Yoksaaa
· Türkiye iki yüzlülüğüne ve çifte standardına defalarca tanık olduğu NATO'ya rağmen savaşları önleyecek yeni diplomatik mekanizmalar mı geliştirmelidir?
HESAP VERECEKSİNİZ
Şunu defalarca tecrübe ettik,
Nato toplantılarında,
Barıştan söz edenler, savaşları asla durdurmuyor…
Demokrasiden söz edenler,
Hükümetlere, devletlere müdahalede hep sessiz kalıyor…
İnsan haklarından söz edenler,
Gazze’de akan kana hep gözlerini kapatıyor…
ÖNÜMÜZDE İKİ SEÇENEK VARDIR
Şimdi önümüzde iki seçenek var:
· Bir tarafta, güvenliği daha fazla silahlanmada arayan anlayış,
· Diğer tarafta güvenliği adalette, uluslararası hukukta arayan anlayış.
Biz Ankara’daki Nato zirvesinde bütün dünyaya ikinci yolun sesinin yükselmesini istiyoruz.
Biz Ankara’da savaşların nasıl büyütüleceğinin değil, barışın nasıl inşa edileceğinin konuşulmasını istiyoruz.
KİM BEN Mİ DİYE DİYE…
Burada en büyük rol Türkiye’ye düşüyor.
Haftalardır bu kürsüden çağrıda bulunduk.
Bu zirvede;
Amerika ve İsrail’in yaptıklarının hesabını soracak hamleler yapın dedik…
Sanki bunlar hiç denmemiş,
Sanki Amerika’nın suç dosyası hiç bilinmiyormuş gibi;
Sırf Trump gelecek diye,
milyarlar harcayıp yeni havalimanı yaptılar…
Yetmedi,
Bu havalimanını; dualarla açtılar…
İşteee Siyonizm böyledir!
“Ben Siyonizm’e hizmet eder miyim türküsü söylete söylete kendine hizmet ettirir”
Çünkü Netanyahu;
“İsrail NATO’dur, NATO, İsrail’dir” diyor…
Biz de;
“NATO Siyonizm’in küresel silahlı gücüdür.” Diyoruz
İHTİYACIMIZ: BEYAZ KUŞAK
Değerli arkadaşlar,
Yaşanan olayların ışığında bölgemiz yeni gelişmelere gebedir.
Aylar önce teklif etmiştim,
Buradan bir kez daha üstüne basa basa söylüyorum.
İhtiyacımız olan,
NATO’NUN ZULÜM GETİREN ANLAYIŞI DEĞİL
MEDENİYETİMİZİN ADALET GETİREN ANLAYIŞIDIR.
Şimdi biz de diyoruz ki; “gelin yeni bir kuşak inşa edelim”
Bu Amerika’nın planlarına hizmet eden bir yeşil kuşak değil,
Türkiye’nin öncülüğünde ve bölgeye hizmet eden bir “Beyaz Kuşak” olsun.
Bu kuşağın 3 temel umdesi olsun:
1. GÜVENLİK
2. İSTİKRAR
3. KALKINMA!
· Sadece kendi sınırlarını koruyan değil, bölgesel güvenlik havzası oluşturan bir İRADE;
· Kaostan beslenenlerin oyunlarını bozan, iç işlerine müdahaleyi reddeden bir KARARLILIK;
· Kaynaklarımızı Batı’nın başkentlerine değil, halkımızın refahına akıtan bir EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ olsun.
Bu “Beyaz Kuşağın” ilk adımı olarak, Türkiye – İran – Mısır – Pakistan ve Suudi Arabistan arasında saldırmazlık ve kolektif güvenlik anlaşması imzalayalım.
Bu pakt;
· mezhepçilik fitnesinede,
· etnik kışkırtmalarada
· sahte düşmanlıklarada vurulacak
en büyük darbe olacaktır.
Eğer biz başlangıç olarak Ankara, Tahran, Kahire, İslamabad ve Riyad hattını bir barış ve güven köprüsüyle birleştirebilirsek; sadece kendi sınırlarımızı değil, tüm mazlum coğrafyalar için adım atmış oluruz.
Şu iyi bilinsin!
Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok!
Ancak,
kimsenin de bu coğrafyada operasyon yapmasına göz yumma
lüksümüz yok.
D-8’İN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ
Değerli arkadaşlar,
Konuşmamın bu bölümünde iki gün önce 29. kuruluş yıldönümü olan
D-8’den bahsetmek isterim.
D-8;
Merhum liderimiz,
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın bütün baskılara, bütün engellemelere rağmen ortaya koyduğu büyük vizyonun adıdır.
Müslüman ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin, başkalarının sofrasında kırıntı beklemeden kendi sofrasını kurma iradesidir.
O gün;
Bazıları bunu anlamadı.
Bazıları küçümsedi.
Bazıları alay etti.
Bazıları da bu fikri, daha doğmadan boğmak istedi.
Ama bugün bölgemizde yaşananlara bakınca,
Gazze’ye bakınca,
İran’a bakınca,
Suriye’ye, Lübnan’a, Yemen’e, Afrika’ya bakınca
bir kez daha görüyoruz ki:
ERBAKAN HOCA HAKLIYDI!
Bu coğrafyanın kurtuluşu, NATO kapılarında merhamet aramakta değildir.
Bu coğrafyanın kurtuluşu, emperyalist başkentlerden gelecek talimatlarda değildir.
Bu coğrafyanın kurtuluşu;
· kendi imkânlarımızı birleştirmekte,
· kendi kalkınma modelimizi birlikte inşa etmektedir.
Biz bugün “Beyaz Kuşak” derken, aslında Erbakan Hocamızın D-8’le açtığı yolu bugünün şartlarında büyütmekten, güçlendirmekten, yeniden ayağa kaldırmaktan söz ediyoruz.
Mazlumların başını kaldıracağı, zalimlerin hesap vereceği yeni bir dünya için çalışıyoruz.
Bu vesileyle, D-8’in kuruluş yıldönümünün ülkemiz ve bölgemiz başta olmak üzere bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Yarın gerçekleştirileceğimiz; D-8 sempozyumunda, değerli genel başkanlarımızla, büyükelçilerimizle, yurt dışından gelecek önemli misafirlerimizle bir araya geleceğiz.
Bu birlikteliğin, somut adımlara, kalıcı iş birliklerine, bölgesel barış ve kalkınma hamlelerine vesile olacağını ümit ediyor.
Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Allah’a emanet olunuz.




