Şerafettin Kılıç: “İsrail Destekçiliği Suç Kapsamına Alınmalıdır”

5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla dünyada emanetçi olduğunun bilinciyle, temiz ve sağlıklı bir çevreyi miras bırakmak için hassasiyetle çalışan herkesin Dünya Çevre Günü’nü kutlayarak konuşmasına başlayan Kılıç “Çevrenin insanlarımız ve gelecek nesillerimiz için sağlıklı ve güvenli olmasını sağlamak her birimizin asli görevlerindendir.” dedi.

Terörist İsrail’in katliamlarının artık “soykırım” kelimesiyle ifade edilemeyecek boyutlara ulaştığına dikkat çeken Kılıç, şunları söyledi:

“İsrail, 7 Ekim’den bu yana 36 bin 439 Filistinliyi katlederken, toplam yaralı sayısı ise 81 bine çıktı. Azılı katil, neredeyse her hafta bin Filistinliyi katlediyor. Her hafta yaralı sayısı 2 binin üzerinde artış gösteriyor. İsrail’in 7 Ekim'deki saldırıları nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi'nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah'ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı. İsrail'in Gazze'ye yönelik günlerdir sürdürdüğü saldırılarda; 16 bin çocuk şehit düştü, 74 bin konut tamamen yıkıldı ve toplamda 290 bin konut zarar görerek oturulamaz duruma geldi. Gazze'de sağlık bakımı verilemediği için 60 bin hamile kadının, ilaç eksikliği nedeniyle de kronik hastalığı bulunan 350 bin kişinin hayati tehlikesi bulunmaktadır. İsrail ordusu, 142 hükümet tesisi ile 100 okul ve üniversiteyi yerle bir etmiş, 295 okul ve üniversite ise kısmen zarar görmüştür. Gazze dışında tedavi edilmesi gereken yaralı sayısı 11 bin, yetersiz sağlık hizmeti nedeniyle 10 bin kanser hastası ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadır. İsrail ordusu Gazze'de 194 camii ve 3 kiliseyi, 152 sağlık kuruluşunu hedef alarak tamamen yıkmıştır. Bununla birlikte 53 sağlık merkezi ile 31 hastaneyi hizmet dışı bırakmış, 124 ambulansı da kullanılmaz hale getirmiştir. Azılı katil, 7 Ekim'den bu yana Gazze'ye 66 bin tondan fazla patlayıcıyla saldırı düzenledi. En son Rafah kentinde çadırlarda kalan masum sivilleri bombalayan İsrail, yüzlerce kadın ve çocuğu katletti. ‘Soykırım’ kelimesiyle bile açıklanamayacak derecede olan bu katliamlara karşılık, kınama ve bildirilerin artık ötesine geçilmelidir.

MAZLUMLARI SAVUNMAK BOYNUMUZUN BORCU

Bizler her zaman mazlumun yanında olmuş, zalime karşı durmuş bir ecdadın torunlarıyız. Bugün Gazze’deki, Rafah’taki masumları savunmak boyun borcumuz, tarihin omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluktur. İsrail’e karşı ürün boykotu ve ticari faaliyetlerin durdurulması dışında hem İsrail’i hem de bu azılı katili savunanların yargılanmasını sağlayacak bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. İsrail destekçiliği suç kapsamına alınmalıdır. Azılı katil gibi onun savunucuları da mutlaka yargılanmalıdır. Vatandaşlarımız İsrail’e ve işbirlikçilerine karşı protesto ve eylem hakkını kullanırken güvenlik güçlerimiz mutlaka müsamaha göstermeli ve bu hakkı sonuna kadar muhafaza etmelidir. Azerbaycan akaryakıtının halen topraklarımız üzerinden İsrail’e taşınıyor olması kabul edilemez.

SOCAR ŞİRKETİNİN İSRAİL İLE TÜRKİYE ÜZERİNDEN TİCARETİNİ SÜRDÜRMESİ BİZİM İÇİN UTANÇTIR

"SOCAR şirketinin Türkiye üzerinden İsrail’le ticaretini sürdürüyor olması bizim açımızdan utançtır. Haklı olarak bunu protesto eden gençler değil, halen soykırıma destek verenler yargılanmalı ve birileri gözaltına alınacaksa İsrail’in işbirlikçileri gözaltına alınmalıdır. Gazze ve Refah artık bir namus meselesi, bir haysiyet meselesidir. Unutulmamalıdır ki; zalimler ve destekçileri mutlaka zelil olacaklardır!

Ayşe Ateş: Ölüm tehditleri alıyorum; 'Korkmadan devlete, adalete meydan okuyabiliyorlar' Ayşe Ateş: Ölüm tehditleri alıyorum; 'Korkmadan devlete, adalete meydan okuyabiliyorlar'

10 yaşındaki Filistinli Muhammed’in sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum;  ‘Allah’ın selamı üzerinize olsun. Gazze ile iletişimin kesildiği doğrudur. Ambulanslar ve sivil savunma ekipleriyle iletişimin kesildiği de doğrudur. Bütün dünyayla iletişimin kesildiği de doğrudur. Ama alemlerin Rabbiyle iletişimimiz kesilmedi. Düşmanlarımıza mesajım şu: Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. Biz size ahlak dersi vereceğiz. Bizi soğukta bırakıyor evlerimizi yıkıyorsunuz. Biz de teslim olmayacağız. Size göstereceğiz. Ya zafer kazanırız ya da ölürüz. Bunun son olduğuna inanmayacağız. Gelecek ve ondan sonraki nesillerle devam edeceğiz. İngiltere, İtalya dünya güçleri onlarla. Hükümran, yüce, merhametli, her şeye gücü yeten Allah ise bizimle’ diyor Gazzeli çocuk Muhammed. Bu sözler bizlere gönderilmiş olan birer mesajdır. bunlardan nasiplenebilene ne mutlu."

YARDIMA MUHTAÇ YOKSUL SAYISI 20 MİLYONU AŞTI

Biz, uzun zamandır enflasyon düşecek, milletimizin alım gücü artacak diye bekliyoruz. Ancak heyhat; TÜİK’in verilerine göre, Mayıs ayı enflasyonu yüzde 3,37 yıllık enflasyon yüzde 75.45 oldu. TÜİK rakamlarına göre, son 22 yılın en yüksek enflasyon rakamı ölçüldü. ENAG ise Mayıs ayı aylık enflasyonu yüzde 5.66, yıllık enflasyonu yüzde 120.66 olarak ölçtü. İstanbul enflasyonu mayısta aylık yüzde 3,59, yıllık yüzde 82,20 oldu. Rakamlardan anlaşılan şu ki; enflasyon ve faizler artmaya devam ediyor, buna karşılık alım gücü düşüyor. Bakan Mehmet Şimşek’in Nurettin Nebati’den daha başarılı olduğunu gösteren matematiksel bir veri yok. Bakınız; Yardıma muhtaç yoksul sayısı 20 milyonu aştı. 1 paket makarna 13 liradan 21 liraya çıktı. Bulgurun kilogram fiyatı 28 liradan 43 liraya yükseldi. Ayçiçek ve zeytinyağına yüzde 170’lere varan oranlarda zam yağdı. Seçimden önce 75 liraya alınabilen 1 kilogram çayın fiyatı 145 liraya fırladı. 21 lira olan benzinin litresi 41 lirayı aştı. Motorinin litre fiyatı 19,3 liradan 40,4 liraya çıktı. LPG 10.75 liradan 21 liraya fırladı. Bu dönemde vatandaştan toplanan vergiler 864 milyardan 1,8 trilyona çıkmasına rağmen bütçe açığı 691 milyara çıktı. Faiz ödemeleri 135 milyardan 364 milyara çıktı. İç borç stoku 2,3 trilyondan 3,2 trilyona yükseldi.

MERKEZ BANKASI 818 MİLYAR LİRA ZARAR ETTİ

Kur Korumalı Mevduat hesabı açtıran varlıklı kesime, yoksulların finanse ettiği bütçeden ve Merkez Bankası kasasından 1 trilyon liranın üzerinde kaynak akıtıldı. Merkez Bankası 818,2 milyar liralık zararla tarihi rekora imza attı. Bu veriler ışığında görüyoruz ki; ülkemiz bugün borç ve faiz sarmalına girmiş durumdadır. Ülkemizin kaynakları ne yazık ki heba edilmektedir.

KURBAN İBADETİ BİRÇOK VATANDAŞIMIZ İÇİN FARZ OLMAKTAN ÇIKTI!

Kurbanlık fiyatlarına gelen zamlar, açıklanan yıllık enflasyon oranlarını geçti.  Ankara’da büyükbaş kurbanlık fiyatları yüzde 238, küçükbaş kurbanlık fiyatları ise yüzde 300 arttı. Büyükbaş fiyatları 220 bin TL'ye kadar çıkarken, küçükbaşlar 15-20 bin TL'den alıcı bekliyor. Asgari ücret hala 17 bin 2 TL, en düşük emekli maaşı ise 10 bin TL. Büyükbaş kurbanlıklar, geçen yıl 65-70 bin TL’ye alıcı buluyordu. Küçükbaş kurbanlıklar ise geçen yıl 5-6 bin TL’ye satılıyordu. Bütün bu rakamlar, ülkemizin hızla yoksullaşmaya devam ettiğini gösteren verilerdir. Bu gerçeği üzülerek görüyor ve ifade ediyoruz. Ağır şartlardan dolayı çoğu vatandaşımız Kurban Bayramı’nı ağız tadıyla idrak edemeyecektir. Mevcut iktidarın ekonomi politikaları sonucunda kurban ibadeti, birçok vatandaşımız için farz ibadet olmaktan çıkmıştır.

EKONOMİDEKİ GİDİŞAT HAYRA ALAMET DEĞİL

Uzun zamandır ülke kaynaklarını faize, ranta ve israfa harcayan iktidar, bugün vatandaşlarımıza ağır faturalar çıkartmaktadır. En nihayetinde tasarruf yapmak akıllarına geldi ancak açıkladıkları pakette yine kamu personeline ve vatandaşlarımıza yük bindiriyorlar. Bunun bu şekilde sürdürülebilmesi mümkün değildir. Geliniz evvela uçaklardan, saraylardan tasarruf ediniz. Ekonomideki bu gidişat hayra alamet değil, tüketim ekonomisi, faiz ve borçlanmaya dayalı ekonomi anlayışı terk edilmelidir. Mevcut ekonomi anlayışının terk edilmediği her dakika vatandaşın alın teri ve hakkı olan kaynaklar faiz lobilerine, borçlara harcanmaya devam eder.

ÜRETİME YÖNELİK POLİTİKA GERÇEKLEŞTİRİLMELİDİR

Ülkemiz sathında üretimi gerçekleştirecek, üreticilerimizi koruyup destekleyecek bir ekonomi modeli tatbik edilmelidir. Ülkemiz; genç nüfusu, yeraltı ve yerüstü kaynakları, coğrafi konumu, ilkim koşulları, verimli tarım arazileri dolayısıyla fazlasıyla zenginliği bünyesinde barındırmaktadır. Bütün bu zengin kaynaklarımıza rağmen bir tek vatandaşımızın dahi geçim sıkıntısı yaşamasını kabullenemeyiz. Kaldı ki; yardıma muhtaç hale getirilmiş milyonlardan bahsediyoruz. Aldığı maaşla geçinemeyen memur, emekli, asgari ücretli milyonlarca vatandaşımızdan bahsediyoruz. Ülkemiz birçok alanda zengin ama bakıyorsunuz; gençlerimiz işsiz, maden çıkartılıp şirketlere yediriliyor, tarım ve hayvancılık deseniz üreticilerimiz maliyetlerden dolayı neredeyse üretimi durduracak durumadır. Biz, bunları kabul etmiyoruz, kabul etmeyeceğiz.  Şu gerçeği de her zaman vurguluyoruz; Türkiye’miz yoksul bir ülke değil, kaynakları heba edilerek iktidar tarafından yoksullaştırılan bir ülkedir.

YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ ve YURT HİZMETLERİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ

Geçtiğimiz hafta meclis başkanlığımıza sunduğumuz;

“Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurt Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”imiz ile mezun olduktan sonra iş bulamayan gençler için yük oluşturan öğrenim kredisi borçları ile ilgili düzenleme yapılmaktadır. Düzenleme ile hem gençlerin evlenmesini zorlaştıran hem de boşanmalarına sebep olabilen KYK borçlarının ertelenmesi ve çalışmayan evlilerin borçlarının kalıcı olarak silinmesi amaçlanmaktadır. Kanun teklifimizin gerekçesini sizlerin vasıtasıyla kamuoyumuzla paylaşmak istiyorum. Son yıllarda ülkemizde varlığını neredeyse her alanda hissettiren yoksulluk sorunu, vatandaşlarımızı olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Asgari ücret, açıklanan resmi açlık sınırının altında kalmışken, emekli aylıkları açlık sınırı olarak ifade edilen rakamın neredeyse yarısına tekabül etmektedir.  Ülkemizde maaşlı çalışanlar dahi yoksullaşmışken, herhangi bir şekilde istihdamda olmayan bireyler bu sorunu çok daha derinden hissetmekte ve bu sorunla birlikte yaşamaktadır. Yoksulluk sorununu en derinden yaşayan kesimlerden biri de işsiz üniversite mezunu gençlerdir.

Üniversitelerden mezun olan ve görevlerine atanabilmek için sınavlara hazırlanan gençler için süreç oldukça zorlaşmıştır. Bugün özellikle “ev genci” olarak tarif edilen, eğitimde ve istihdamda yer almayan gençlerin sayısı 4 milyondan fazladır. Genç nüfuzumuzun çok önemli bir kısmı bu şekilde pasif halde ve ne yazık ki maddi manevi çeşitli sorunlarla boğuşmaktadır. Bu durum ülkemiz açısından bir beka sorunudur. Ülkemizin genç nüfus potansiyelini koruyup güçlendirmek ve zenginliğe dönüştürmek için çeşitli çalışmaların yapılması ivedilik arz etmektedir. Bu çalışmaların temel amacı; gençleri maddi manevi destekleyerek üretim faaliyetlerine etkin katılımlarını sağlamak olmalıdır. Bu doğrultuda atılacak adımlar, ülkemizin geleceği adına yapılmış birer önemli yatırım mahiyetinde olacaktır. Gençler için istihdam olanaklarını artırmak, üniversite kontenjanlarını düzenlemek, eğitim süreçleri boyunca maddi olarak desteklemek ve öğrencilik sonrası yaşamlarını planlayıp rehberlik desteği vermek devletin görevidir. Ailesinden aldığı desteklerden başka herhangi bir geliri olamayan öğrencilerin eğitim süreçlerini en az sorunla atlatabilmeleri için karşılıksız burs imkanları arttırılmalıdır. Burada öğrencileri krediler yoluyla borçlandırmak değil, öğrencilik sonrasında aktif yaşama daha kolay dahil olmalarını sağlayacak çalışmalar planlanmalıdır. Aksi halde öğrencilik süreçlerinde borçlanan gençler, aktif yaşama katılacakken bu borçlardan kaynaklanan sorunlarla da boğuşmak zorunda kalmaktadır. Türkiye'de eğitim ve öğretimine devam eden öğrencilerin çoğu bu süreçte öğrenim kredisine ihtiyaç duymaktadır. Mezun olduktan sonra iş bulamayan gençler için eğitim sürecinde yararlandıkları öğrenim kredisi borçları ciddi bir yük oluşturmaktadır. Mezun olduktan sonra ödenmesi gereken kredi borçları, evlenmenin önündeki engellerden biri haline gelirken aynı zamanda boşanma sebepleri arasında da yer alabiliyor. Hem gençlerin evlenmesini zorlaştıran hem de boşanmalarına sebep olabilen KYK borçları ile ilgili kanuni bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu düzenleme ile; iş bulamayan mezunların borçlarının faizsiz ertelenmesi, evlendikten sonra çalışmayacak olan gençlerin ise KYK borçlarının kalıcı olarak silinmesi sağlanacaktır.

GENÇLERİMİZİN ÖNÜNDEKİ ENGELİ KALDIRMAYI HEDEFLİYORUZ

Saadet-Gelecek Grubu, Yardımcı Hizmetler Sınıfının Kadro Sorununun Çözümü İçin Kanun Teklifinde Bulundu

Saadet-Gelecek Grubu, Yardımcı Hizmetler Sınıfının Kadro Sorununun Çözümü İçin Kanun Teklifinde Bulundu

Kanun teklifimizle gençlerimizin önündeki önemli engellerden birini kaldırmayı hedefliyoruz. Tabii olarak burada bazı sorular ortaya çıkıyor; deniliyor ki iyi güzel de kaynağı nerden bulacaksınız? Her ne hikmetse vatandaşa bir hizmet yapılacağı zaman akla kaynak geliyor. Halbuki yapılan israf ve gereksiz harcamalardan kısılsa herhangi bir kaynak sorunu oluşmaz. Yine de hesaplayalım; matematikle konuşalım ki akıllarda soru işareti kalmasın. Ülkemizde yaklaşık 5 milyon gencimiz KYK borçlusu durumunda ve bunların ne yazık ki 600 binden fazlası icralık olmuş durumdadır. 6 milyon gencimizin tamamının borcu silinse dahi bu ek olarak hazineye yaklaşık 9 milyar TL’lik bir yük demektir. Daha önce defalarca vergi borçları silinen şirketlerin ödemesi gereken paranın yarısıyla bile bunu tahsil etmek mümkündür. Şimdi holdinglere vergi muafiyetinin olduğu yerde işsiz mezunlarımız için yapacağımız bir çalışmanın göze batması da işin garip tarafı. Kaldı ki kanun teklifimiz bütün borçların kalıcı olarak silinmesini öngörmüyor. Belirli şartları sağlayan gençlerimizin borçlarının silinmesini yasal düzenleme ile sağlıyor. Kanun teklifimize gençlerimiz adına hem iktidarı hem de muhalefeti destek olmaya davet ediyorum.