Hayatı

29 Mart 1898’de Nil deltasının ortalarında yer alan el-Mahalletü’l-kübrâ’da doğdu. İlkokul sıralarında hafızlığını tamamladı. İlk ve orta öğreniminden sonra Medresetü’l-kazâi’ş-şer‘î’ye (şer‘î hukuk okulu) kaydoldu (1916). Burada Ali el-Hafîf, Abdülcelîl Îsâ, Muhammed  tıf Berekât Paşa ve Ahmed İbrâhim Bey gibi meşhur hocalardan ders aldı. Mezuniyeti sonrası bir taraftan stajyer avukatlık yaparken diğer taraftan da dışarıdan Kahire Üniversitesi Dârülulûm (İslami İlimler) Fakültesi’ni bitirdi (1927). Peşinden mezun olduğu bu iki okulun yanı sıra Ezher Üniversitesi Usûli’d-dîn Fakültesi ile aynı üniversitenin İşletme ve İdâri Bilimler Fakültesi’nde (Külliyyetü’l-muâmelât ve’l-idâre), Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesinde müderris olarak Arap dili, hitabet ve İslam hukuku gibi çeşitli İslami ilimlere dair dersler okuttu. 1958’de Hukuk Fakültesi’nden emekli olduktan sonra da burada ders vermeye devam etti. Yüksek Arap Dili (Ma‘hedü’d-Dirâsâti’l-Arabiyyeti’l-âlî) ve İslami İlimler Araştırmaları Enstitüleri’nde (Ma‘hedü’d-dirâsâti’l-İslâmiyye) hocalık yaptı. 1960 yılında Evkaf Bakanlığı’nın Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiri ve diğer dillere tercümesi projesi için kurduğu komisyonun raportörlüğünü yaptı. Hazırlanan el-Münteḫab fî tefsîri’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm adlı eser (Kahire 1423/2002, 20. bs.) birçok dile çevrildi. Şubat 1962’de İslam Araştırmaları Akademisi’ne (Mecmau’l-buhûsi’l-İslâmiyye) üye seçildi. Bunların yanı sıra Kriminoloji ve Sosyoloji Enstitüsü, Ezher Üniversitesi Meclisi ile Teknik Bilimler ve Edebiyat Yüksek Konseyi üyeliklerinde, kanunlaştırma komisyonu raportörlüğü görevlerinde bulundu. 1969 yılında İslam hukukunun ruhuna aykırı bulduğu aile planlaması, çok evlilik ve talâkın sınırlandırılması gibi konuların yer aldığı ahvâl-i şahsiyye kanun tasarısına karşı sert eleştiriler yöneltti. Cemal Abdünnasır yönetimini rahatsız eden bu tepkileri Abdünnasır’ın 1970’teki ölümüne kadar gazete ve dergilerde yazı yazmasının engellenmesi, konferans ve ders vermesinin yasaklanmasıyla sonuçlandı. Devlet Başkanı Enver Sedat’a da yazdığı mektupla görüşleri iletti. 11 Nisan 1974’te vefat etti.

İslam Düşünürleri

Öğretisi

Muhammed Ebû Zehre İslami disiplinlerin birçoğunda ders okutmuş, lisansüstü tezler yönetmiş, kitaplar ve makaleler yazmış, konferanslar vermiş ve bu faaliyetlerinde de görüşlerine yer vermiş, fikirlerini cesur bir şekilde savunmuştur. Bazı düşüncelerini şöyle özetlemek mümkündür. İnsanlar Kur’ân-ı Kerîm’in mucizelerini evrendeki maddi varlıklara ait kanunlarda (kevnî ayetler) ararlarsa da Kur’an’ın asıl mucizesi sosyal ilişkilere ait ahlak ilkeleri ve hukuk kurallarındadır.

Kur’an tefsirinde benimsediği üç prensip vardır. 1. Kelimelerde Arapların anladığı mânanın ve üslûbun dışına çıkmamak; 2. Modern bilimi tefsirde kullanmamak; 3. Kur’ân’ın eşsiz söz sanatındaki sırlarını dikkatle araştırmak.

Hadis-sünnet konusunda da sünneti terk Kur'an'ı reddetmektir görüşünü savunur. Sika ravilerin rivayetlerinde bir çatışma (tearuz) varsa, ravilerin daha sika ve sened bakımından daha sağlam, Hz. Peygamberden gelen rivayetlerin meşhur olanına en yakın olanı tercih etmek gerekir. Eğer rivayet, delalet (gösterdiği anlam) yönünden kat'i olan bir Kur'an nassına veya dinde zarûri olarak bilinen bir esasa muhalif ise rivayetin zayıf olduğuna hükmedilir. Rivayet açık bir biçimde akl-ı selîmin verilerine ve bir müfekkirin tereddüt etmeyeceği kat'i hükümlerine ters düşüyorsa bu rivayetin Hz. Peygamber'e nisbetinin sahih olmadığına delil kabul edilir. Çünkü Hz. Peygamber'in sünneti hikmettir. Hikmet ise aklın kat'i önermeleriyle çatışmaz. 

Ebû Zehre, Akaid-Kelam konusunda insanları avam ve havas olmak üzere ikiye ayırır. Avam (halk) Kur'an ve Sünnette belirtilen iman esaslarına inanmak, havas (alimler) ise inanç konularında derinlemesine bilgi sahibi olmak ve karşıt görüşte olanların hücumlarına karşı inancı savunabilecek fikri ve mantıki donanıma sahip olmakla yükümlüdürler. Kelam ilmi, İslam inancını savunan bir disiplindir. Ancak bu ilim ikiye ayrılmalı ve birinci kısım, iman esasları; ikinci kısım da İslami değerler etrafında oluşturulmak istenen şüphelere karşı savunma amacı taşımalıdır.

Ebû Zehre, fıkıh derslerinde ve bu alanda yazdığı eserlerinde öğrencide hukuk melekesinin oluşmasına katkı sağlayacağı, mezhep mensupları arasındaki taassubu kıracağı, ihtiyaçları daha iyi karşılayabileceği düşüncesinden hareketle mezhepler arası mukayeseli olarak ele almış ayrıca İslam hukukunun gücünü ortaya koyma açısından da modern hukuk mukayeseli şekilde çalışmayı tercih etmiştir.

 Muhammed Ebû Zehre, fıkıh araştırmalarında tutarlı metodun üç esasa uymakla gerçekleşeceğini savunur. Kaynak olarak Kur’an’a ve Sünnet’e başvurmak, bu kaynaklarda açık hüküm bulunmadığında nasların ana ilkeleri ışığında ictihad etmek, sahâbe, tâbiîn ve müctehid imamlardan oluşan Selef’in sözlerine başvurmak.

Sahâbe kavlinin değeri konusundaki düşüncesi de icmâ ettikleri konularda onlara uyma ve ihtilâf ettikleri hususlarda delili en güçlü olanı benimseme şeklindedir. Tâbiîn görüşleri konusundaki tercihi sarih naslara aykırı bulunmamak şartıyla müctehid imamlardan çoğunluğun benimsediği görüşü almaktır.

Ebû Zehre, İslam medeniyetini inşa eden, bir başka kültürden etkilenmeyen ve diğer İslami ilimleri de etkileyen ilim olan fıkhı, eşsiz bir servete benzetir ve bunu müslümanların bıraktığı en hayırlı ilmî miras sayar ve ondan yararlanmada bazı önemli hususlara işaret eder. Ona göre delilden ve ilkelerden hareketle sonuca ulaşmak fıkhın ruhudur. Delili ve kuralı zikredilmeyen hükümler ruhsuz bedene benzer. Görüşlerin delilleri ve dayanaklarıyla zikredilmesi, önceki ulemanın sonrakiler üzerindeki hakkıdır. Aksi bir tutum mahkemede delilsiz, ispatsız davalının insafına kalmış biçimde hak talebinde bulunmaya benzer.

İlmi yetkinliği olan ve şartlarını taşıyanlar için ictihad kapısı her zaman açık olmakla birlikte IV. (X.) asırda ictihad kapısının kapandığı yönünde ortaya çıkan kanaat içtihadın siyasi istismar aracı olarak kullanılmasına engel çıkardığı için müslümanların hayrına bir gelişme olmuştur.

Ebû Zehre bazı fıkhî meselelerde şu görüşleri savunmuştur: Recm cezasının sübûtunda kesinlik yoktur; sakal, bir âdet sayılır; özel sigortaların işlemleri câiz değildir; aynı anda üç boşama bir boşama sayılır; Hz. Peygamber hayatta iken hadislerde nesih mümkün olmakla birlikte Kur’an hükümlerinde nesih söz konusu değildir.

Öne Çıkan Eserleri

  • Zehretü’t-tefâsîr (I-X, Kahire, ts.).

  • el-Muʿcizetü’l-kübrâ (el-Ḳurʾân) (Kahire 1971, 1977).

  • Usûlü’l-fıkh (Kahire 1957, 1958).

  • Muhâdarât fî usûli’l-fıkhi’l-Caʿferî (Kahire 1956).

  • el-Cerîme ve’l-ʿukûbe fi’l-fıkhi’l-İslâmî (Kahire 1956).

  • el-ʿAlâkâtü’d-devliyye fî zılli’l-İslâm (Kahire 1964).

  • Nazariyyetü’l-harb fi’l-İslâm (Kahire 1380/1961).

  • el-Milkiyye ve nazariyyetü’l-ʿakd (Kahire 1977),

  • Muhâdarât fi’l-vakf (Kahire 1959),

  • Müşkiletü’l-evkâf (Kahire 1935),

  • Buhûs̱ fi’r-ribâ (Kahire, ts.),

  • el-Ahvâlü’ş-şahsiyye (Kahire 1948, 1950, 1957),

  • Muhâdarât fî ʿakdi’z-zevâc ve âssâruhû, mukârene beyne’l-mezâhibi’l-fıkhiyye ve’l-kavânîni’l-ʿArabiyye (Kahire 1948, 1971),

  • el-Velâye ʿale’n-nefs (Beyrut 1970; Kahire 1994),

  • Hâtemü’n-nebiyyîn (I-II, Kahire 1973;

  • el-İmâm Ebû Hanîfe: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh (Kahire 1947);

  • el-İmâm Zeyd: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh (Kahire 1959;

  • el-İmâm es-Sâdık: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh

  • el-İmâm Mâlik: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh (Kahire 1365, 1952);

  • el-İmâm eş-Şâfiʿî: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh (Kahire 1364).

  • el-İmâm Ahmed b. Hanbel: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh (Kahire 1947;

  • el-İmâm İbn Hazm el-Endelüsî: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh (Kahire 1954);

  • el-İmâm İbn Teymiyye: Hayâtühû ve ʿasruhû-ârâʾühû ve fıkhuh (Kahire 1952);

  • Muhâdarât fi’n-nasrâniyye (Kahire 1942, 1368, 1381/1966).

  • Mukârenâtü’l-edyân: ed-Diyânâtü’l-kadîme (Kahire 1938, 1965).

  • Târîhu’l-cedel (Kahire 1935, 1943, 1980).

  • el-Hatâbe: Uṣûlühâ-târîḫuhâ fî ezheri ʿuṣûrihâ ʿinde’l-ʿArab (Kahire 1934).

  • Târîḫu’l-meẕâhibi’l-İslâmiyye: I- Fi’s-Siyâse ve’l-ʿaḳāʾid; II- Fî Târîḫi’l-meẕâhibi’l-fıḳhiyye (Kahire 1975).

  • et-Tekâfülü’l-ictimâʿî fi’l-İslâm (Kahire 1384/1964).

  • Tanẓîmü’l-İslâm li’l-müctemaʿ (Kahire, ts.). 1965

  • el-Müctemeʿu’l-insânî fî ẓılli’l-İslâm (Kahire 1986),

  • er-Red ʿalâ meşrûʿi vizâreti’ş-şüʾûni’l-ictimâʿiyye fi’l-üsre (Kahire 1394/1974).

  • el-Vaḥdetü’l-İslâmiyye (Beyrut 1972; Kahire 1985).

  • el-Cezâʾirü’l-müslime (Kahire, ts.).

  • ed-Daʿve ile’l-İslâm (Kahire, ts.).

    Kaynak: İslam Düşünce Atlası
    Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu