Saadet lideri Mahmut Arıkan'ın açıklaması şu şekilde;
“Amerika ve İsrail bölgenin halklarını kendisine köle yapmak istiyor”
“İslam dünyasının en kutsal ayı Ramazan’da; İslam dünyasının en kutsal mabetlerinden Mescid-i Aksa, ibadete kapatıldı! Tam 59 yıl aradan sonra ilk kez, bu bayram, Mescid-i Aksa’da bayram namazı kılınmadı! Şairin “İnsanların ruhundan yapılmıştır” dediği Beyrut; Ramazan’da bombalarla yakıldı, yıkıldı! İran’da çocuklar öldü, vicdanlarda insanlık öldü! Elbette bütün bunların tek bir sebebi var! Ne nükleer program, ne balistik füzeler, ne kadın hakları ne şu ne bu. Amerika ve İsrail; Bu bölgenin halklarını kelimenin tam anlamıyla “kendisine köle” yapmak istiyor.”
Amerika neye bakar?
“Bugün başta İran olmak üzere bölge ülkelerine yönelik haydutluğun “özgürlük” söylemiyle servis edilmesine hiç kimse kanmamalı! Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye; ABD’nin kirli postallarıyla girdiği her coğrafyada yıllardır yaşananlar ortada! ABD’nin bombardıman uçakları; dünyanın neresine özgürlük vaadiyle gittiyse, geriye kalan sadece kan kokan topraklar, gözü yaşlı anneler, yetim kalan evlatlar oldu… Şunu da unutmayalım; Bir ülkenin rejiminin ne olup olmadığı ABD’nin hiçbir zaman umurunda olmamıştır. ABD bir ülkenin; petrolüne, doğalgazına, nadir toprak elementlerine çökebiliyorsa, topraklarına istediği gibi askeri üsler, radar istasyonları kurabiliyorsa, o ülkede; Demokrasi varmış-yokmuş, kim yönetmiş, nasıl yönetmiş hiç problem etmez! Çünkü! ABD savaş gemileriyle geldiği, savaş uçaklarıyla bombalar yağdırdığı coğrafyalardan maden dolu şileplerle, petrol dolu tankerlerle geri dönmenin hesabını yapar. İşte tüm bu sebeplerle; İran’a yönelik saldırılara, mezhepçiliğin ve ırkçılığın dar kalıplarından değil, bu coğrafyada yaşayan insanların huzuru, güvenliği ve ortak geleceği açısından bakmalıyız.
“Biz İran ile aynı taraftayız”
“Şunu net olarak ifade etmek isterim! Biz, İran taraftarı değiliz! Biz, İran’la aynı taraftayız. Ne anlatıyorum: Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinde, Türkiye ile İran’ın hiçbir farkı yoktur! İsrail’in Arz-ı Mev’ud hedefinde Türkiye ile İran’ın farkı yoktur! Günün sonunda; Siyonizm’in gözünde İran ne kadar hedefse, Türkiye o kadar hedeftir! O yüzden; Türkiye ile İran, aynı tarafta olmak mecburiyetindedir!”
“Mesele bir disipline sığdırılamaz”
“Meseleleri doğru bir yerden okumamız gerekiyor. Bugün İran meselesi; Birtakım çevrelerin ısrarla kaşıdığı, Mezhepler üzerinden ele alınacak Bir “ilahiyat” meselesi değildir.
Yine birtakım çevrelerin ısrarla üzerinde durduğu tarihsel farklılıklar üzerinden ele alınacak bir “tarih” meselesi de değildir. Bugün bu mesele, Jeopolitik, ekonomik ve demografik bir meseledir. Türkiye, bu üç konuda da İran’daki savaşın olumsuz etkileriyle karşı karşıyadır. Komşularımızın iç barışı, istikrarı ve güvenliği bölgemizin geleceği için kıymetlidir.
Bir örnek vermek istiyorum: Lübnan, İsrail’in işgal tehlikesiyle karşı karşıya… Amerika ve İsrail bir taraftan, Lübnan’ı bombalarken; Diğer taraftan ülke içerisindeki toplumsal fay hatlarını tetikliyor. Dün; İsrail’in yoğun bombardımanı altındaki Lübnan, İran büyükelçisini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmesini istedi.
Lübnan’da çıkacak bir iç savaş, sadece Lübnan’la sınırlı kalmayacaktır! Suriye böyle bir tabloya kayıtsız kalmayacak, Suriye’nin dahil olduğu bu denklemde, Irak’ta bu ateşin içine girecektir. Bu zincirleme reaksiyon; Amerika ve İsrail’in körüklemesiyle Bölgemizde yeni bir mezhep savaşının kapısını aralayacaktır. Bu nedenle bu mesele; Ne uzaktan izlenecek bir kriz,
Ne de başkalarının planlarına bırakılacak bir süreçtir.”
“Savaşın seyrine Trump karar veremez”
“Daha iki gün önce Trump bir açıklama yaptı! Neymiş;“İran’daki enerji tesislerine yönelik saldırıları beş gün erteliyormuş.”! Bir dakika ya! sen kim oluyorsun? Kime ne süresi veriyorsun? Eyy Trump; bunlar daha iyi günlerin! yakında kaçacak delik bulamayacaksın…Senin bu açıklamaların; Köşeye sıkışmanın verdiği çaresizlikle zaman kazanma çabasından başka bir şey değildir.
Niye? Çünkü, Washington’daki hesap Tahran’da tutmadı. Bölgedeki üsleri tarumar oldu, Demir kubbeleri kevgire döndü, Hürmüz’ün sularında boğuldu. Şimdi bir Pirus Zaferi uydurmaya çalışıyor. Neden? Çünkü kasımda seçim var, Trump seçimlerde rezil olmaktan korkuyor.
Bölgemizin seyrini; İsrail’in Arz-ı Mevud hedeflerine Trump’ın seçim hesaplarına teslim edemeyiz.
Tam da bu yüzden; Bu meseleyi akıl, feraset ve tarihî sorumlulukla doğru okumalı, Amerika ve İsrail’in karşısına Hep birlikte, konumlanmalıyız!”
“Mescid-i Aksa değil, tüm İslam coğrafyası kundaklanıyor!”
“1969’da bir meczup Mescid-i Aksa’yı kundakladığında, bugün 57 üyesi olan İslam İş birliği Teşkilatı, o yangının, küllerinden doğmuştu. Amaç neydi? Sorumluluk almak, birlikte hareket etmek Kudüs’ü korumak, Filistin davasını omuzlamaktı!
Aradan tam 57 yıl geçti…Gazze’den Lübnan’a kadar Yemen’den İran’a kadar sadece Mescid-i Aksa değil, tüm İslam coğrafyası kundaklanıyor!
Ama ortada ne ortak bir irade var ne de haysiyetli bir duruş var! Bundan 57 yıl önce Mescidi Aksa kundaklandığında bir araya gelen İslam ülkelerinden, şimdi bırakın 57 ülkeyi 7 ülke dahi bir araya gelip ciddi bir irade ortaya koyamıyor.
Burada bir özeleştiri yapmak zorundayız. Bugün İslam ülkeleri İspanya kadar cesur olamıyorsa; kendi kutsallarını korumak için bir kınama metninden öteye geçemiyorsa, durup düşünmemiz gerekir. İslam ülke liderlerinin esas görevi; kürsülerde hamaset yapıp kınamak değildir, Liderlerin görevi; İslam dünyasını ateşe vermek isteyen o kirli elleri kırmaktır!
Evet! Sorumluluğumuz ağır! Ama aynı zamanda sahip olduğumuz imkanlar da o nispette büyüktür. Yeter ki; bu imkan ve potansiyeli etkin bir şekilde kullanabilelim.”
“D-8 harekete geçmeyi bekliyor!”
“O İmkân ve potansiyel nerede diye soranlar olabilir! İşte D-8! Harekete geçmeyi bekliyor! Bakınız; D-8 sadece bir ekonomik organizasyon değildir. D-8 aynı zamanda Asya’dan Afrika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan, stratejik bir güç potansiyelidir. D-8, dünyanın en kritik enerji üretim alanlarının üzerindedir. Küresel ticaretin ana damarları olan; ulaşım ve nakil hatlarını kontrol edebilecek konumdadır. İstanbul Boğazı’ndan Çanakkale’ye, Süveyş Kanalı’ndan Aden Körfezi’ne, Hürmüz Boğazı’ndan Basra Körfezi’ne kadar uzanan Hayati jeostratejik merkezlerin tam kalbinde yer almaktadır. Ama asıl güç buradan da büyüktür! 1 milyarı aşan nüfusu ile, 5 trilyon dolara yaklaşan ekonomik hacmi ile, eşi benzeri az bulunan bir potansiyeli temsil etmektedir. Bu kadar kaynağa ve stratejik güce sahip, daimi sekreterliği İstanbul’da bulunan bu kuruluşu Tozlu raflarda bırakan iktidara soruyorum: Bu kadar olan biten olaylar karşısında;
“Ne zaman harekete geçeceksiniz? Ne zaman harekete geçireceksiniz?”
“Dünya üzerindeki enerji ve gıda krizinin reçetesi D-8’dir”
“İktidar bugün D-8’e neden dört elle sarılmalıdır? Çünkü, Dünya üzerindeki enerji ve gıda krizinin reçetesi D-8’dir. Öncelikle; D-8 ülkeleri kendi arasında enerjide güç birliği oluşturmalıdır!
D-8 coğrafyası enerji damarlarının tam merkezindedir. Petrol ve doğalgazda; ortak fiyatlama ve koordinasyon mekanizması kurulmalıdır, Enerji nakil hatları birlikte korunmalıdır ve enerji arzı üzerinden yapılan küresel manipülasyonlara karşı ortak refleks geliştirilmelidir.
Enerjiye sahip olup da karar verici olmamak kabul edilemez! İkincisi, gıda güvenliği için ortak tarım hamlesi başlatılmalıdır! Bugün savaşlar sadece silahla değil, gıda ile de yapılıyor. D-8 ülkeleri; Tarım üretiminde ortak planlama yapmalıdır, Stratejik ürünlerde birbirini tamamlayan üretim modeli kurmalıdır ve D-8 Gıda Güvenliği Ağı oluşturmalıdır. Hiçbir D-8 ülkesi açlıkla tehdit edilmemelidir! Şu unutulmamalıdır! İster enerji, ister gıda, ister güvenlik…
Küresel kuşatmalara ancak, küresel ve bölgesel ittifaklar oluşturarak karşı konulabilir.
Ama ittifakın adresi asla Amerika olmamalıdır. İşte D-8 bu ittifakın ta kendisidir! D-8’i harekete geçirmek başta olmak üzere, Bölgede Türkiye’nin omuzlarında ağır ve tarihî sorumluluklar vardır. Türkiye sıradan bir ülke değildir! Türkiye; Krizi doğru okuyan, Doğru yerde konumlanan doğru işi yapan bir öncü olmak zorundadır.”


