Haydarpaşa ve çevresinde arkeolojik çalışmaların yüzde 90'ı tamamlandı Haydarpaşa ve çevresinde arkeolojik çalışmaların yüzde 90'ı tamamlandı

Sheridan, imza attığı filmleri, dünya sinemasının geçmişi ile bugününü, yapmak istediği ve üzerinde çalıştığı projeleri anlattı.

Çektiği filmler arasında "In the Name of the Father"ın önemli bir yeri olduğuna dikkati çeken Sheridan, "O filmde en sevdiğim sahne, Daniel'in babası geldiğinde hücreye girip babasına saldırması ve babasının 'Bana gerçek baba gibi vur.' demesidir. Orada anlıyorsunuz babasının hiç dayak yemediğini... Duygusal ve gerçekçi bir sahneydi. Her zaman iyi bir durum bekleyemezsiniz." dedi.

Sheridan, şu anda birkaç proje üzerinde çalıştığını belirterek, şu bilgileri verdi:

"İrlanda'da gerçekleşen bir cinayet hakkındaki jüri duruşmasına dair bir yapım üzerinde çalışıyorum. Hikayede jüri üyesi, Fransa'da bir kişiyi suçlu buluyor. Karakter bir İngiliz ama İrlanda'da yaşıyor. Sokakta yürürken kalp krizinden ölmüş. Fransa'da suçlu bulunmuş ama iade edilmemiş. Hikayeyi olduğu gibi anlatıyorum. Davasında bulunan bir jürinin üzerinden işliyoruz."

Usta Yonetmen Jim Sheridan E1668577948929

"Yapay zekanın insan etkileşimini ortadan kaldıracağını düşünmüyorum"

Kendine özgü bir film tarzı olduğuna işaret eden usta yönetmen, beğendiği yönetmenler arasında Darren Aronofsky, Christopher Nolan ve Andrea Arnold gibi isimlerin olduğunu söyledi.

Jim Sheridan, daha önce İstanbul'da birkaç kez geldiğini dile getirerek, "Kovid salgınından yeni çıkmıştık. Çok büyüleyiciydi. İstanbul, kültürlerarası birçok şeyin olduğu harika bir şehir. Sinema dünyasından çok kişiyle görüşemedim ama insanlar çok ilgimi çekti. Boğaz tarafına gittim, harikaydı. Diğer birçok şehir gibi modern, yıpranmış ve mamur yerleri olan bir şehir." ifadelerini kullandı.

Sinemanın dijitalleştiğini ve tamamen yüzeysel hale geldiğini vurgulayan usta yönetmen, "Artık her şeyi değiştirebiliyorsun. Sanırım ileride yapay zeka ile insanlar kendi odalarında uzun metrajlı film yapabilecek. İmkanı olmayan insanlar çok büyüleyici işler yapacak. Yani iki açıdan fantastik olacak hem görünüm hem de bir ev ortamında yapılmış olması açısından. İnsanlar şu an özel odasında bir albüm yapabiliyorsa bence film de yapabilir. Yapay zekanın insan etkileşimini ortadan kaldıracağını düşünmüyorum fakat nereye evrileceğini de bilemiyoruz." diye konuştu.

Yönetmen Sheridan, savaşlarla çatışmaların sinemada anlatılmasının önemine değinerek, sinemacıların büyük olaylardaki hikayeleri kendi hikayesine dönüştürüp yeni bir hikaye anlatım tarzı üretmesi gerektiğini ifade etti.

Belgesel ile kurgu filmlerin farkına da değinen Sheridan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir belgesel çekerken gerçeklere, zihninize ve düşünce netliğine daha çok bağlısınız. İzleyicilere reddedecekleri çok sayıda bilgi sunuyorsunuz. Dolayısıyla bunu yaparken dikkatli olmanız gerekiyor. Film yaparken bir duyguya değiniyorsunuz ve izleyiciyi bu yöne çekebiliyorsunuz. Belgeselde ilgi duymadığınız bir konu oluyor, sempatik gelmiyor ve sırf filminizde oynamasını istediğiniz için bir insanı değiştiremiyorsunuz. Belgesel filmler çok farklı bir dünya, çok daha az işlenebilen bir dünya. Çünkü biraz dedektiflik gibi. O karakter için ritmin ve motivasyonun ne olduğunu anlamaya çalışmalısınız. Bunu neden yaptıklarını, cesedi neden terk ettiklerini, kadının neden boğulduğunu... Katilin, kurbanın ve diğer herkesin ayak izlerinin peşinde yürümeniz lazım. Bütün bunlar çok ilgi çekici oluyor."

Jim Sheridan kimdir?

Jim Sheridan, 1989'da "My Left Foot" (Sol Ayağım) isimli ilk uzun metrajlı filmiyle 2 dalda Oscar alırken, geniş bir seyirci kitlesine de ulaştı. Ülkesinde yaşanan sorunlara dram ve eğlence öğelerini de ekleyerek, sinemada unutulmaz izler bırakan yönetmen, "Altın Ayı" ödülüne layık görülen "In The Name of The Father" filmiyle de kariyerindeki başarıyı perçinledi.

Usta sinemacı, "The Boxer" ile film endüstrisi için büyük öneme sahip Altın Küre Ödülleri'ne 3 dalda aday gösterilirken, pek çok festivalden de ödülle döndü.

Ağabeyi Frankie Sheridan'a adadığı "In America" filmiyle de 3 dalda Oscar Ödülü'ne aday olan ve aynı filmle toplam 16 ödül kazanan Sheridan'ın filmografisinde ayrıca "The Field", 2005 yılında rap şarkıcısı 50 Cent'in hayatının anlatıldığı ve başrolde 50 Cent'in oynadığı "Get Rich or Die Tryin'" filmleri de yer alıyor.