Yoksulluk ve hayat pahalılığı çocukları işçiliğe itiyor
Raporda, TÜİK'in 2019 verilerine göre 5-17 yaş grubunda yaklaşık 720 bin çocuğun çalıştığı, daha güncel verilerde ise 15-17 yaş grubundaki çocukların yaklaşık dörtte birinin işgücüne katıldığının görüldüğü belirtildi. Kayıt dışı sektörlerde ve sokakta çalışan çocuklar ile göçmen/mülteci çocuklar da eklendiğinde gerçek sayının çok daha yüksek olduğu değerlendirildi. Ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, artan enflasyon ve gelir eşitsizliğinin çocukları çalışma hayatına yönelten en önemli faktörler olduğu ifade edildi.
Çocuk işçi ölümlerinde yüzde 32 artış
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine dayandırılan rapora göre, 1 Eylül 2025'ten 31 Ağustos 2026'ya kadar olan bir yıllık dönemde 95 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Önceki yılın aynı döneminde bu sayının 72 olduğu hatırlatılarak, çocuk işçi ölümlerinde yüzde 32 oranında artış yaşandığına ve en fazla ölümün tarım sektöründe gerçekleştiğine dikkat çekildi. Ayrıca ağır çalışma koşullarının çocukların sadece fiziksel sağlıklarını değil; depresyon, kaygı bozuklukları ve umutsuzluk gibi ruhsal sorunlarla psikolojik gelişimlerini de derinden yaraladığı aktarıldı.
MESEM uygulamaları tartışmaların merkezinde
Raporda, son yıllarda Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamındaki uygulamaların çocuk işçiliği tartışmalarının odağına yerleştiği vurgulandı. Resmi olarak mesleki eğitim amacı taşıyan bu programlarda çocukların haftanın büyük bölümünü işyerlerinde geçirdiği, uzun çalışma sürelerine maruz kaldığı ve yeterli iş güvenliği önlemlerinden yoksun bırakıldığı belirtilerek, mesleki eğitimin çocukların üstün yararı merkeze alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtildi.
Av. Sinan Tekin: “Hiçbir ekonomik gerekçe çocuğun hayatından değerli değildir”
Raporun sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanı Av. Sinan Tekin, bir çocuğun ailesinin geçimine katkı sağlamak için ağır ve tehlikeli şartlarda çalışmak zorunda kalmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Çocuğun, ailesinin geçimine katkı sağlamak zorunda olan bir iş gücü değil; korunması gereken bir emanet olduğunun altını çizen Tekin, şunları kaydetti: “Önce Ahlâk ve Maneviyat anlayışı, insanı ekonomik çıkarların önünde tutmayı gerektirir. Sosyal devletin görevi, yoksul ailelerin çocuklarını çalışmaya göndermek zorunda kalmasını seyretmek değil; o aileyi ayağa kaldırmaktır. Biz çocuklarımızın okullarda, kütüphanelerde, parklarda ve güvenli ortamlarda büyüdüğü bir Türkiye istiyoruz. Hiçbir ekonomik gerekçe, bir çocuğun eğitiminden, sağlığından ve hayatından daha değerli değildir.”


