Hayatı

Yunanca-Arapça tercüme hareketinin IV/X. asırdaki son evresine mensup olan mütercim ve şârih Mettâ b. Yûnus Bağdat yakınlarındaki Deyrkunnâ’da, Hırisyan, Nestûrî bir ailede doğdu. Doğum tarihiyle ilgili kesin bir bilgi mevcut değildir. Daha sonra Bağdat’a geçen Mettâ, 940 yılında burada vefat etti. 

Öğretisi

Mettâ’nın Bağdat’taki hocaları arasında, İskenderiye okulundan etkilenmiş filozof, teolog ve mantıkçılar bulunmaktaydı. Ebû Yahyâ el-Mervezî, Ebû İshak el-Kuveyrî’nin yanısıra Müslüman bir kelâmcı olan İbn Kernîb onun hocaları arasında sayılabilir. Mettâ b. Yûnus hem yaptığı tercümeler hem de Aristoteles metinlerine yazdığı şerhlerle IV/X. asır Yunanca-Arapça tercüme faaliyetlerinin merkezindeki isimlerden biri haline geldi. Mettâ ile birlikte Yahyâ b. Adî’nin çevresindeki mütercimler arasında, Ebû Alî İbnü’s-Semh, Ebû Ali İbn Zur‘a ve İbn Suvâr gibi isimler yer alır. Mettâ, Aristoteles’in İkinci Analitikler, Poetika, es-Semâ’ ve’l-âlem, Oluş ve Bozuluş Üzerine kitaplarının yanısıra, Aphrodisiaslı İskender’in şerhiyle birlikte Metafizik’in Lambda kitabını çevirmiştir. Ayrıca İskender’in Oluş ve Bozuluş Üzerine yazdığı şerhi, es-Semâ’ ve’l-âlem şerhinin bir kısmını ve daha önce Kindî çevresi tarafından çevrilen Fi’l-inâye’sini Arapçaya aktarmıştır. Onun Themistius’tan çevirdiği metinler arasında Fizik ve es-Semâ’ ve’l-âlem şerhi, ayrıca Metafizik’in Lambda kitabına ait bir açıklama yer alır. Bu çevirilerin büyük bir kısmı VIII. ve IX. asırda, yine İslâm dünyasında gerçekleşen Süryanice tercümelerden Yunancaya aktarılmıştır.

Mettâ ve çevresindekilerin yürüttüğü tercüme etkinliklerini, önceki evrelerden ayıran şeylerden biri, mütercimlerin nitelikleriyle ilgilidir. Bu dönemdeki mütercimler sadece Yunanca bilgileri ve Antik Yunan kültürüne aşinalıkları bakımından değil, Yunan felsefesiyle ilişkileri açısından da önceki mütercimlerden ayrılırlar. Mettâ ve Yahyâ gibi isimler, bir mütercim olmanın ötesinde aynı zamanda felsefî tercihleri bulunan felsefeciler olarak değerlendirilmelidir. Bu isimlerden birçoğunun müstakil felsefî çalışmalarının bulunuyor oluşu da bunun bir göstergesidir. Bu çevreye ait filozof-mütercimlerin özellikle doğa felsefesiyle ilgili yorumları, Aristoteles’in Fizik kitabının tercümesi içerisinde günümüze kadar ulaşmıştır. İbn Sînâ’nın “batılılar” (mağribiyyûn) olarak nitelediği, Bağdat’ta yerleşik bu mütercim-filozoflar grubu, Aristoteles felsefesiyle ilgili özel bir yorum geleneğinin devamcısı olarak görünürler. Bu gelenek Yeni-Eflatuncu İskenderiye okulundan ziyade, söz konusu mütercimler grubu için mevcut İskenderci ve Themistiuscu yorum tarzını yansıtır.

Ebû Bişr Mettâ, mütercimliğinin yanısıra mantıkçılığıyla da ön plana çıkar. Bu yönüyle en çok etkilediği isimler Fârâbî ve Yahyâ b. Adî’dir. Onun mantıkla ilgili yorumları, Fârâbî ve Yahyâ b. Adî üzerinden Bağdatlı mütercim-şârihlere aktarılmıştır.

Mettâ’nın, mantığı doğru ve geçerli düşünmenin evrensel kuralları olarak değerlendiren yaklaşımı, yaşadığı çağda çeşitli meydan okumalarla karşılaşmıştır. Bunlardan en önemlisi, dönemin büyük dilcisi Ebû Saîd es-Sîrâfî’den gelir. Ebû Hayyân et-Tevhîdî’nin el-İmtâ‘da aktardığı tartışmaya göre Sîrâfî, Mettâ’nın tutumuna itiraz ederek mantığı Yunan dilinin grameri olarak değerlendirir ve Arapça konuşanlar için Arap dilinin gramerinin mantığın yerini tutacağını söyler. Buna mukabil kendi tutumunu sürdüren Mettâ, tartışmada Sîrâfî’nin yaklaşımı karşısında zayıf kalsa da, daha sonra Fârâbî ve Yahyâ b. Adî’nin aynı konuyla ilgili yazdıkları Mettâ’nın tutumunun baskın çıkması sonucunu doğurur. Bu tutumun özlü formülasyonuna göre “gramer dilin mantığı iken, mantık düşüncenin grameridir” ve evrensel bir karakter taşır.

Öne Çıkan Eserleri

  • Kitâbu’l-Burhân: nşr. Abdurrahman Bedevî, Mantıku Aristû, Kuveyt 1980.
  • Kitâbu’ş-Şi‘r: nşr. Şukrî Muhammed Ayyâd, Kahire 1967.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu