Boşanma davalarında tarafların üzerinde en fazla anlaşmazlık yaşadığı konuların başında çocukların velayeti ve nafaka geliyor. 2025 yılında boşanma kararları sonucunda 191 bin 371 çocuk velayet düzenlemesine konu olurken, nafaka konusunda 2026 yılında Anayasa Mahkemesine taşınan “süresiz nafaka” tartışması da kamuoyunun gündeminde. Ancak sosyal medyada yayılan bazı bilgilerin aksine nafaka sistemi tamamen kaldırılmış değil. Velayette ise hâkimlerin temel ölçütü anne veya babanın talebinden önce çocuğun üstün yararı olmaya devam ediyor.
Boşanma kararı almak eşler arasındaki evlilik birliğini sona erdirebilir; ancak çocuk bulunan ailelerde hukuki ilişki bununla bitmiyor.
Çocuğun kimle yaşayacağı, diğer ebeveynle hangi günlerde görüşeceği, eğitim ve sağlık giderlerinin nasıl karşılanacağı ve ekonomik yükün anne ile baba arasında nasıl paylaşılacağı boşanma sonrasında da yıllarca devam edebilecek konular arasında bulunuyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun son rakamları da meselenin boyutunu gösteriyor.
2025 yılında Türkiye genelinde 193 bin 793 çift boşandı. Aynı yıl kesinleşen boşanma kararları sonucunda 191 bin 371 çocuk velayete verildi.
Velayete verilen çocukların yüzde 74,6’sının velayeti anneye, yüzde 25,4’ünün velayeti ise babaya bırakıldı.
Ancak bu oranlar, hukukta “çocuğun velayeti otomatik olarak anneye verilir” şeklinde bir kural bulunduğu anlamına gelmiyor.
Velayette Belirleyici Olan Anne veya Baba Değil, Çocuğun Yararı
Velayet davaları hakkında toplumda en yaygın kabullerden biri küçük çocukların mutlaka anneye verileceği yönünde.
Oysa Türk Medeni Kanunu açısından değerlendirme bu kadar otomatik yapılmıyor.
Boşanma veya ayrılık halinde mahkeme, anne ve babanın durumunu değerlendirerek çocukla ilgili düzenlemeyi gerçekleştiriyor. Çocuğun sağlık, eğitim, gelişim, güvenlik ve genel yaşam koşulları bu değerlendirmenin önemli parçalarını oluşturuyor.
Başka bir ifadeyle mahkemenin cevap aradığı temel soru, “Anne mi daha haklı, baba mı?” değil; “Çocuğun üstün yararı hangi düzenlemeyi gerektiriyor?” oluyor.
Ebeveynlerin ekonomik imkanları bu değerlendirmede dikkate alınabilse de tek başına belirleyici değil.
Geliri daha yüksek olan ebeveynin velayeti otomatik olarak elde edeceği şeklinde bir kural bulunmuyor. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, ebeveynlerle ilişkisi, bakım imkanları, eğitiminin devamlılığı ve somut olayın diğer özellikleri birlikte değerlendirilebiliyor.
Çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi uygun olduğunda görüşlerinin alınması da yargılama açısından önem kazanabiliyor.
2025 Verileri Ne Söylüyor?
TÜİK'in 2025 verilerine göre velayetin anneye verilme oranı yüzde 74,6 seviyesinde gerçekleşti.
Bu oran önceki yıllarla karşılaştırıldığında büyük bir değişim göstermiyor.
2024 yılında çocukların yüzde 74,5’inin velayeti anneye, yüzde 25,5’inin velayeti babaya verilmişti. 2025 yılında oranlar sırasıyla yüzde 74,6 ve yüzde 25,4 oldu.
Dolayısıyla uygulamada annelerin velayeti aldığı dosyaların sayısı belirgin biçimde daha fazla olsa da her dosya kendi koşulları içerisinde karara bağlanıyor.
Özellikle ebeveynlerden birinin çocuğun bakımını ihmal etmesi, yaşam koşullarının önemli ölçüde değişmesi veya çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişimini etkileyebilecek yeni durumların ortaya çıkması halinde daha önce verilen velayet kararları da yeniden gündeme gelebiliyor.
Çünkü velayet kararı her durumda değişmez bir karar niteliği taşımıyor.
Velayet Sonradan Değiştirilebilir mi?
Boşanma sırasında velayetin bir ebeveyne verilmiş olması, bu düzenlemenin çocuk ergin oluncaya kadar hiçbir koşulda değiştirilemeyeceği anlamına gelmiyor.
Şartlarda önemli değişiklik meydana gelirse velayetin değiştirilmesi için dava açılması mümkün olabiliyor.
Örneğin velayet hakkını kullanan ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarını ciddi şekilde ihmal etmesi, çocuğun güvenliğini tehlikeye sokan koşulların oluşması veya mevcut düzenin çocuğun gelişimi açısından sürdürülemez hale gelmesi mahkeme değerlendirmesine konu olabiliyor.
Türk Medeni Kanunu'nda kişisel ilişki düzenlemesinin uygulanmaması açısından da önemli bir hüküm bulunuyor.
Mahkeme, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin kararın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak şartıyla velayetin değiştirilebileceği konusunda ihtarda bulunabiliyor.
Bu düzenleme, boşanma sonrasında çocuğun diğer ebeveynle görüşmesinin keyfî şekilde engellenemeyeceğini de gösteriyor.
Çocukla Görüşme Hakkı Velayetten Ayrı Bir Konu
Velayeti alamayan ebeveynin çocuk üzerindeki bütün haklarının ortadan kalktığı düşüncesi de sık karşılaşılan yanlışlardan biri.
Boşanma kararında velayet bir ebeveyne bırakılırken diğer ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkin gün ve zamanlar da belirlenebiliyor.
Hafta sonları, yarıyıl tatili, yaz tatili veya özel günlere ilişkin düzenlemeler dosyanın özelliklerine göre yapılabiliyor.
Burada da temel kriter çocuğun yararı.
Çocuğun yaşı, okul düzeni, ebeveynlerin yaşadığı şehirler arasındaki mesafe ve tarafların yaşam koşulları kişisel ilişkinin kapsamını etkileyebiliyor.
Dolayısıyla kişisel ilişki düzenlemesi, ebeveynler arasında “ödül veya ceza” mekanizması olarak değerlendirilmemeli.
Hukuken merkeze alınan kişi çocuk.
Velayet ile İştirak Nafakası Birbirine Bağlı
Çocuğun velayetinin bir ebeveyne verilmesiyle birlikte ekonomik sorumluluk yalnızca velayet sahibi ebeveyne yüklenmiyor.
Türk Medeni Kanunu'nun 182. maddesine göre velayeti kendisine verilmeyen eş de çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmak zorunda.
Uygulamada bu ödeme iştirak nafakası olarak biliniyor.
İştirak nafakası ile eş için hükmedilebilen yoksulluk nafakasının birbirinden ayrılması gerekiyor.
İştirak nafakasının amacı eski eşin ekonomik durumunu korumak değil, çocuğun bakım, eğitim ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasına velayeti almayan ebeveynin de katılmasını sağlamak.
Bu nedenle anne ile baba arasındaki kusur tartışması çocuğun ekonomik ihtiyaçlarının önüne geçmiyor.
“Nafaka” Aslında Tek Bir Ödeme Türü Değil
Kamuoyunda nafakadan tek bir kurum gibi bahsedilmesi önemli bir kavram karmaşasına yol açıyor.
Oysa aile hukukunda farklı amaçlarla gündeme gelebilen nafaka türleri bulunuyor.
Boşanma davası devam ederken eş veya çocukların geçiminin sağlanması amacıyla tedbir nafakası gündeme gelebiliyor.
Boşanmadan sonra çocuk açısından iştirak nafakası söz konusu olurken, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş açısından kanundaki şartların bulunması halinde yoksulluk nafakası talep edilebiliyor.
Ayrıca aile hukuku içerisinde yardım nafakası adı verilen ayrı bir kurum da bulunuyor.
Bu ayrım özellikle son dönemdeki “nafaka kaldırıldı” tartışmalarını anlamak açısından önemli.
Çünkü yoksulluk nafakasına ilişkin bir değişiklik, iştirak nafakasının da otomatik olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.
2026’nın En Çok Tartışılan Konusu: Süresiz Nafaka
Nafaka hukukunda 2026 yılının en çok konuşulan gelişmelerinden biri Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin yeniden Anayasa Mahkemesinin önüne gelmesi oldu.
Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapılan başvuru, Anayasa Mahkemesinde E.2025/156 esas numarasıyla kayda alındı.
Anayasa Mahkemesi 10 Temmuz 2025 tarihinde başvurunun esasının incelenmesine karar verdi. Dosya daha sonra 4 Haziran 2026 tarihli Genel Kurul gündemine de girdi.
Bu süreç sonrasında kamuoyunda ve bazı internet yayınlarında “süresiz nafaka kaldırıldı” şeklinde haberler yayıldı.
Ancak güncel hukuki durum bakımından önemli bir ayrım bulunuyor.
Yürürlükteki Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi hâlen boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan tarafın, diğer tarafın mali gücü oranında nafaka talep edebilmesine ilişkin mevcut düzenlemeyi içeriyor.
Dolayısıyla devam eden nafaka ödemelerinin yalnızca internette görülen “nafaka kalktı” haberlerine dayanılarak durdurulması hukuken güvenli bir yaklaşım değil.
Yargısal kararın, yürürlük tarihinin ve olası kanuni değişikliklerin resmi kaynaklar üzerinden ayrıca takip edilmesi gerekiyor.
“Süresiz” Kelimesi Her Durumda Ömür Boyu Ödeme Anlamına Gelmiyor
Yoksulluk nafakası konusunda dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da “süresiz” kelimesinin hiçbir koşulda sona ermeyen ödeme şeklinde yorumlanmaması.
Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesi mevcut sistemde nafakanın sona ermesi, kaldırılması, artırılması veya azaltılması konusunda çeşitli hükümler içeriyor.
Örneğin irat biçiminde ödenen yoksulluk nafakası, nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden sona erebiliyor.
Nafaka alacaklısının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması veya yoksulluk durumunun ortadan kalkması gibi şartların oluşması halinde ise mahkeme kararıyla kaldırılması gündeme gelebiliyor.
Aynı şekilde tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi halinde nafaka miktarının artırılması ya da azaltılması istenebiliyor.
Bu nedenle yıllar önce belirlenmiş bir nafaka miktarının bütün ekonomik değişimlerden bağımsız biçimde aynı kalacağı şeklinde bir kural da bulunmuyor.
Nafaka Miktarı Nasıl Belirleniyor?
Nafaka konusunda en sık sorulan sorulardan biri de “Maaşın yüzde kaçı nafaka olarak verilir?” oluyor.
Türk hukukunda bütün dosyalara uygulanacak sabit bir yüzde bulunmuyor.
Mahkeme tarafından değerlendirme yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile nafakanın türüne göre eşin veya çocuğun ihtiyaçları dikkate alınabiliyor.
İştirak nafakasında çocuğun yaşı, eğitim giderleri, sağlık ihtiyaçları ve günlük yaşam masrafları gibi unsurlar önem taşıyabiliyor.
Yoksulluk nafakasında ise talepte bulunan kişinin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşüp düşmeyeceği, kusur durumu ve diğer tarafın mali gücü değerlendiriliyor.
Dolayısıyla internette görülen “maaşın dörtte biri kesin nafakadır” veya “her çocuk için şu kadar ödenir” şeklindeki genellemeler her dosyanın sonucunu göstermiyor.
Ekonomik Koşullar Nafaka Artırım Davalarını da Gündeme Getiriyor
Enflasyon ve yaşam maliyetlerindeki değişim özellikle uzun yıllar önce belirlenen nafaka miktarlarında yeni uyuşmazlıklar doğurabiliyor.
Bir çocuk küçük yaşta iken belirlenen iştirak nafakası, yıllar içerisinde eğitim ve diğer ihtiyaçların değişmesi nedeniyle yetersiz hale gelebiliyor.
Benzer şekilde nafaka borçlusunun ekonomik koşullarında önemli değişiklikler yaşanması da uyuşmazlığın yeniden mahkeme önüne taşınmasına yol açabiliyor.
Kanun, tarafların mali durumlarındaki değişiklik veya hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda nafakanın artırılması veya azaltılması için hukuki imkan tanıyor.
Mahkeme ayrıca talep halinde gelecek yıllarda yapılacak artışa ilişkin bir düzenlemeyi kararında belirleyebiliyor.
Bu nedenle nafaka kararının verildiği tarihteki koşullar ile yıllar sonraki koşulların aynı olacağı varsayılmıyor.
Boşanmada Velayet ve Nafaka Birlikte Planlanmalı
Velayet ve nafaka birbirinden bağımsız hukuki başlıklar olmakla birlikte çocuk bulunan boşanmalarda birbirleriyle doğrudan bağlantılı.
Çocuğun hangi ebeveynle yaşayacağı belirlendiğinde bakım ve eğitim giderlerinin nasıl karşılanacağı da gündeme geliyor. Bunun yanında diğer ebeveynle kurulacak kişisel ilişkinin günleri, tatil dönemleri ve çocuğun günlük yaşam düzeninin korunması gibi ayrıntılar ilerleyen yıllarda yeni uyuşmazlıkların çıkmasını önleyebiliyor.
Anlaşmalı boşanmalarda tarafların hazırladığı protokolün bu nedenle yalnızca “boşanmayı kabul ediyoruz” şeklinde birkaç maddeden oluşması yeterli bir yaklaşım olmayabiliyor.
Velayet, kişisel ilişki, iştirak nafakası ve varsa eşe yönelik nafaka konularının açık şekilde ele alınması gerekiyor.
Çekişmeli davalarda ise deliller, tarafların ekonomik durumları ve özellikle çocukla ilgili koşullar daha ayrıntılı biçimde değerlendirilebiliyor.
Bu süreçlerde hukuki desteğe ihtiyaç duyan kişilerin bir İzmir avukat bürosu ile görüşürken yalnızca boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini değil; velayet, kişisel ilişki ve nafakanın uzun vadeli sonuçlarını da birlikte değerlendirmesi önem taşıyor.
Çünkü boşanma kararının kesinleşmesi çoğu zaman eşler arasındaki ilişkinin hukuki olarak sona erdiği tarih olsa da çocuklara ilişkin sorumluluklar devam ediyor.
Sosyal Medyadaki Hukuk Bilgilerine Dikkat
Aile hukukunda son yıllarda en büyük sorunlardan biri de henüz yürürlüğe girmemiş düzenlemelerin yürürlüğe girmiş gibi paylaşılması.
“Artık nafaka yok”, “çocuk kesin anneye verilir”, “çalışan eş hiçbir şekilde nafaka alamaz” veya “velayeti alan taraf çocuğu istediği yere götürebilir” gibi kesin ifadeler somut dosyanın şartlarını göz ardı ediyor.
Özellikle 2026 yılında yoksulluk nafakası konusunda yaşanan Anayasa Mahkemesi süreci bu sorunu daha görünür hale getirdi.
Bir kanunun Anayasa Mahkemesinde tartışılması, değişiklik teklifinin hazırlanması veya kamuoyunda yeni bir modelin konuşulması ile yürürlükteki hukukun değişmesi aynı şey değil.
Bu nedenle boşanma sürecindeki tarafların kararlarını güncel kanun metnine, resmi yargı kararlarına ve kendi dosyalarının özelliklerine göre vermesi gerekiyor.
İstatistiklerin Arkasında 191 Bin Çocuğun Hayatı Var
Velayet ve nafaka tartışmalarının rakamlardan ibaret olmadığı da unutulmamalı.
TÜİK'in 2025 yılı için açıkladığı 191 bin 371 velayet düzenlemesi, aslında boşanmanın ardından günlük yaşamı yeniden şekillenen yüz binlerce çocuğu ifade ediyor.
Mahkemelerde velayet kararı verilirken çocuğun kimin yanında yaşayacağı belirleniyor; fakat sağlıklı bir boşanma sonrası düzen yalnızca mahkeme kararına bağlı değil.
Anne ve babanın çocuğu taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir aracı haline getirmemesi, kişisel ilişki kararlarına uyması ve ekonomik sorumluluklarını yerine getirmesi de en az hukuki düzenlemeler kadar önem taşıyor.
2026 itibarıyla aile hukukundaki tartışmalar özellikle nafakanın geleceği üzerinde yoğunlaşsa da mevcut sistemin temel yaklaşımı değişmiş değil: Velayette çocuğun üstün yararı, iştirak nafakasında çocuğun ihtiyaçlarına ebeveynlerin güçleri oranında katılması ve yoksulluk nafakasında ise kanundaki şartların somut dosya üzerinden değerlendirilmesi esas alınıyor.
Aile hukukunun önümüzdeki dönemde yeni düzenlemelerle değişip değişmeyeceğini ise söylentiler veya sosyal medya paylaşımları değil, Resmî Gazete'de yayımlanan mevzuat ve yargı kararları belirleyecek.





