Mahmut Arıkan'dan von der Leyen'e tepki: "Türkiye Cumhuriyeti, Avrupalı diplomatların ayar vereceği bir ülke değildir"
Mahmut Arıkan'dan von der Leyen'e tepki: "Türkiye Cumhuriyeti, Avrupalı diplomatların ayar vereceği bir ülke değildir"
İçeriği Görüntüle

Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen geleneksel Çarşamba Konferansları’nın bu haftaki konuğu ESAM Genel Başkanı Dr. İbrahim Ertan Yülek oldu. “Dünyada ve Türkiye’de Özelleştirmenin Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı konferansta konuşan Yülek, Türkiye’de 24 Ocak 1980 kararlarıyla hız kazanan özelleştirme sürecini geçmişteki uygulamalar ve güncel satış girişimleri üzerinden değerlendirdi. Kamu kuruluşlarının üretim ve hizmet odaklı işletilmesi gerektiğini belirten Yülek, köprü ve otoyolların özelleştirilmesine karşı alternatif bir model önerdi.

“Özelleştirme furyasından Türkiye de nasibini aldı”

Özelleştirmenin devletin sahip olduğu kuruluşların özel sektöre satılması anlamına geldiğini belirten Yülek, dünyada İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde uygulanan politikaların Türkiye’ye de yansıdığını kaydetti. İngiltere’de 1979’da başlayan özelleştirme sürecine değinen Yülek, “Türkiye de 24 Ocak 1980’de Turgut Özal tarafından alınan 24 Ocak kararlarıyla özelleşme ve liberalleşme adımını attı” dedi. Geçmişte kamu iktisadi teşebbüslerinin dönüştürülmesi ve halka açılması için yürütülen çalışmalarda yer aldığını aktaran Yülek, Karabük Demir Çelik ve İskenderun Demir Çelik fabrikalarını örnek gösterdi. Dünya Bankası ile yapılan temasların ardından bu çalışmalara destek verildiğini belirten Yülek, başlangıçta izlenen yaklaşımın zamanla değiştiğini ifade ederek, “2000 yılına geldiğimizde ise alınan ani bir kararla Sümerbank’ın tamamını özelleştirmeye karar verdiler” diye konuştu.

“Şeker fabrikaları kâra geçmeye başladı”

Şeker fabrikalarında görev yaptığı dönemde üretimin devam etmesi için çeşitli adımlar attıklarını anlatan Yülek, fabrikaların o dönemde zararla çalıştığını ve üretimi sürdürebilmek için yüksek faizli kaynaklara ihtiyaç duyduğunu söyledi. Alınan kararlarla fabrikaların yeniden üretime geçtiğini ve bir yıl sonra kâr elde etmeye başladığını belirten Yülek, pancar üreticilerine faizsiz kredi verilmesi yönünde de karar aldığını dile getirdi.

Kamu işletmelerinin satış yerine üretim ve verimlilik odaklı politikalarla yönetilebileceğini kaydeden Yülek, 440 sayılı kanunun yürürlükte kalması durumunda KİT’lerin kâr elde edebilecek işletmelere dönüşebileceğini ifade etti. Kamu kuruluşlarının işlevine dikkat çeken Yülek, “Bahsettiğimiz bu kuruluşları niye satarız ki? Bunların işletilmesi üreticiye, tüketiciye, halka hizmettir” sözleriyle özelleştirme politikalarına tepki gösterdi.

"Fabrikaların yerinde otel ve film seti var"

Özelleştirmeler kapsamında el değiştiren kuruluşlardan örnekler veren Yülek, TÜPRAŞ, Türk Telekom, Malatya Tekstil Fabrikası, Beykoz Deri Fabrikası, Manisa Tekstil Fabrikası ve TÜMOSAN’ın satışlarına değindi. Malatya Tekstil Fabrikası’nın 6 milyon dolara satıldığını ve yerine Hilton otelinin yapıldığını belirten Yülek, 1843 yılında kurulan Beykoz Deri Fabrikası’nın satışının ardından arazisinin film seti olarak kullanıldığını söyledi.

Manisa Tekstil Fabrikası’nın 3 milyon dolara, TÜMOSAN’ın ise 27 milyon dolara satıldığını aktaran Yülek, TÜMOSAN’ın bugün faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydetti.

Köprü ve otoyollar için alternatif model

Köprü, otoyol ve limanların özelleştirilmesine yönelik girişimlere karşı alternatif bir model öneren Yülek, Karayolları bünyesindeki bu varlıkları kapsayan anonim bir şirket kurulmasını teklif etti. Şirketin yarısının devlete, diğer yarısının ise halka ait olabileceğini belirten Yülek, kamuya ait altyapı varlıklarının satış yerine halkın ortaklığıyla işletilebileceğini dile getirdi.

Özelleştirmelerin Hazine’ye de zarar verdiğini ifade eden Yülek, kamu varlıklarının elden çıkarılmasına tepki göstererek, “Bunları yapanlara hakkımı helal etmiyorum. Halkın mülkü halka gitmelidir” dedi.

"Sermayemize sahip çıkalım”

Özelleştirmelerin ülkenin sermaye birikimi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Yülek, kamuya ait varlıkların satışının devletin ve halkın sermayesini azalttığını söyledi. Türkiye’nin kendi kaynaklarına sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Yülek, “Dünyada sermaye çok ancak sermaye belirli bir grubun elinde. Bu grup ise Yahudi’nin tekelci sermayesidir” ifadelerini kullandı.