Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, “Bilal Erdoğan haberlerindeki artış yüzde 400” başlıklı yazısında, iktidar yanlısı medyada Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlik ve yaptığı konuşmalara ilişkin haberlerin dikkat çekici biçimde arttığını yazdı.
Bildirici’nin aktardığına göre, 2025 yılının ilk 40 gününde Bilal Erdoğan hakkında yalnızca üç etkinlik haberi yayımlanırken, 2026 yılının 1 Ocak–9 Şubat tarihleri arasında bu sayı 16’ya yükseldi. Bildirici, bu artışın yalnızca niceliksel değil, içerik bakımından da farklılaştığını vurguladı.
Yazıda, iktidar medyasının Bilal Erdoğan’dan söz ederken “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu” ifadesini kullanmadığına dikkat çekildi. Bunun yerine İlim Yayma Vakfı, TÜGVA, Dünya Etnospor Birliği ve YETEV gibi kurumlardaki görevlerinin öne çıkarıldığı belirtildi. Bu yayın anlayışıyla Bilal Erdoğan’ın kültürel ve sosyal alanlarda etkin bir figür olarak sunulduğu ifade edildi.
Bildirici, Bilal Erdoğan’ın artık daha tartışmalı ve dikkat çekici açıklamalar yaptığını da hatırlattı. “Yerli ve milli yeni bir aydın sınıfına ihtiyaç var”, “Dindar insan iyidir algısını güçlendirmeliyiz” ve “İstanbul’da zor geçiniliyorsa New York’ta da zor geçiniliyor” gibi sözlerin medyada geniş yer bulduğunu aktardı.
Öte yandan Bildirici, Bilal Erdoğan’ın tüm gazetecilere açık basın toplantıları düzenlemediğine ve eleştirel sorulardan kaçındığına işaret etti. Bu durumun, yayımlanan haberlerin kamusal denetim işlevinden uzaklaştığı ve bir tanıtım faaliyeti izlenimi yarattığı değerlendirmesinde bulundu.
Yazısında medya etiğine de geniş yer ayıran Bildirici, özellikle Jeffrey Epstein dosyası üzerinden iktidar yanlısı medyada bilgi saklandığını, bazı isimlerin belgelerde geçmesine rağmen haberleştirilmediğini öne sürdü. Gazetecilerin patronlarını koruyan bir tutum sergilemesinin meslek ilkeleriyle bağdaşmadığını vurguladı.
Bildirici, Türkiye medyasının Epstein belgelerini Türkiye boyutuyla ele alması gerektiğini belirterek, kamu yararının patron çıkarlarının önünde tutulması çağrısında bulundu.
Faruk Bildirici'nin yazısının tamamı şu şekilde;
Bilal Erdoğan haberlerindeki artış yüzde 400
Bu yıl 1 Ocak-9 Şubat arasında Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler ve konuşmalarına dair tam 16 haber yayımlandı. Üstelik Bilal Erdoğan artık öyle rutin konuşmalar da yapmıyor; daha çok ilgi çeken, hatta tartışma yaratan görüşler atıyor ortaya.
İktidar yanlısı medyadaki Bilal Erdoğan haberleri hiçbir zaman “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu” diye başlamıyor; ticari faaliyetlerinden de bahsedilmiyor. Onun yerine Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler ve konuşmaları haberleştiriliyor, duruma göre de farklı sıfatlar kullanılıyor:
“İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Yüksek İstişare Kurulu üyesi, Dünya Etnospor Birliği Başkanı, Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV) Mütevelli Heyeti Başkanı.”
Böylece iktidar medyası, Bilal Erdoğan’ı, kültürel ve sosyal etkinliklere katılan, bu alanlardaki gelişmelere değer veren bir siyasi figür olarak aktarmış oluyor okur ve izleyenlere. Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinliklerdeki artışı somutlayabilmek için iktidar medyasını taradım. Geçen yıl ile bu yılın ilk günlerindeki Bilal Erdoğan haberleri arasında sayısal fark çok büyük.
Geçen yıl, Bilal Erdoğan hakkında medyadaki ilk haber 1 Ocak 2025’te Galata Köprüsü üzerindeki Gazze Yürüyüşü’ne katılması nedeniyle yayımlanmış, bir de 6 Ocak 2025’te, Bilal Erdoğan, Arnavutköy Belediyesi ile Dünya Etnospor Birliği’nin düzenlediği “Gençlerle söyleşi: Gelenekten geleceğe” programına katılmış. 8 Şubat 2025’te de İlim Yayma Cemiyeti Kocaeli Şubesi Olağan Genel Kurulu’na katılıp konuşma yapmış. Bilal Erdoğan’ın, geçen yılın ilk 40 gününde katıldığı ve haber olduğu etkinlikler bu kadar.
Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler ve haberler, bu yıl katbekat arttı. Bu yıl 1 Ocak-9 Şubat arasında Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler ve konuşmalarına dair tam 16 haber yayımlandı:
“Galata Köprüsü’nde Gazze yürüyüşü (1 Ocak), Etnospor Kültür Festivali Fotoğraf Sergisi (7 Ocak), İlim Yayma Vakfı’nın “50 yılda 50 kütüphane” projesinin Malatya’da programı (8 Ocak), Üsküdar’daki Palet Türk Müziği İlkokulu ziyareti (11 Ocak), TÜGVA’nın Liselerarası Futbol Turnuvası GençLig 2026'nın tanıtımı (12 Ocak), İlim Yayma Vakfı’nın, Aliya İzzetbegoviç’i anma etkinliği (14 Ocak), YETEV 2. Türk Müziği Çocuk Şarkıları Beste Yarışması ödül töreni (15 Ocak), Rize Ardeşen’de 4-6 yaş Kur’an Kursu’nun açılışı (16 Ocak), Birlik Vakfı'nın 40. kuruluş yıldönümü töreni (18 Ocak), Katar merkezli Atheer ile söyleşi (22 Ocak), Güngören Belediyesi’nin “Tek soru tek cevap” programında gençlerle buluşma (29 Ocak), Umman’da OMNEX 2026 Fuarı’nın açılışı (3 Şubat), Antalya’da düzenlenen “Gençlik Liderliği Eğitim Programı” (4 Şubat), AKP’nin “Kütüphane Sohbetleri” programı (5 Şubat). Özdemir Bayraktar belgeselinin gösterimi (7 Şubat), Ürdün Kralı 2.Abdullah ile akşam yemeği (7 Şubat).”
Üstelik Bilal Erdoğan artık öyle rutin konuşmalar da yapmıyor; daha çok ilgi çeken, hatta tartışma yaratan görüşler atıyor ortaya. “Yerli ve milli olan yeni bir aydın sınıfının yükselmesine çok ciddi ihtiyacımız var”, “Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız”, “İstanbul’da zor geçiniliyorsa, New York’ta da zor geçiniliyor” gibisinden “özgün” fikirler dile getiriyor.
Bilal Erdoğan bu kadar çok konuşuyor, etkinliklere katılıyor, ama bütün gazetecilere açık basın toplantısı düzenleyerek eleştirel soruları yanıtlamaktan kaçınıyor. O zaman da haberler, Bilal Erdoğan’ın görünen ve gösterilen yüzünün topluma tanıtımından öteye gidemiyor; bir kampanya yürütüldüğü algısı yaratıyor.
Patrona kalkan olan gazetecilik
ABD’li milyarder Jeffrey Epstein dosyasındaki, reşit olmayan kız çocuklarını istismar ve fuhuş ağıyla ilgili belgeleri haberleştirirken, Türkiye’den de çocukların kaçırılması ipuçları ve Epstein’in, Merkez Bankası’na danışman bulma görüşmelerine değinilmeyerek bilgi saklandı.
İktidar yanlısı medyanın üzerini örtmeye çalıştığı, sadece o iddialardan ibaret de değildi. Bu belgelerde Fettah Tamince (ve sahibi olduğu Rixos Oteli) ile Mücahit Ören’in de adının geçtiğini aktarmadılar haberlerinde. Onun yerine bu belgelerden bile iktidarı övecek malzeme bulmaya uğraştılar.
Türkiye gazetesinin 1 Şubat’taki haberi de “Türkiye korkusu” başlığını taşıyordu. Tabii ki, belgelerde gazetenin ve TGRT Haber’in sahibi Mücahit Ören’in, Epstein’in suç ortağı Ghislaine Maxwell ile yazışmalarının ortaya çıktığından söz edilmiyordu bu haberde.
O yazışmalara göre, Mücahit Ören, Maxwell’den kendisini biriyle tanıştırması için yardım istiyor; olumlu yanıt alınca bir sonraki mailinde de “Çok teşekkür ederim. Ayrıca daha 'yaramaz' (naughtier) olmak için sizden daha çok şey öğrenmeliyim” diyordu.
Maxwell ile yazışmaları muhalif medya ve sosyal medyada yayımlanınca Mücahit Ören, kısa bir açıklama yaptı. Özetle, “O mailin, İngilizce bilen her kişi ne amaçla yazıldığını anlar” diyordu; “o iğrenç adamla alakası olmadığını” vurguluyordu.
Mücahit Ören’in açıklaması bile Türkiye ve TGRT’de yayımlanmadı. Ancak bu gelişme, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in dikkatini çekmişti. K. Maraş’taki toplantıdaki konuşmasında bu konuya da değinerek, “Yaz boyunca olmayan uçağı bizim yapan, iftira attıran, kul hakkına giren… Şimdi Epstein belgelerine girmiş, paralıyor kendini” dedi.
Tahmin edileceği gibi, Türkiye ve TGRT’nin yanı sıra iktidar medyası da görmezden geldi Özgür Özel’in sözlerini. Sadece Hürriyet gibi bir iki yerde satır aralarında yer verildi.
Fakat belli ki, Mücahit Ören, Özgür Özel’e çok kızmıştı. İki gün sonra manşetten ve köşelerden yanıt verdiler. “Epstein’den farkı ne?” başlığının altında CHP’ye yönelik doğru yanlış birçok olayı birbirine karıştırıp, genelleyerek, damgalayarak bir intikam metni kaleme almışlardı. Onunla da kalmamış, gazetenin Genel Yayın Koordinatörü Yücel Koç, “Epstein pisliğinin Türkiye ayağı mısınız?” diye soruyordu CHP’ye.
Ayrıca Cem Küçük, “Özgür Özel’den çıt yok”, Akif Bülbül de “Özel önce kendini özgürleştirmeli” diye yazdı. Gazete, tümüyle “Patronumuza nasıl söz söylersin?” havasındaydı.
Gazeteciler, patronlarına kalkan oluyor; onu memnun etmek için intikam harekâtına girişiyorlarsa orada gazetecilik meslek etiğinden söz etmek abesle iştigaldir. Gazetecilikte, patronun yararı, kamu yararından üstün tutulamaz; gazeteciler patronun sözcülüğünü yapamaz.
Umarım bizim medya da “Epstein masası” kurup, bu belgeleri Türkiye açısından inceler…
Araştırmacı yazarın haksız genellemesi
Yeni Şafak yazarı İhsan Aktaş’a göre bütün ünlüler, sanatçılar ahlaktan uzak ve uyuşturucu partilerinde gönül eğlendiriyor! Aynı zamanda araştırma şirketi yöneticisi olan Aktaş, nesnellikten uzak genellemeler üretebildi yazısında:
“Bir diğer tahrip edici alan ünlüler dünyasıdır. Sayıları toplasanız yüz bin kişiyi geçmeyecek bir kesim, toplumdan kopuk bir hayat yaşıyor. Uyuşturucu, haz partileri, ölçüsüzlük ve sorumsuzluk; ekranlar aracılığıyla rol model olarak sunuluyor.
Sanatçı olunca ahlaktan uzak, erdemden yoksun bir hayat yaşamak sanki meşruymuş gibi bir algı üretiliyor. Bu pespayeliğin adına modernlik deniliyor.”
Ne yazık ki, bu yaklaşım durup dururken ortaya çıkmadığı gibi sadece İhsan Aktaş’a özgü de değil. Bu etiketleme, İstanbul’da yürütülen ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonlarının ilk ve temel sonucu. 11 Aralık’ta Mehmet Akif Ersoy’un gözaltına alınmasından bu yana başsavcılık, soruşturmaların gizliliğini ihlal ediyor; neredeyse her gün gözaltına alınan ünlüleri afişe ediyor.
Sadece isimlerini ilan etmekle kalmıyor, görüntülerini de servis ediyorlar insanların. İnsanları suçlu gösteren haberler yazılıyor o açıklamalara ve sızdırılan bilgilere dayanarak. Gözaltına alınanların hepsi, ahlaksız ve uyuşturucu müptelası olarak damgalanıyor.
Sonuç da bu işte. İktidar medyasının İhsan Aktaş gibi bir yazarı, o haberlerden yola çıkarak, genelleme yapıyor; “ünlüler” diyerek, sanatçıları, aydınları, gazetecileri etiketliyor. Haksız genelleme yaparken de yine gazeteciliği araç olarak kullanıyor.
Sabah o ihlalleri itiraf etmeli
Sabah, sanki kendisiyle ilgisi yokmuş gibi “Hablemitoğlu suikastı davasında tek tutuklu sanık Nuri Gökhan Bozkır tahliye edildi” başlığıyla verdi haberi. Sıradan bir yargı haberiydi yazılan.
Halbuki Sabah gazetesi, 28 Ocak 2022 tarihinde “Hablemitoğlu cinayetinin kilit ismi Sabah’a konuştu” manşetinde bu kişiyi “suikastin kilit sanığı” olarak takdim etmişti. Abdurrahman Şimşek’in, Bozkır ile Ukrayna’da yakalanıp getirilmesinden “hemen önce” konuştuğu vurgulanıyordu. Şimşek, haberini A Haber ekranlarından da aktarmıştı.
Fakat yargılama sırasında ortaya çıktı ki, Abdurrahman Şimşek, tam iki yıl önce Ukrayna’ya gidip konuşmuştu bu kişiyle. Sonra da yeni yapılmış gibi yayımlamıştı! Gerçeği çarpıttıkları gibi Bozkır ile konuşurken gazetecilik dışına çıkıldığına dair de bilgiler çıktı.
Sabah’ın Haber Koordinatörü olan Abdurrahman Şimşek, tanık olarak çağrıldığı mahkemede kabul etmek zorunda kaldı söyleşiyi iki yıl beklettiğini. Gerekçesini de “soruşturmanın gizliliğini ihlâl etmemek ve Bozkır’ın söylediklerini araştırmak” olarak açıklamaya çalıştı.
Elbette bunlar gazetecilik açısından geçerli gerekçeler değil. Hiçbir gazeteci bir söyleşiyi iki yıl bekletemez, MİT ve savcılık operasyonlarına göre zamanlama yapamaz. Belli ki gazetecilik dışı amaç ve faaliyetler söz konusuydu. Öyle olmasa söyleşiyi bekletmez, yeni gibi de yazmazdı.
Şimdi mahkemenin tahliye kararı, o haberdeki bu cinayetin “çözüldüğü” tezini de çürütmüş oldu. Sabah’ın, Bozkır’ın tahliye kararını haber yaparken, yukarıda aktardığım bilgileri de okurlarına aktarması, etik ihlalleri itiraf etmesi gerekirdi. Ve tabii özür dilemesi…
Tek cümleyle:
Maraş ve Hatay depremlerinde kaybettiğimiz gazeteci meslektaşlarımızı, sadece Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti anımsadı; açıklama yayımladılar.
Akşam, Türkiye, Sabah, Nefes ve Karar gazeteleri, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın “Umut hakkında tüm partilerle anlaştık” sözlerine ilişkin haberlerinde CHP’li Murat Emir’in “hiçbir konuda tam uzlaşamadık” sözlerine yer vermedi.
Sözcü, Fatih Altaylı’nın iki yıl önceki yazısını yeniymiş gibi “Fatih Altaylı Narin Güran cinayetinde o isme dikkat çekti” diye haber yaptı; Altaylı’nın uyarısı üzerine haberi kaldırdılar ama Yeniçağ’dan Amed TV’ye kadar onlarca site haberi yayımlamayı sürdürdü.
Barış Terkoğlu’nun konuştuğu Adalet Bakanlığı yetkilileri, Yeni Şafak’tan Burak Doğan’ın, eşcinsel “Mükremin Gezgin’in, erkek koğuşuna gönderildiği” paylaşımını yalanladı ama buna rağmen, Yeni Akit, “Fenomen Mükremin Gezgin erkek koğuşuna atıldı” haberini düzeltmedi.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın serbest bırakıldığı akşam, Sözcü TV ve Halk TV, “Zeydan Karalar ilk açıklamasını bize yaptı” yarışına girdi.
Türkiye gazetesindeki AKP’li Konya Büyükşehir Belediyesi’nin arama kurtarma ekipleriyle ilgili metin, bir gün sonra küçük eklerle Hürriyet’te yayımlanarak örtülü reklam yapıldı.
Cumhuriyet’in, “Özgür Özel Atlas Çağlayan ailesini ziyaret etti” haberi, “..ailesine taziye ziyaretinde bulundu” diye tekrarlanan üç cümleden ibaretti.
Gazeteciler, S. Arabistan ve Mısır dönüşünde MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin “Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvaya dönene kadar tavrımız net” sözlerini uçaktaki toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sormadılar.
Antalya’da yerel Gün Haber sitesinin “Gökhan Böcek ve eşinin uyuşturucu testi pozitif çıktı” haberindeki iki kadın fotoğrafının konuyla ilgisi yoktu; sadece ilgi çekmek için kullanılmıştı.


