İnşaat mühendisi ve hukuk perspektifiyle ceza infaz sistemini değerlendiren Levent Mazlıgüney, Türkiye’de son infaz düzenlemesini “suçluyla yapılmış tehlikeli bir mütareke” olarak nitelendirdi. Resmî cezaevi istatistiklerine dayanan analizinde Mazlıgüney, sistemin adalet ve ıslah amacından uzaklaştığını savundu.
Türkiye’de 2023 ve 2024 yıllarına ait Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumu istatistikleri üzerinden değerlendirme yapan Levent Mazlıgüney, mevcut infaz rejiminin suçla mücadele yerine “cezaevi nüfusunu yönetmeye” odaklandığını öne sürdü. Mazlıgüney, son infaz düzenlemesinin fiilen bir af niteliği taşıdığını belirterek, açıklanan faydalanıcı sayılarının güven vermediğini ifade etti.

“Cezaevleri Doldur-Boşalt Mantığıyla Yönetiliyor”
Mazlıgüney’in paylaştığı verilere göre, yalnızca 2023 yılında 294 bin 991 yeni hükümlü cezaevine girerken, 2024’te bu sayı 306 bin 545’e yükseldi. Cezaevi kapasitelerinin her iki yılda da yeni hükümlü sayısının gerisinde kaldığına dikkat çeken Mazlıgüney, bu tablonun suçla mücadelede başarısızlığın göstergesi olduğunu savundu.
2024 yılı sonu itibarıyla cezaevlerinde bulunan 328 bin 439 hükümlünün yaklaşık yüzde 87’sinin son infaz düzenlemesinden yararlanabildiğini belirten Mazlıgüney, hırsızlık, yaralama, uyuşturucu ticareti, dolandırıcılık ve tehdit gibi suçlardan hüküm giyenlerin büyük bölümünün erken tahliye edildiğini kaydetti.
“Bu Bir Suç Politikası Değil, Stok Yönetimi”
Mazlıgüney, cezaevlerinin bir ıslah kurumu olmaktan çıktığını savunarak, “Devlet suçla mücadele etmiyor, suçluyu yönetiyor. Cezaevleri adli suçlular için döner kapıya dönüştü” ifadelerini kullandı. Özellikle hırsızlık suçlarının istatistiklerde başı çekmesine rağmen, bu suçların infaz indirimleriyle karşılanmasının toplumsal güvenliği zedelediğini vurguladı.

Soruşturma Dosyaları ve ‘Kayıp’ Şüpheliler
Adalet Bakanlığı’nın 2024 Adalet İstatistikleri’ne de dikkat çeken Mazlıgüney, Cumhuriyet Başsavcılıklarında 11,6 milyondan fazla soruşturma dosyası bulunduğunu, yaklaşık 4 milyon dosyada ise şüpheliler hakkında daimî arama kararı olduğunu hatırlattı. Bu durumun “kontrol edilemez bir suç yükü” yarattığını ifade etti.
“Gerçek Suçlu Serbest, Muhalif İçeride” İddiası
Mazlıgüney’in yazısında en dikkat çeken bölüm ise infaz düzenlemesinin siyasi sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler oldu. Gerçek suçlardan hüküm giyenlerin serbest bırakıldığını savunan Mazlıgüney, buna karşılık gazeteciler, öğrenciler, siyasetçiler ve AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulan kişilerin infaz düzenlemelerinden yararlanamadığını öne sürdü.

Bu durumu “cezaevlerinde siyasi suçlu için yer açma operasyonu” olarak tanımlayan Mazlıgüney, yargının bu süreçte bir “tasnif memuru” gibi çalıştığını iddia etti.


“Bu Adalet Değil”
Yazısının sonunda Türkiye’nin Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 143 ülke arasında 118’inci sıraya gerilediğini hatırlatan Mazlıgüney, infaz sisteminin salt matematik hesabına indirgenemeyeceğini vurguladı.
“Gerçek suçlunun sokakta, düşünce suçlusunun hapiste olduğu bir ülkede ne ekonomi düzelir ne de toplumsal barış sağlanır” diyen Mazlıgüney, son infaz düzenlemesine açık şekilde itiraz etti.
İşte yazının tamamı:
Bir inşaat mühendisi olarak bir yapıya baktığımda statik dengeleri, yük taşıma kapasitesini ve güvenlik katsayılarını görürüm. Bir hukukçu olarak adalet sistemine baktığımda ise “güven” esasını, suçun önlenmesini ve ıslahı ararım. Ancak bugün Türkiye’nin infaz rejimine, önüme gelen 2023 ve 2024 yılı cezaevi istatistiklerine baktığımda ne mühendislik görüyorum ne de hukuk. Son infaz düzenlemesiyle birlikte gördüğüm tek şey; bozuk bir “Depo-Stok Yönetimi” ve suçluyla yapılmış tehlikeli bir mütareke.
Son infaz düzenlemesinden (aslında aftan) kaç kişi faydalanacak sorusunun cevabı da tam bir bilinmezlik içeriyor. Düzenleme apaçık bir özel aftır ama bu tartışmaya girmeyelim. Kamuoyuna duyurulan ilk aşamada 55 bin, 6 ay içinde 115 bin kişi faydalanacak gibi rakamlar beni tatmin etmiyor. Uzun yıllar denetim yapmaktan mıdır, “güven” problemi yaşamamdan mıdır, açıklanan birçok veride bizzat tespit ettiğim tutarsızlıklardan mıdır bilmiyorum; “inanamama” durumu benimle mi sınırlıdır, yaygın mıdır, onu da bilmiyorum. Bu sayıları kontrol etmek ve suçla ve suçluyla mücadele var mı? Suçluyu ıslah amacı var mı sorularına cevaplar aramak istiyorum.
Elimizdeki sınırlı veriler (Adalet Bakanlığı 2023-2024 Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri), ceza adalet sisteminin iflas ettiğini, daha doğrusu sistemin amacının “adalet” olmaktan çıkıp “lojistik bir operasyona” dönüştüğünü haykırıyor. Gelin birlikte bakalım.
Suçla mücadele değil, suçu yönetme stratejisi
Önce cezaevi sayı ve kapasitelerine bakalım. Cezaevi sayıları ve kapasite sürekli bir artış içinde.
Sonra 2023 ve 2023 yıllarında kaç kişi hükümlü olmuş ve yıl sonu itibariyle cezaevlerinde olan hükümlüler kaç kişidir, hangi suçlardan içerideler, onları da görebiliyoruz. Önce hiç yorum yapmadan Adalet Bakanlığı istatistik tablolarına bakalım. Her bir tabloda Bakanlıkça yapılan suç tasnifleri de olduğundan 25 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren son infaz düzenlemesinden kimlerin faydalanıp kimlerin faydalanamadığını ve sayılarını okuma yazması olan herkes anlayabilir.
2023 yılı içinde, sadece bir yılda 294.991 (yeni) hükümlüye ilişkin 678.429 suç kaydının suç türlerine göre dağılımını görebiliyoruz. Cezaevi kapasitesi (295.992) kadar insan sadece bir yılda hükümlü olmuş ve cezaevine girmişse elbette cezaevlerinin eski sakinlerine yer kalmaz. Doldur-boşalt yapmak gerekir ki yapıldı zaten. 2023 sonuna bakalım mı?
Gelelim 2024 yılına. 2024 yılında da sadece 1 yıl içinde 306.545 yeni hükümlü 697.489 suç kaydıyla cezaevine girmiş. 2024 yılı sonunda cezaevlerinin toplam kapasitesinin 301.397 olduğunu düşününce her yıl kapasite üstü yeni hükümlü üreten bir sistemde suçla mücadelenin başarısından bahsedilebilir mi
2024 ylı sonu itibariyle 328.439 hükümlü cezaevinde imiş ve toplam suç kaydı 1.358.164 imiş.
Önceki tabloları okuyucuya bırakarak ve yazıyı grafiklere boğmamak adına tek bir grafik hazırladım. 2024 yılı sonu itibariyle cezaevinde bulunan hükümlülerden hangileri infaz düzenlemesinden faydalanıyor ve oranı nedir sorusunun cevabını görselleştirmek istedim
Grafikten görebileceğiniz gibi 2024 yılı sonu itibariyle son infaz düzenlemesinden tam faydalananların oranı %86,9. Bu oranın eksiği var fazlası yok, çünkü “diğer suçlar” olarak belirtilen kategoride yer alan suçların çoğunluğu ve kasten öldürme suçlarının da çoğunluğu infaz düzenlemesinden faydalanıyor. Bu oranda hesaba katamadığımız ise mükerrer suçlar. Mükerrer suç işleyerek cezaevinde olanlar infaz düzenlemesinden faydalanamıyor ancak “kasten öldürme” ve “diğer suçlar” içindeki rakam mükerreri dengelemeli. Mükerrer suç oranıyla ilgili bir veri bulamadım ancak şayet daha fazla ise ceza adalet sisteminin ıslah niteliğinin olmadığının ispatı niteliğinde olur bu durum.
Yazıda verdiğim diğer tablolar için ayrı grafik oluşturmadan sadece oranları belirteyim. 2023 yılı içinde hükümlü olanların %88,7’si; 2023 yılı sonu itibariyle cezaevinde olanların %86,4’ü; 2024 yılı içinde hükümlü olanların %87,8’i suç türlerine göre infaz düzenlemesinden tam faydalanıyor. Hadi mükerrer suçlara biraz daha oran vererek söyleyelim: 10 suç türünden en az 8’i infaz düzenlemesinden faydalanıyor. Özetle yüzbinlerce gerçek suçlu infaz düzenlemesinden faydalanıyor.
Kim bunlar? Hırsızlık, yaralama, uyuşturucu, dolandırıcılık, tehdit suçları… Yani vatandaşın canına, malına, huzuruna doğrudan kasteden “gerçek” suçlar.
Sistem, bir mühendislik tabiriyle “doldur-boşalt” (fill-and-dump) mantığıyla çalışıyor. Cezaevlerinin kapıları, adli suçlular için bir döner kapıya dönüşmüş durumda. Hırsızlık suçunun istatistiklerdeki açık ara liderliği ve bu suçluların infaz indirimleriyle sokağa salınması, devletin suçla mücadele etmediğini, sadece “cezaevi nüfusunu yönettiğini”gösteriyor. Bu bir “suçla mücadele” doktrini değil, bir “stok mühendisliği” başarısıdır(!)
Adalet Bakanlığının 2024 yılı haber bülteninde yayınladığı grafik de “cezaevi nüfus yönetimi” mantığını doğruluyor.
Devletin suçluyla mütarekesi
Toplum sözleşmesi, devletin vatandaşın güvenliğini sağlaması üzerine kuruludur. Ancak mevcut infaz rejimi, devletin adli suçluyla zımni bir mütareke (ateşkes) imzaladığını gösteriyor.
Devlet adeta şöyle diyor: “Senin hırsızlık yapmana, insan yaralamana, dolandırıcılık yapmana, gençleri uyuşturucu batağına düşürmene belirli sınırlar dahilinde göz yumuyorum. Seni içeri alıp masraf etmeyeceğim, alırsam da ‘yatarı yok’ diyerek arka kapıdan salacağım.”
Adalet Bakanlığı 2024 yılı “Adalet İstatistikleri”nde (https://rayp.adalet.gov.tr/resimler/54/dosya/adalet-istatistikleri-2024-turkce-ingilizce10-04-20254-18-pm.pdf) çok vahim bir tablo daha var. Cumhuriyet Başsavcılıklarında soruşturma dosya sayılarını veriyor. Her dosyada ortalama şüpheli sayısının 1,4 civarında olduğunu da hesaba kattığımızda ülkemizin her mahallesine bir cezaevi ihtiyacı olduğu sonucuna varabiliriz. Havuz problemi gibi doldur-boşalt ile çözülemeyecek bir sel geliyor üzerimize.
2024 yılındaki 11.661.519 soruşturma dosyası 15 milyondan fazla şüpheliye işaret ediyor. Kırmızı çerçeve içine aldığım 3.890.014 rakamı ise daimî arama kararı verilen dosya sayısı. 4 milyona yakın dosyada şüpheliler ortada yok. Aslında aramızdalar da yargı ve kolluk tiktok videoları eşliğinde siyaseten suçlu görülenlerin peşinde çok meşgul olduğundan bulunamıyorlar.
Bu infaz düzenlemesiyle aramızda ama “kaçak” olan bu gerçek suçlulara da “kaçmana gerek yok, sen gel, 10 yıl cezan mı var, 1 ay kapalı 3 ay açık cezaevinde yatarsın, sonra özgürsün” deniyor. Hem yargımız da kapatıverecek bu dosyaları, fena mı?
Peki, bu “boşaltılan” yerler kimin için hazırlanıyor? İşte meselenin en can yakıcı, en politik ve en hukuksuz tarafı burası.
Siyasi “suçlu” için yer açma operasyonu mu?
Cezaevlerinde “yer açma” telaşının sebebi sadece kapasite yetersizliği değil. Asıl sebep; siyaseten “tehlikeli” görülen, ancak evrensel hukukta suç tanımına girmeyen eylemlerin failleri için yer ayırma ihtiyacı olabilir mi?
Gerçek suçlulara (hırsıza, gaspçıya, insan öldürene, uyuşturucu satıcısına) her türlü “matematiksel konfor” sağlanırken;
Sosyal medyada eleştiri yapan öğrenciye,
Haberi nedeniyle yargılanan gazeteciye,
Demirtaş’a, Kavala’ya, Atalay’a, Kahraman’a, daha nicelerine,
Ve en önemlisi; AİHM’in Yalçınkaya kararı başta olmak üzere sayısız ihlal kararıyla tescillediği, “Kanunsuz Suç Olmaz” ilkesinin ayaklar altına alındığı “FETÖ/PDY” yargılamalarında mağdur edilen onbinlerce insana bu kapılar sımsıkı kapalı.
İnfaz düzenlemesi, adli suçluyu sokağa salıp, muhalifi, eleştireni ve “terörist” yaftasıyla hukuksuzca mahkum edileni içeride tutma, hatta yenilerine yer açma stratejisi mi? Bu, cezaevini bir ıslah kurumu olarak değil, bir “siyasi tecrit deposu” olarak kullanmaktır. Yargı da bu düzende bir “tasnif memuru” işlevi görür.
Hukuk güvenliği yoksa ekmek de yok.
Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 143 ülke arasında 118. sıraya gerilemiş bir Türkiye’de, infaz sistemini “kim kaç yıl yatacak” matematiğine indirgeyemeyiz.
Mesele; devletin kiminle savaştığı, kiminle barıştığı meselesidir. Devlet; hırsızla, dolandırıcıyla, şehir eşkıyasıyla barışmış; ama tweet atan gençle, bankaya para yatıran öğretmenle, iktidarı eleştiren gazeteciyle savaşmakta.
Bu “depo mühendisliği” sürdürülebilir değil. Adaletin terazisi, “stok sayımına” kurban edilemez. Hukuk güvenliğinin olmadığı, gerçek suçlunun sokakta, düşünce suçlusunun hapiste olduğu bir ülkede ne ekonomi düzelir ne de toplumsal barış sağlanır.
Bu düzene, bu düzenlemeye itirazım var!
Bu adalet değil!
Biz mühendisler “yükü” hesaplarız. Ancak bu adaletsizliğin toplumsal yükünü, hiçbir statik hesabı ile taşıyamazsınız. Vebalini nasıl taşıyacağını ise herkes kendi düşünsün.



