Saadet Partisi Genel Başkanı, patisinin İzmir İl Teşkilatı tarafından düzenlenen “Ahde Vefa ve Anma” programında tüm siyasi partilere çağrıda bulundu. Güven ve ahlak krizine dikkat çeken Arıkan, yolsuzluğun olmadığı yeni bir sistemi öngören siyasi manifestolarının hazır olduğu açıkladı.

Saadet Partisi İzmir İl Teşkilatı tarafından düzenlenen “Ahde Vefa ve Anma” programında, partiye geçmişten günümüze emeği geçen isimlerin “Vefa ve Şükran” belgelerinin taktim edilmesiyle sona erdi.

Whatsapp Image 2026 10 25 At 06.48.36Sayın Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar;

“TÜRKİYE'NİN ‘YENİDEN BÜYÜK’ OLABİLMESİ İÇİN HER ALANDA ÖNCE, GÜVENİN İNŞA EDİLMESİ LAZIM”

“Bugün Türkiye iki önemli krizle karşı karşıya: Bir: Güven Krizi, İki: Ahlak Krizi. Bugün Türkiye’de; Adalete güven yok... Eğitime güven yok... Ekonomiye güven yok... Belediyeye güven yok... Bürokrata güven yok... Hisseye, Borsaya, Fona güven yok... Hâkime güven yok, Hakeme güven yok! Bakın arkadaşlar, Cumhuriyet tarihinde ilk kez olan bir şey söylüyorum: Bu hafta, Futbol maçlarını yönetmek üzere hakem tayin eden Merkez Hakem Kurulunun başına, Anthony Taylor adında eski bir İngiliz hakem atandı. İşte; Yerli ve milli diye çıkılan 25 yılın sonunda hakem camiamızı İngiliz bir hakeme teslim ettik. Halbuki; “Türkiye'nin yeniden büyük” olabilmesi için her alanda önce, güvenin inşa edilmesi lazım. Ve: güven; bir günde kurulmaz!

Bakan Fidan: İran'a yeni bir saldırının bölgedeki savaşı yaygınlaştıracağı konusunda hemfikiriz
Bakan Fidan: İran'a yeni bir saldırının bölgedeki savaşı yaygınlaştıracağı konusunda hemfikiriz
İçeriği Görüntüle

Güven, özü-sözü bir olmakla, insanı rakamdan, oydan öte görebilmekle kurulur. Ve güven, önce ahlâkla kurulur. İşte bu nedenle, biz; siyaseti her şeyden önce bir ahlâk meselesi olarak görüyoruz. Ahlak, kendimiz için istediğimizi başkaları için de isteyebilmektir. Ahlak; millete tasarruf tavsiye ederken, devletin imkânlarıyla israf etmemektir. Ahlak; kendi evladımıza istediğimiz imkânları, bu ülkenin bütün evlatları için de isteyebilmektir. Ahlak; yolsuzluğu yapanın partisine değil, yapılan işin kendisine bakabilmektir. Ahlak; rüşveti kendi belediyesinde de, başkasının belediyesinde de aynı kararlılıkla reddedebilmektir. Ahlak; gazetecinin sorduğu sorudan değil, soruya cevap verememekten rahatsız olmaktır. Ahlak; bir felaket yaşanmadan tedbir almak, yaşandıktan sonra sorumluluğu başkasına yüklememektir.”

“İNSANIMIZI ÖĞÜTEN BU BOZUK DÜZENİ DEĞİŞTİRMEYİ TEKLİF EDİYORUZ!”

Burada Türkiye’de yaşanan ahlak krizini tek tek anlatmaya kalksak, inanın vaktimiz yetmez! Çünkü; tezgâh eğriyse o tezgâhtan düzgün ürün çıkmaz! Bu iktidar döneminde, yalnızca ekonomik, siyasi ve ahlaki sorunlar üreten değil, aynı zamanda, insanı öğüten, insanı dönüştüren bir düzen inşa edilmiştir. Bu düzenin çarklarına; yüksek ideallere sahip bir siyasetçi ya da bürokrat olarak giriyorsunuz; bir süre sonra, sistemin çarkları arasında öğütüldükten sonra, fon vurgunlarına, kul hakkına ve kamu hakkına bulaşmış BİR İNSAN olarak çıkabiliyorsunuz. Bu düzenin çarklarına; toplumun örnek gösterdiği bir gazeteci olarak giriyorsunuz; bir süre sonra, uyuşturucu kullanan, uyuşturucu partileri düzenleyen bir gazeteci olarak çıkabiliyorsunuz. Bu düzenin çarklarına; Eğitim sistemine, tertemiz bir Anadolu evladı olarak giriyorsunuz; bir süre sonra, öğretmenlerine ve arkadaşlarına silahlı saldırılar düzenleyebilen bir genç olarak çıkabiliyorsunuz. Görüldüğü gibi mesele yalnızca insanların bozulması değildir. Asıl mesele, insanı bozan düzenin kendisidir!

u nedenle, artık şahısları değiştirmekle, koltuklarda oturan isimleri yenilemekle sorunların çözülemeyeceğini anlamak zorundayız. Çünkü bozuk bir düzeni; sağcılar da yönetse, solcular da yönetse, dindarlar da yönetse, düzenin işleyişi değişmediği sürece benzer sonuçlar ortaya çıkacaktır. Tek tek bütün insanları düzeltmek mümkün değildir. Ancak insanı doğru davranmaya yönlendiren, yanlış yapmasını zorlaştıran, kötülüğe teşebbüs ettiğinde, karşısında güçlü bir denetim ve yaptırım mekanizması bulmasını sağlayan adil bir düzen kurmak mümkündür. İşte bu nedenle; biz yalnızca insanları değiştirmeyi değil, insanı öğüten bu bozuk düzeni değiştirmeyi teklif ediyoruz! Şunu biliyoruz ki, düzen değişmeden hiçbir kötülük ortadan kalkmaz! Biz yalnızca, dürüst siyasetçiler, ahlaklı bürokratlar ve iyi yöneticiler istemiyoruz. Biz, kötü niyetli bir siyasetçinin bile yolsuzluk yapamadığı, bir bürokratın kamu hakkına el uzatamadığı, hiç kimsenin rüşvete, torpile, iltimasa ve haksız servet edinmeye teşebbüs bile edemediği yeni bir düzen teklif ediyoruz.”

“SİYASİ AHLAK MANİFESTOMUZ HAZIR”

“Bu düzenin, ana ilkesi: "Önce Ahlak ve Maneviyattır." Çünkü ahlak olmadan düzen kurulmaz. Kıymetli kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz, Peygamber Efendimize hitaben; "Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin." buyuruyor. Peygamber Efendimiz de "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyuruyor. Bir düşününüz... Risalet'in maksadını anlatırken ahlâka böylesine merkezi bir yer veren Hazreti Peygamber'in ümmeti için ahlâk; evde başka, ticarette başka, devlet yönetiminde başka olamaz. İnsan; küçük bir emanete riayet etmekle yükümlüyse, milyonların hakkının emanet edildiği makamda bunun sorumluluğu elbette çok daha büyüktür. Şunu unutmayalım: Ahlâk olmadan büyüyen güç sadece tehlikeyi büyütür. Güzel ahlâkla terbiye edilmiş güç ise hizmete, barışa, merhamete ve nihayet medeniyete dönüşür. Biz istiyoruz ki; Türkiye'de yöneticiler, Güzel ahlakla terbiye edilmiş enerji ile milletimize hizmet etsin. İşte bundan dolayı, Buradan da ilan etmiş olayım Allah’ın izniyle Kasım ayında Siyasi ahlak manifestomuzu kamuoyuyla paylaşacağız. Şunun da altını çizmek istiyorum: Biz sadece Saadet Partisinin ahlaki prensiplerini açıklamayacağız. Türkiye siyasetinde ahlaki bir zemin inşa edecek bir altyapıyı ortaya koyacağız.”

Whatsapp Image 2026 10 25 At 06.48.37 (1)“ÜLKEMİZİ ‘RÖVANŞ CUMHURİYETİ’ OLMAKTAN KURTARALIM”

“Tıpkı dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de “Yeni Bir Başlangıca” ihtiyacı vardır. Geçmişte herkesin hataları olmuştur. Önemli olan bu hatalara takılıp kalmak değil, bu hatalardan ders çıkarıp, elbirliği ile, mutlu ve müreffeh bir gelecek oluşturmaktır. 1,5 yıl önce, görevi devraldığımızda, yola çıkarken bir şey demiştik! “Yeni Nesil Siyaset”. Yeni Nesil Siyasette, temiz bir dil vardır. Kucaklaşma vardır. Millet için, hep birlikte çözüm arama vardır. Şimdi ben Yeni Nesil Siyasetimizin ışığında buradan bütün partililere sesleniyorum; gelin; Yaşanabilir Bir Türkiye ve Yeniden Büyük Türkiye için hep beraber omuz omuza çalışalım. Gelin; ülkemizi “bir rövanş cumhuriyeti” olmaktan kurtaralım. İhtilaflarımızın, hırslarımızın kör karanlığında kaybolmak yerine, ittifaklarımız üzerinden yeni bir toplumsal sözleşme imzalayalım. Hep birlikte “yeni bir gelecek” inşa edelim.”