Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin genel merkezinde düzenlenen il başkanları ve il müfettişleri toplantısında konuştu. Arıkan, kamu bankaları üzerinden bahis ve şans oyunlarına para aktarılmasına son verilmesi yönünde yaptıkları çağrının karşılık bulduğunu belirterek, VakıfBank, Halkbank ve Ziraat Bankası’nın mobil uygulamalarından şans oyunları işlemlerinin çağrılarının ardından kaldırıldığını açıkladı.

Whatsapp Image 2026 02 07 At 13.07.03

Gündeme ilişkin değerlendirmelerinde Epstein dosyalarına da değinen Arıkan, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Ortadoğu Temsilcisi Tom Barrack’ın adının bu dosyalarda 544 kez geçtiğine dikkat çekti. Arıkan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir yetkilisi, diplomasi adı altında dahi olsa böyle bir şahısla el sıkışmamalı; bu kişinin Türkiye’de bulunmasına izin verilmemelidir. Kısacası Tom Barrack ‘persona non grata’ ilan edilmelidir” ifadelerini kullandı.

Mahmut Arıkan, 21 Ocak tarihli Saadet Partisi Grup Toplantısı’nda da iktidara çağrıda bulunarak, “Kamu bankaları dâhil olmak üzere bankalar üzerinden bahis, kumar ve şans oyunlarına para aktarılmasına son verin” demişti. Arıkan’ın bu çağrısının ardından söz konusu kamu bankalarının mobil uygulamalarında ilgili işlemlerin kaldırıldığı bildirildi.

“Emeği geçenlere teşekkür ederiz!”

“İki hafta önce, 21 Ocak tarihli grup toplantımızda kamu bankalarının mobil uygulamalarında çok kolay bir biçimde şans oyunları işlemleri yapılabildiğini gündeme getirmiştik. Aslında bir kararnameyle, bir imzayla bu işin çözülebileceğini söylemiştik. Biz bunu dile getirdikten sonra kısa bir süre sonra, hükümet bu yanlış uygulamadan geri adım attı. Şu an bahsettiğimiz bu üç bankadan şans oyunları işlemleri yapılamıyor.

Öncelikle, bu kararda emeği geçen kim varsa, hepsine teşekkürü bir borç biliriz. Meclis kürsüsünden yaptığımız bu çağrının karşılık bulmasını değerli buluyoruz. “

Whatsapp Image 2026 02 07 At 13.07.01

“Bağımlılıkla mücadele bakanlığı kurulsun”

“Ancak bu güzel gelişmeyi, daha geniş ve daha kalıcı uygulamalarla taçlandırmamız gerekir. Bu yüzden; sanal kumar sitelerinin ve reklamlarının her türlü platformdan kaldırılması ve bağımlılıkla topyekün mücadele için ‘Bağımlılık Mücadele Bakanlığı’ kurulması tekliflerimizi yineliyoruz.

Bizlerin görevi; milletimizin zararına olan her konuda uyarmak, milletimizin faydasına olacak işlerin hayata geçirilmesini sağlamaktır. Bizim yeni nesil siyasetten kastımız işte tam da budur. Elbette bir teşekkürü de burada teşkilatlarımıza, sizlere etmek istiyorum. Hiç şüphesiz bunun arkasında, sizin sahada yapmış olduğunu çalışmalar vardır.”

“Kumarın kökünü kazıyacağız”

“Saadet Partisi buna muktedirdir, Türkiye'yi ‘Önce Ahlâk ve Maneviyat’ şuuruyla yönetmek için yetkindir. Biz buradan söz veriyoruz; iktidar olduğumuzda Türkiye'den söküp atacağız.

Bu ülkede yasal, gayr-ı yasal; gerçek veya sanal fark etmeksizin kumarı kökünü kazıyacağız. 1997'de Erbakan Hocamız nasıl kumarhanelerin kapısına kilit vurduysa, bizler de sanal kumarın fişini çekeceğiz.”

Arıkan’ın konuşmalarında öne çıkan diğer başlıklar şöyle:

“Depremden sonra da bir şey değişmedi”

“Ülkemizin yaşadığı en büyük felaketlerden biri olan 6 Şubat depremlerinin 3. yılındayız. Alınmayan önlemler, yerine getirilmeyen denetimler, çürük olduğu bilinmesine rağmen binalara verilen imar afları sebebiyle 53 binden fazla vatandaşımızı bu depremde kaybettik.

Ben bir kez daha vefat eden tüm vatandaşlarımıza rahmet; ailelerine, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, kıymetli basın mensupları; depreme hazırlık yapmayan, sınıfta kalan iktidar ne yazık ki depremden sonra da aynı iş bilmezlikle devam etti. Vatandaşın olduğu yerde enkaz vardı, devletin olması gereken yerde ise çaresizlik vardı. Bu ülke insanının bağışlarıyla ayakta duran Kızılay depremde çadır sattı; bakanlık ise depremden sonra depremzedelere konut sattı. Maalesef iktidar, yaraya merhem olmak yerine yaradan dirhem almanın peşine düştü.”

“İmkân var, kaynak var, vicdan yok”

“Değerli arkadaşlar; iktidar üç yıl içerisinde deprem bölgesinde tam 455 bin konut satmış. “Neden ücretsiz vermek yerine satılıyor?” dediğimizde kaynak yok deniyor. Kaynak yok diyen iktidar bu yıl faize tam 2,7 trilyon lira verecek. Peki bununla kaç konut yapılıyor biliyor musunuz? 650 binden fazla konut yapılabiliyor arkadaşlar! Hani kaynak yoktu? Hani imkân yoktu? Hiç kusura bakmayın; Türkiye’de kaynak da var, imkân da var. Peki ne yok? İktidarda vicdan yok!

Değerli arkadaşlar; önceki gün depremin en çok etkilediği illerden biri olan Malatya’daydık. Depremzedelerimizin dertlerini, şikâyetlerini, taleplerini dinledik. Yaşanan felaketten sonra defalarca gittik ve dün gördüklerimiz daha önce gördüklerimizden farklı değildi…

Depremden üç yıl geçmiş ama 360 bin insanımız hâlâ konteynerlerde yaşıyor. Ve buralarda barınma sorunu devam ediyor, ısınma sorunu devam ediyor, elektrik sorunu devam ediyor, su sorunu devam ediyor. Esnafımızın gelecek belirsizliği ve sorunları devam ediyor, yavrularımızın eğitim başta olmak üzere birçok sorunu devam ediyor.

Çünkü bizler Cumhurbaşkanı gelecek diye branda ile kapatılan enkazların, Cumhurbaşkanı geçecek diye iki günde asfaltlanan yolların olduğu yerlere değil; hâlâ mülteci kamplarını aratmayan çarşılara gittik. Her yağmurda su basan konteynerlere girdik.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü
İçeriği Görüntüle

Bizler bölgede sadece yapılmayan binalar görmedik. Yıkılan hayalleri gördük. Enkaz altında kalan umutları dinledik. Yıkılmış psikolojileri gördük. Geleceği göremeyen gözlere baktık. Her biri birer medeniyet sembolü, kültür beşiği olmasına rağmen sadece betonla inşa edilmeye çalışılan ruhsuz şehirler gördük. Yükselen vinçlerin gölgesinde, unuttuğunuz vicdanı gördük. Depremin birkaç saniye; ihmalkârlığınızın yıllar sürdüğünü gördük. Yaraların sarılmak yerine, medya ile süslendiğini gördük. Sayın Cumhurbaşkanımızın deprem bölgesinden çok, konusu deprem olan bir film platosunu ziyaret ettiğini gördük.

Bir konuşmasında “siyasi iktidar olduk ama sosyal ve kültürel alanlarda iktidar değiliz” diye özeleştiride bulunan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum; Malatya’da gördük ki siz haklısınız.

İktidar oldunuz, müteahhit oldunuz, emlakçı bile oldunuz; ama bir şehir nasıl inşa edilir, sosyal yapı nasıl muhafaza edilir, şehir kültürü ve kimliği nedir öğrenemediniz.”

Whatsapp Image 2026 02 07 At 13.07.02

“İhanete devam ediyorsunuz”

“Değerli arkadaşlar, kıymetli basın mensupları; hepiniz hatırlayacaksınız, Sayın Cumhurbaşkanımız İstanbul konusunda da “biz bu şehre ihanet ettik” demişti. Biz biliyoruz ki İstanbul için söylenen bu “ihanet” sözü, bugün sadece bir itiraf değil, süren bir gerçektir.

Sadece deprem konusunda şu soruları sormak istiyoruz: İhanet ettik dediğiniz İstanbul’da depreme dayanıksız 1 milyon 300 bin konut olduğundan haberiniz var mı? Bunların 600 bininin her an çökme tehlikesi olduğundan haberiniz var mı? Afet toplanma alanlarının rant toplama alanı hâline geldiğinden haberiniz var mı? Olası bir Marmara depreminde fay hatlarının Edirne’den Kars’a tüm Anadolu’yu felç edeceğinden haberiniz var mı?

Biz size hakikati sizin ifadenizle söyleyelim: Evet, siz İstanbul’a ihanet ettiniz. İşte ihanetin fotoğrafı da belgesi de budur. Bu fotoğrafta insan yok, insaf yok, tedbir yok, kültür yok, kimlik yok. Ne var? Beton var, rant var, İstanbul’a ihanet var.

Ve biz milletimiz adına uyarıyoruz: Gelecekte de ihanet etmemek için İstanbul’u bir an önce depreme hazırlıklı hâle getirin. Ranta değil şehre, kelepir arsaya değil fay hattına, rezidansa ve finansa değil insafa ve insana öncelik verin.”

“Alayınızın canı çıksın”

“Bizler ülkemizde depremi konuşurken, dünyada Epstein depremini konuşuyor. Sistemi elinde tutan, sözüm ona elitlerin insanlıktan çıkıp nasıl vahşileştiklerini gösteren bu ifşalar, emperyalist ve Siyonist düzenin tüm kirli çamaşırlarını ortaya döktü. Her açıklanan belgeden cerahat sızıyor, kan sızıyor, gözyaşı sızıyor.

Görüyoruz ki şantaj, fuhuş, işkence, tehdit ve istihbarat ağlarıyla; siyaset başta olmak üzere tüm kurumlar ve elitler adeta Siyonizm’in köleleri hâline getirilmiş. ABD Başkanlarından tutun, filozof, akademisyen, senatör, oyuncu, yönetmen ve daha nicesi bunlara dâhil. Bu ifşalar bir skandal değil, çürümüş bir düzenin otopsisidir. Bu belgeler, sistemin istisnası değil; sistemin bizzat kendisidir. Bu zulümler, emperyalist-Siyonist düzenin insanlığa karşı işlediği suçların sadece küçük bir vitrinidir.

Şimdi ise bu ifşalarda adı çıkanlar topu birbirlerine atarak kendilerini aklamaya, altta kalanın canı çıksın demeye başladılar. Biz ise diyoruz ki; alayınızın canı çıksın, alayınızın cehennemin dibine kadar yolu var.”

“Epstein dosyalarının Türkiye ayağı da vardır

“Biz bu Siyonist canavarı Epstein Adası’ndan değil, Gazze kara parçasından biliyoruz. Bugün bu sisteme lanet okuyan Batı; Gazze’de 20 binden fazla çocuk kaybolurken, o çocukların organları çalınırken, o çocuklara cezaevlerinde her türlü işkence yapılırken neredeydi? Epstein Adası’nı ifşa eden ABD Adalet Bakanlığı, Siyonist hapishanelerde işlenen vahşiliğin üzerine de gidebilecek mi?

Epstein ifşaları Türkiye için de çok önemlidir. Çünkü Epstein’in Türkiye ayağı da vardır. Jeffrey Epstein’e ait Lolita Ekspres uçağının Türkiye’ye tam 9 defa geldiğini ve hatta İncirlik Amerikan Üssü’nü ziyaret ettiğini biliyoruz. Bu uçuş kayıtları, ne getirilip ne götürüldüğü ve pasaport bilgileri derhâl açıklanmalıdır.

Her depremden sonra konuştuğumuz kaybolan çocukların Epstein ile ilgisi olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Adalet Bakanlığımız bir an önce dosyaya müdahil olmalı ve ABD Adalet Bakanlığından Türkiye’ye ilişkin bilgi ve belgeleri talep etmelidir. Bu ahlaksız ve vahşi yapı, Türkiye için de bir millî güvenlik sorunudur.

Bundan dolayı Türkiye; ucu kime dokunursa dokunsun Epstein dosyasının üzerine kararlılıkla gitmeli ve Türkiye’nin Epstein’lerini de ifşa etmelidir. Açık ve net söylüyoruz; bu dosyalar ve ifşalar, ülkemiz için de insanlık için de bir arınma fırsatıdır.”

“Tom Barrack derhal istenmeyen adam ilan edilmeli”

“Bu belgelerde Türkiye’yi ilgilendiren bir başka konu daha var. Kendini “Ortadoğu’nun Sömürge Valisi” zanneden biri var: ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack! Dosyalarda Barrack’ın suçlarını ispatlayan belgeler de mevcut.

Epstein dosyalarında adı 544 kez geçen Tom Barrack derhal istenmeyen adam ilan edilerek ülkemizden defedilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir yetkilisi, diplomasi adı altında dahi olsa el sıkışmamalı; böyle bir şahsın Türkiye’de durmasına izin verilmemelidir. Kısacası “Tom Barrack Persona Non Grata” ilan edilmelidir.”

“Canavarın son dişi kırılmış, dişlileri tamamen dağılmıştır”

“Açık ve net söylüyorum; Milli Görüşçülerin Siyonizm’in vahşiliğini, Emperyalizmin iğrençliğini görmesi için Epstein belgelerine ihtiyacı yok. Bütün insanlığın bugün öğrencisi olduğu konuların biz öğretmeniyiz. Biz Siyonizm’in her türlü barbarlığını Erbakan Hocamızdan öğrendik. Dünyanın bugün öğrendiklerinin 56 yıldır biz dersini veriyoruz. 56 yıldır anlattıklarımız bugün belgelerle ispatlanıyor. Bizler gerekirse bir 56 yıl daha anlatacak ve bu sistemi kökünden söküp Gayya Kuyusu’na atacağız. Bizim mücadelemiz bunun için önemlidir, bizim yolumuz bunun için kıymetlidir. Bizler milleti, ümmeti ve insanlığı uyandırıp tehlikeyi haber vermekle ve o tehlikeyi bertaraf etmek için çalışmakla mükellefiz. Biz Siyonizm’e karşı mücadelenin okulu, onunla savaşıp yok edecek olmanın cephesiyiz. Çünkü biz bu vahşi sistemi sadece Epstein’den değil; Keşmir’den, Afganistan’dan, Pakistan’dan, Irak’tan, Gazze’den, Filistin’den, Kosova’dan, Bosna’dan biliyoruz. Ve şimdi bu sistemi en iyi bilen Milli Görüşçüler olarak diyoruz ki: Bu sistem çökmüş, canavarın son dişi kırılmış, dişlileri tamamen dağılmıştır; bu sistemin mezar taşı Epstein Adası’na dikilmiştir. Şimdi zaman adil bir sistemin, adil bir dünyanın zamanıdır ve biz bu uğurda mücadele etmeye devam edeceğiz.”

“Gazze ne garantör ülkelerin, ne barış kurulunun, ne de emlakçıların değildir.”

“Biz Siyonizm’i Gazze’den biliyoruz dedik. İşte bugün Gazze’de yaşananları görüyoruz. İki yıla aşkın bir süre devam eden soykırımdan sonra sözde bir barış antlaşması imzalandı. Türkiye’nin de garantör ülke olduğu bu antlaşmadan sonra hiçbir söz tutulmadı. Ateşkese rağmen terörist İsrail’in saldırıları sonucu yüzlerce masum katledildi. Yardım tırları Gazze’ye girecek dendi, ihtiyaç duyulan yardımların çeyreğine dahi izin verilmedi. Refah Sınır Kapısı açılacak dendi, açılmadı. Terörist İsrail daha yeni kontrollü bir şekilde açtı ve günde sadece 50 kişinin geçmesine izin vereceğini açıkladı. Biz buradan ABD’ye ya da terörist İsrail’e değil; garantör ülkelere sesleniyoruz: Siz neye imza attığınızın farkında mısınız? Siz zulmü bitirmeyecek, mazlumlara el uzatmayacaksanız neden imza attınız? Attığınız ama sorumluluklarını yerine getirmediğiniz imzalar nedeniyle yaşanan acıları görmüyor musunuz? İmzanız var ama iradeniz yok, adınız var ama cesaretiniz yok, garantörlüğünüz var ama icraatınız yok. Hiç kusura bakmayın; sorumluluk almayan garantör zulme ortaktır ve sizlerin imzası da barışa destek değil, zulme mühür olmuştur.

“Gazze’yi terk edemeyiz”

“Biz Gazze’yi göstermelik adımlara teslim edemeyiz. Bölgeyi kan gölüne çevirmişlerin barışına güvenemeyiz. Gazze’yi emlak hazinesi olarak görenlerin barış maskeli işgaline sessiz kalamayız. İfşaları ortaya çıktıkça Netanyahu’nun emir erine dönüşen Trump’ın başkanlık ettiği barış kuruluna ve onun altın üyeliklerine kanamayız. Çünkü biz gördük ki Siyonizm’le anlaşma, emperyalizm ile barış olmaz. Biz Gazze’nin kaderinin bu kirli masalarda belirlenmesini reddediyoruz. Gazze’nin geleceği hakkında söz söylemek garantör ülkelerin ya da Trump’ın değil; sadece Gazzelilerin hakkıdır. Gazze ne garantör ülkelerin, ne barış kurulunun, ne de emlakçıların değildir. Gazze, Gazzelilerindir; Gazze, nehirden denize özgür Filistin’indir.”

“Bugün İran’dan istenen şey Siyonizm’e teslim olmasıdır”

“ABD ve İsrail, bölgemizde İran üzerinden de bir kaos planlamaktadır. Bütün gözlerin müzakere masasına döndüğü bu günlerde ABD, yine ülkede bulunan vatandaşlarına güvenlik riski gerekçesiyle “ülkeyi hemen terk etme” çağrısında bulundu, Ermenistan üzerinden tahliyelere başladı ve bölgedeki üslerine saldırıya hazırlık için yığınak yaptığına dair haberler gelmeye başladı. Şimdi biz soruyoruz: Siz ne olsun istiyorsunuz?

Yıllardır “nükleer zenginleştirmede sona yaklaştı” diyerek İran’a ambargo uygulayan ABD, son günlerde dünyanın birçok ülkesinin sahip olduğu balistik füze çalışmalarının dahi durdurulmasını istiyor. Geçtiğimiz ay İran’daki ekonomik temelli protestolar üzerinden İran’ı hedef alan ABD, şimdi uçak gemilerini Hürmüz Boğazı’na demirleyerek adeta bir savaş provası yapıyor.

Bizler biliyoruz ki nükleer de bahane, balistik füzeler de! ABD’nin tek niyeti, bölgede terör devleti İsrail dışında güçlü bir devlet bırakmamaktır. Ve bugün İran’dan istenen şey, Siyonizm’e teslim olmasıdır.

İran’da, Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da istikrarsızlık demek; Büyük İsrail Projesi’nin gerçekleşmesi demektir. İran’a uzanan kanlı ellerin bir sonraki hedefinin Türkiye olduğu, bugün İsrail televizyonlarında dahi gizlenmeyen bir gerçektir.

Epstein dosyaları üzerinden terbiye edilmek istenen ve tescilli Siyonizm hizmetkârı Trump’ın bölgemiz hakkında tek bir olumlu adım atmayacağı bilinmelidir. Şunu da hatırlatmak isteriz; İran’ı köşeye sıkıştırarak, müdahale ederek bölgeyi tamamen İsrail’in istediği kıvama getirecek adımların sonucunda her ülkenin doğrudan hedef olacağı unutulmamalıdır.”

“Tüik’in rakamlarındaki ahlak sorunu, Türkiye’nin enflasyon sorunundan çok daha büyüktür”

“Sınırlarımızın ötesinde İran üzerinden kurgulanan ve Türkiye’yi de içine almayı hedefleyen bu kuşatma planı ne kadar büyük bir dış tehlikeyse; vatandaşın sofrasındaki ekmeği eksilten, rakamlarla oynayarak halkın emeğini hiçe sayan bir anlayış da o kadar büyük bir iç tehlikedir.

İşte TÜİK! İşte Aralık ve Ocak ayında açıklanan enflasyon oranları arasındaki fark. Aralık ayında asgarî ücretliye, memura, emekliye, engelli vatandaşlarımıza enflasyon oranı üzerinden zam verileceği için Aralık ayı enflasyon oranı sadece 0.89; Ocak ayında, yani sadece bir ay sonra ise 4.84 olarak açıklanmıştır.

Dünyanın hiçbir yerinde bir ayda yüzde 500 enflasyon artışı olamaz! İşte arkadaşlar bunun adı kul hakkıdır, bunun adı gasptır, bunun adı adaletsizliktir. Öyle görünüyor ki TÜİK, Türkiye’de enflasyonu ölçme değil, örtme görevi görüyor. TÜİK’in rakamlarındaki ahlak sorunu, Türkiye’nin enflasyon sorunundan çok daha büyüktür.”

“Hangi olumsuz hava!”

“Bu enflasyon rakamları açıklandıktan sonra Ekonomi Bakanı Sayın Şimşek, Ocak ayında enflasyonun yüksek çıkmasının sebebini olumsuz hava koşullarına bağladı. Belli ki Sayın Şimşek, faiz ve yeni vergi derslerine çalışırken hayat bilgisi ve coğrafya derslerini es geçmiş.

Bakınız Sayın Şimşek! Bu ilköğretim 1. sınıf müfredatındaki mevsimler şeması. Bu ilkbahar; ilkbaharda yağmur yağar. Bu yaz; yazın güneş açar. Sonbaharda yapraklar dökülür. Kışın kar yağar!

Ocak kış ayındadır, kar yağar; bu olumsuz hava koşulu değildir. Ama biz biliyoruz ki bu ülkede olumsuz olan hava koşulları değil, sizin ekonomi yönetiminizdir, faiz politikanızdır. Türkiye’ye kar yağdı diye enflasyonu beş katına çıkan bir ülke hâline siz getirdiniz.

Ekonomi politikalarınızın içinin ne kadar boş olduğunu anlamanız için daha ne lazım!”

Devlet Bahçeli ne dedi, biz ne diyoruz?

“Türkiye birçok konuda büyük bir adaletsizlik, yoksulluk ve krizin pençesindeyken Sayın Devlet Bahçeli şu ifadeleri kullandı: “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir,” dedi.

Bizler de Saadet Partisi olarak diyoruz ki; mülakatlarda hakkı yenen gençlerimiz hakkını alana kadar, KHK mağdurları için adalet tecelli edene kadar, depremzede vatandaşlarımız yeni yuvalarına kavuşana kadar, emeklimiz ve asgarî ücretlimiz hakkını alıp insanca yaşama kavuşana kadar, gençlerimiz umudu Kapıkule Sınır Kapısı’ndan sonra değil Anadolu’da görene kadar, insanımız bereketi nutuklarda değil mutfakta hissedene kadar mücadele edeceğiz.”

“Erken seçime de baskın seçime de hazırız”

“Son günlerde sık sık “seçim yok” diyen Sayın Bahçeli’nin, bir gece ansızın “haydi seçime gidiyoruz” demeyeceğinin garantisi yoktur. Biz Saadet Partisi olarak iktidar ve ortaklarının erken seçim değil, baskın seçim peşinde olduğunu biliyoruz. Niyetleri, amaçları muhalefeti hazırlıksız yakalamaktır.

Ama Saadet Partisi olarak erken seçime de, baskın seçime de hazırız. Teşkilatlarımızla yarın seçim yapılacakmış gibi çalışıyoruz. İktidar neyi hesaplarsa hesaplasın; Saadet Partisi seçimlerde tüm hesapları altüst edecektir.”

“Sanal kumarda geri adımlar”

“Bu olumsuz tablo içerisinde elbette güzel şeyler de olmuyor değil. İki hafta önce, 21 Ocak tarihli grup toplantımızda kamu bankalarının mobil uygulamalarında çok kolay bir biçimde şans oyunları işlemleri yapılabildiğini gündeme getirmiştik. İşte burada bunları göstermiştik. Ve aslında bir kararnameyle, bir imzayla bu işin çözülebileceğini söylemiştik. Biz bunu dile getirdikten kısa bir süre sonra hükümet bu yanlış uygulamadan geri adım attı. Şu an bahsettiğimiz bu üç bankadan şans oyunları işlemleri yapılamıyor.

Öncelikle bu kararda emeği geçen kim varsa hepsine teşekkürü bir borç biliriz. Meclis kürsüsünden yaptığımız bu çağrının karşılık bulmasını değerli buluyoruz. Ancak! Bu güzel gelişmeyi daha geniş ve daha kalıcı uygulamalarla taçlandırmamız gerekir. Bu yüzden; sanal kumar sitelerinin ve reklamlarının her türlü platformdan kaldırılması ve bağımlılıkla topyekün mücadele için “Bağımlılık Mücadele Bakanlığı” kurulması teklifimizi yineliyoruz.

Bizlerin görevi milletimizin zararına olan her konuda uyarmak, milletimizin faydasına olacak işlerin hayata geçirilmesini sağlamaktır. Bizim yeni nesil siyasetten kastımız işte tam da budur. Elbette bir teşekkürü de burada teşkilatlarımıza, sizlere etmek istiyorum. Hiç şüphesiz bunun arkasında sizin sahada yapmış olduğunuz çalışmalar vardır.

Biz buradan söz veriyoruz; muhalefetken kamu bankalarında engellediğimiz kumarı, iktidar olduğumuzda Türkiye’den söküp atacağız. Bu ülkede yasal, gayr-ı yasal; gerçek veya sanal fark etmeksizin kumarın kökünü kazıyacağız. 1997’de Erbakan Hocamız nasıl kumarhanelerin kapısına kilit vurduysa, bizler de sanal kumarın fişini çekeceğiz. Saadet Partisi buna muktedirdir; Türkiye’yi “Önce Ahlâk ve Maneviyat” şuuruyla yönetmek için yetkindir.”