Rapora göre, parlamenter sistem döneminde Meclis, bürokrasi ve bakanlıklar arasında daha dengeli bir işleyiş bulunurken, yeni sistemle birlikte Cumhurbaşkanlığı karar süreçlerinde daha belirleyici hale geldi. Bu değişimle birlikte Meclisin yasa yapma ve denetleme gücünün zayıfladığı, yargının bağımsızlığının ise tartışmalı bir hale geldiği vurgulandı.

“SADECE SİSTEM DEĞİL, İŞLEYİŞ DE DEĞİŞTİ”

Raporda, 2017 referandumu ve 2018 seçimleriyle hayata geçen yeni yönetim modelinin yalnızca bir “hükümet sistemi değişikliği” olmadığına dikkat çekilerek, devletin işleyiş biçiminin de köklü şekilde değiştiği belirtildi. Karar alma süreçleri, politika üretim yöntemleri ve denetim mekanizmalarının önceki döneme göre farklılaştığı ifade edildi.

Kurumsal dönüşümün yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı olmadığına değinilen raporda, asıl belirleyici unsurun bu kuralların nasıl uygulandığı olduğu kaydedildi. Bu çerçevede, 2018 sonrası değişimin hem kağıt üzerinde hem de uygulamada gerçekleştiği vurgulandı.

2018 ÖNCESİ: DAHA YAVAŞ AMA DENGELİ

Raporda, 2018 öncesinde uygulanan parlamenter sistemin karar alma süreçlerinde daha fazla aktörün yer aldığı, bu nedenle zaman zaman yavaş işlese de daha dengeli bir yapı sunduğu ifade edildi. Müsteşarlıklar ve Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurumların, siyaset ile bürokrasi arasında köprü görevi gördüğü belirtildi.

Ancak bu sistemin de sorunlarına değinilen raporda; yönetim krizleri, karar alma süreçlerinde tıkanmalar ve güç odakları arasındaki çatışmaların zaman zaman vesayet tartışmalarına yol açtığı hatırlatıldı.

2018’E GİDEN SÜREÇ: KADEMELİ DÖNÜŞÜM

Raporda, 2018’deki sistem değişikliğinin ani bir kırılma olmadığı, 2007 Cumhurbaşkanlığı krizi, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmeye başlanması ve 2016 sonrası olağanüstü hal sürecinin bu dönüşümün önemli aşamaları olduğu belirtildi. Bu süreçte yürütmenin güç kazandığı, denetim mekanizmalarının ise zayıfladığı ifade edildi.

YENİ SİSTEM: HIZLI KARAR, DAR ÇEVRE

2018 sonrası sistemde yürütme gücünün tek merkezde toplandığı ve Başbakanlığın kaldırıldığı hatırlatılan raporda, kararların daha hızlı alındığı ancak daha dar bir çevrede şekillendiği vurgulandı.

Yasama süreçlerinde de değişim yaşandığı belirtilerek, Meclisin rolünün azaldığı, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin daha belirleyici hale geldiği ifade edildi. Bu durumun, yasaların daha çok yürütme tarafından belirlenmesi anlamına geldiği kaydedildi.

Politika üretiminde ise bakanlıklar ve uzman kadroların etkisinin azaldığı, Cumhurbaşkanlığına bağlı kurul ve ofislerin öne çıktığı belirtildi. Bunun, hız avantajı sağlasa da uzmanlık bilgisinin geri planda kalmasına neden olabileceği ifade edildi.

ARA KURUMLARIN KALDIRILMASI KOORDİNASYONU ETKİLEDİ

Raporda, müsteşarlık gibi ara kurumların kaldırılmasının siyaset ile bürokrasi arasındaki bağı zayıflattığına dikkat çekildi. Bu durumun kurumlar arası koordinasyon sorunlarına yol açabildiği ve bazı süreçlerde tıkanmalara neden olabildiği belirtildi.

DENETİM MEKANİZMALARINDA ZAYIFLAMA

Yeni sistemde Meclisin yürütmeyi denetleme kapasitesinin önemli ölçüde azaldığı ifade edilen raporda, bazı denetim araçlarının kaldırıldığı veya etkisiz hale geldiği vurgulandı.

Yargı alanında yapılan değişikliklerin de yürütmenin etkisini artırdığı belirtilerek, bu durumun yargının bağımsız hareket etme kapasitesini zayıflattığı kaydedildi. Raporda, bu şartlarda hukukun denetleyici bir mekanizma olmaktan uzaklaşarak kararları destekleyen bir araca dönüşebileceği uyarısı yapıldı.

“DENGE BOZULDU, RİSKLER ARTTI”

Yasama ve yargının aynı anda zayıflamasının sistemde dengeyi bozduğuna dikkat çekilen raporda, kısa vadede hızlı karar alma imkânı sağlansa da uzun vadede hataların tespit edilmesini zorlaştırdığı ifade edildi.

Genel değerlendirmede, Türkiye’de son yıllarda yürütme gücünün merkezileştiği, denge-denetim mekanizmalarının zayıfladığı ve karar alma süreçlerinin dar bir çevrede toplandığı tespitine yer verildi.

Raporda, sistemin daha sağlıklı işlemesi için bakanlıkların güçlendirilmesi, uzman kadroların yeniden etkin hale getirilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun artırılması gerektiği belirtildi.

Ayrıca Meclis ve yargının denetim gücünün artırılmasının, sistemin daha dengeli işlemesine katkı sağlayacağı ifade edildi.

Raporda, 2018 sonrası dönemde Türkiye’de devlet yapısının daha da merkezileştiği sonucuna ulaşıldı.

TÜRKIYE’DE YENI YÖNETIM SISTEMI: MERKEZILEŞEN GÜÇ VE DENGE ARAYIŞI

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sosyal İşler Başkanı Sinan Tekin, Türkiye’de 2017 referandumu ve 2018 seçimleriyle birlikte hayata geçen yeni yönetim sisteminin, devletin işleyiş biçiminde köklü bir dönüşümü beraberinde getirdiğine dikkat çekti.

Bu süreçte yürütme gücünün önemli ölçüde merkezileştiğini, karar alma mekanizmalarının hız kazandığına dikkati çeken Tekin, şunları söyledi:

“Ancak bu hız, karar süreçlerine farklı görüşlerin katılımının azalması ve dengedenetim mekanizmalarının zayıflaması gibi önemli tartışmaları da gündeme getirmiştir. Yeni sistemle birlikte Meclisin yasama ve denetim gücünde gerileme yaşanmış, yargının bağımsızlığına ilişkin şüpheler artmıştır. Aynı zamanda bürokratik yapıdaki değişiklikler, kurumlar arası koordinasyon ve uzmanlık temelli politika üretimi açısından bazı zorluklara yol açmıştır.

Kısa vadede hızlı karar alma ve merkezi koordinasyon avantajı sağlayan bu yapı, uzun vadede kurumsal kapasite, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken sonuçlar doğurmaktadır.

MHP, Bolu İl Teşkilatını feshetti
MHP, Bolu İl Teşkilatını feshetti
İçeriği Görüntüle

Daha dengeli ve sürdürülebilir bir yönetim yapısı için; Meclisin ve yargının denetim gücünün güçlendirilmesi, uzman kadroların yeniden etkin hale getirilmesi ve kurumlar arası işleyişin güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.”