Hayatı

Abdülkâhir el-Cürcânî Hazar denizinin güneydoğusunda bulunan Cürcân şehrinde doğmuş ve bütün hayatını bu şehirde geçirmiştir. Doğum tarihi bilinmese de hocası Ebü’l-Hüseyn el-Fârisî’nin (ö. 421/1030) vefat tarihinden hareketle, IV./X. yüzyılın son çeyreği ile V./XI. yüzyılın başlarındaki bir tarihte doğduğu tahmin edilebilir. Cürcânî “rıhle” denilen ilim yolculuklarına çıkmamış, Cürcân’da Ebü’l-Hüseyn el-Fârisî’nin öğrencisi olmuştur. Kaynaklarda bunun dışında bir hocasından bahsedilmemektedir. Ebü’l-Hüseyn meşhur nahivci Ebû Ali el-Fârisî’nin yeğeni ve öğrencisidir. Bu hocası vasıtasıyla Cürcânî, Basra nahiv mektebine eklemlenir. Cürcânî tercih edilen görüşe göre 471/1078 yılında vefat etmiştir. Bazı biyografik kaynaklarda vefat yılı 474/1082 olarak da verilmiştir.

Cürcânî’nin ilim hayatı iki döneme ayrılabilir. İlk dönemde o, dilin ses düzeni, kelime yapısı ve cümle yapısına dair eserler vermiştir. Ebû Ali el-Fârisî’nin el-Îzâh’ı üzerine yazdığı ve kaynaklarda 30 cilt olduğu belirtilen şerh günümüze ulaşmamıştır. Bunun muhtasarı olan ve iki cilt halinde neşredilen el-Muktesid’te nahiv konuları ayrıntısıyla ele alınmıştır. Cürcânî sarf alanında yine Ebû Ali el-Fârisî’nin et-Tekmile adlı eserine üç cilt olarak neşredilen kapsamlı bir şerh yazmıştır. Cürcânî ilk dönemde bu ikisi dışında dilbilim alanında el-Umde, Kitâbü’l-miftâh ve el-Avâmil gibi daha küçük hacimli eserler de kaleme almıştır.

Cürcânî ilim hayatının ikinci döneminde ise belâgat ve dil felsefesi konularına yoğunlaşmıştır. Onun ikinci dönem kariyerinin başlamasında o dönemde Cürcân topraklarında etkili olan Mu‘tezile propogandası etkili olmuştur. 455/1053 yılı itibariyle on yıl süren Mu‘tezile mihnesinde Eş‘arîler üzerinde baskı kurulmuş ve birçok âlim sürgün edilmiştir. Cürcânî’nin geç dönem eserlerindeki Mu‘tezile karşıtı olarak yorumlanabilecek söylemler bu olaylarla irtibatlı olmalıdır. Cürcânî ilim hayatının ikinci döneminde belâgat ilmi için birer dönüm noktası olan Delâilü’l-i‘câz ve Esrârü’l-belâga adlı eserlerini kaleme almıştır. Bunlardan ilkinde belâgatın meânî dalının, ikincisinde ise beyân dalının temelleri atılmıştır. Bu eserlerde dil felsefesinin önemli konuları da tartışılmıştır. 

 Dil Anlayışı

Abdülkâhir el-Cürcani nahiv eserlerinde Arap dilinin yapısını Basra nahiv geleneğine eklemlenerek çözümleyen bir dilbilimci olarak karşımıza çıkmaktadır. O, edebî eleştiri, belâgat ve dil felsefesi alanlarına yöneldikten sonraki süreçte sözdizimi nazariyesini geliştirmiş, belâgatın meânî ve beyân birimlerini tesis etmiştir. Onun geç dönem eserlerinde dil ve sözün zihnî ve yapısal boyutları öne çıkarılmıştır. Cürcani lafızcı dil, söz ve fesahat anlayışlarına karşı, sözün, bir dildeki lafızlarca biçimlendirilmiş anlamların gramere göre gerçekleşen bir diziminden ibaret olduğunu, gerek dil ve sözün mahiyetinin gerekse sözün fesahatinin lafızlara atıfla açıklanamayacağını savunmuştur. O, buna dair görüşlerini Eş‘arilerin kelâm-ı nefsi görüşü ile nahivcilerin “i‘rab anlamdır'' iddiasının bir terkibiyle ortaya koymuştur. Bunu yaparken karşısına aldığı kesimlerse i‘rabın lafız olduğunu iddia eden mantıkçılar, sözün kesintili seslerinden ibaret bir fiil ve ses cinsinden araz olduğunu iddia eden Mu‘tezile kelamcıları, fesahatin lafızlardan kaynaklandığını savunan belâgatçılar ve tehaddînin gerçekleştiği i‘caz veçhini sözdiziminin (nazm) dışında arayan i‘câz mektebi düşünürleridir. Lafızcı yaklaşımlar karşısında Cürcânî, dilin yapısal boyutlarına dikkat çekerek, dilin ne kelime ne de terkipler düzeyinde bir lafız olgusuna indirgenebileceğini savunmuştur.

Cürcânî dilin kasıtların iletildiği bir araçtan ibaret olmadığı, bilakis düşünce ameliyesinin dil içre gerçekleştiği kanaatindedir. Ona göre sözdizimi, kelimelerin ne semantik içeriklerine ne de lafız özelliklerine atıfla açıklanabilir. Lafız olmak bakımından lafızlar sözdeki dizimin ilkesine sahip değildir. Şu halde lafızlarda temessül ettiği haliyle sözdizimi, anlamların zihinde gramere göre gerçekleşen diziminin bir temsili olarak değerlendirilmelidir. Dildeki lafızlar anlamları yapılandırmaları bakımından dilsel bir önemi haizdir ve ağızdan çıkan seslere indirgenemez. Dil gerek lafız gerekse anlam boyutuyla yapısal bir olgudur. Düşünce de (fikr) bir dilin lafızlarınca biçimlendirilmiş anlamların gramare uygun şekilde dizilmesiyle gerçekleşmektedir.

Cürcânî’ye göre dilin yegâne işlevi dış dünyanın bir temsilini sağlamak değildir. Bu anlamda o, mütekabiliyetçi dil anlayışlarını eleştirmiştir. Dilin kendine özgü dünyasında dış dünyanın temsiline yer olmakla birlikte, aynı zamanda yalan, kurgu, efsane gibi gerçeklikten kopuk anlatımlara, istiare, temsil ve kinaye gibi dolaylamalı anlatımlara ve takdim-tehir, hazif, zikir, tarif, tenkir, tekrar, fasıl, vasıl gibi sözdizimi uygulamalarına da yer vardır. Belli bir varlık ve bilgi tasavvurunu mutlaklaştırarak dile sınırlar getirme veya ona roller biçme hatasına düşülmemelidir.

Cürcânî dil ve sözün mahiyetine yönelik tahlilleriyle dildeki dolaylamalı anlatımları ve sözdizimi uygulamalarını açıklamak üzere felsefî bir zemin oluşturmuştur. Bu temeller üzerine o, daha sonra meânî ve beyân diye ayrıştırılacak alanları gerek nazarî gerekse uygulamalı yönleriyle ayrıntılı olarak ele almıştır. Delâilü’l-i‘câz’da meânî konuları Arap şiiri ve âyetler örnekliğinde ele alınırken, Esrârü’l-belâga’da hakikat, mecaz, temsil, istiâre ve kinâye gibi dil olguları yine Arap edebiyatının seçkin örnekleri üzerinden ele alınmış, bu konularda ayrımlar, tanımlar ve tasnifler yapılmıştır. Abdülkâhir el-Cürcânî’nin bu iki eserdeki görüşleri tefsir alanında Zemahşerî (ö. 538/1144) öncülüğünde, belâgat alanında ise Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) ve Sekkâkî (ö. 626/1229) öncülüğünde sürdürülmüştür.  

Temel Soruları

  • Dil ve sözün mahiyeti nedir?

  • Gramer nedir?  

  • Dilsel yapılar nasıl çözümlenebilir?

  • Sözün edebî değeri nasıl temellendirilebilir?

  • Sözün edebî bakımdan erişilmez oluşu (i‘caz) nasıl açıklanmalıdır?

Öne Çıkan Eserleri

  • el-Muktesid fî şerhi’t-tekmile: nşr. Ahmed b. Abdullah b. İbrahîm, Câmi‘atu’l-İmam Muhammed b. Suud el-İslâmiyye, Riyad 1428/2007.

  • el-Umde: Kitâbun fi’t-tasrîf: nşr. Bedrâvî Zehrân, Dâru’l-meârif, Kahire 1995.

  • Kitâbu’l-Miftâh: nşr. Ali Tevfik, Müessesetü’r-risâle, Beyrut 1407/1987.

  • Kitâbu’l-muktesid fî şerhi’l-îzâh: nşr. Kâzım Bahr el-Murcân, yy., ty.

  • el-Avâmilu’l-mie: haz. Nevzat H. Yanık v.dğr., Bakanlar Matbaacılık, Erzurum 2000.

  • Kitâbu’l-cümel fi’n-nahv: nşr. Yüsri Abdülganî Abdullah, Dârü'l-kütübi'l-‘ilmiyye, Beyrut 1410/1990.

  • er-Risâletü’ş-şâfiye: nşr. Mahmûd Muhammed Şâkir, (Delâil baskısının sonunda, s. 575-628); nşr. Muhammed Ahmed Halefullah, Muhammed Zaglûl Selâm, Kahire: Dâru’l-me‘ârif, (Selâsü resâil içerisinde).

  • Delâilu’l-i‘câz: nşr. Mahmud Muhammed Şâkir, Mektebetü’l-Hâncî, Kahire 1424/2004. (Eser, Osman Güman tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir: Litera Yayıncılık, İstanbul 2008)

  • Esrâru’l-belâga: nşr. Mahmud Muhammed Şâkir, Dâru’l-medenî, Cidde 1412/1991.

  • Kitâbu’l-‘arûz: Menşûrâtü’l-mektebeti’l-‘ilmiyye, 1379/1960. (el-İknâ‘ fi’l-‘arûz ve tahrîci’l-kavâfî adlı eserin sonunda (s. 88-90) ek olarak neşredilmiştir).

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu