Hayatı

Doğum tarihi net olarak bilinmemekle birlikte X. Yüzyılda yaşamış olan Ebû İshâk, doğduğu yere atıfla el-İsferâyînî nisbesiyle tanınmıştır. Lakabı dinin temeli anlamındaki Rükneddîn’dir. Bâkıllânî ve İbn Fûrek ile birlikte Eş’arî kelâmını sistematize etmiş olan üç âlimden biri olan İsferâyînî'nin yaşadığı dönem, ilmî ve kültürel faaliyetlerin zirveye ulaştığı ve Kadı Abdulcabbâr, İbn Sînâ gibi büyük âlimlerin yetiştiği bir dönemdir. Kelâm, fıkıh, usûl, hadis ve lügat ilimlerinde üstad olarak kabul edilen İsferâyînî döneminin önemli âlimlerinden dersler almıştır. Kelâm derslerini Irak’ta İmam Eş’arî’nin öğrencisi Ebû’l-Hasan el-Bâhilî’den almış; Ebû Muhammed Da'lec b. Ahmed es-Siczî’den hadis okumuştur.  Dönüşünden sonra Ebû Bekir el-İsmâilî ve Ebû Bekir Muhammed b. Yezdâd’tan hadis dersi almıştır. Daha sonra Nisaburluların daveti üzerine bu şehre yerleşmiş, kendisi için inşâ edilen medresede çok önemli talebeler yetiştirmiştir. Ebû Tayyib et-Taberî, Abdülkâhir el-Bağdâdî, Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakî, Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî onun talebeleri arasındadır. Hayatının geri kalan kısmını da burada geçiren İsferâyînî 418/1027'de Nisabur’da vefat etmiş ve orada defnedilmiştir; naaşı daha sonra oğlu tarafından İsferâyîn kasabasındaki kabristana nakledilmiştir.

Öğretisi

Eş’arî kelamının sağlam bir yapıya kavuşmasında ve metodolojisinin sistematik hale gelmesinde önemli etkileri olan İsferâyînî, Eş’arîliğin genel kabullerine sahip olmakla birlikte, ekol içerisinde farklı görüşlere sahip olması ile bilinmektedir. Ancak onun farklı görüşler ileri sürmesini mezhebinde gördüğü eksiklikleri düzeltmek adına yaptığı katkılar olarak algılarsak daha doğru bir sonuca ulaşırız. Onun çabası muarızlarına karşı Eş’arîliği güçlü bir ekol haline getirmekti. İsferâyînî’nin görüşleri içinde en dikkat çekeni Allah’ın kelâm sıfatı hakkındaki görüşüdür. O bu konuda Bâkıllânî ve İbn Fûrek’ten farklı düşünmektedir. Ona göre; Allah'ın kelâmı ses ve harflerden meydana gelmediğinden işitilmesi mümkün değildir.  Kıraat, yazma, hıfzetme ve işitme gibi hususlar araz olup kadîm olan kelâma doğrudan taalluk edemezler. İşitme duyusu, görme duyusunda olduğu gibi işitilen şeylerin değişmesiyle değişir. Allah’ın kelâmının kendisi işitilemez. Sadece anlama manasında ve bir araç vasıtasıyla işitilebilir. Allah’ın kelâmının işitilmesi konusunda Eş’arîlerden farklı düşünen İsferâyîni Allah’ın görülmesi hususunda ise onların görüşlerini devam ettirmektedir. Ona göre; Allah’a herhangi bir yaratılmıştık özelliği verilmeden de Allah’ı görmek (ru’yetullah) mümkündür. Ru’yetullah, Allah’ın insanda ilmine ek olarak bir idrak yaratmasıyla gerçekleşecek olup, bu görme yaratılmışların görülmesine benzememektedir. İsferâyînî, bekâ sıfatı konusunda da Bâkıllânî'den farklı düşünmekte, İmâm Eş’arî’nin bu konudaki düşüncesine benzer şekilde, Allah'ın zatının, ondan ayrı, bağımsız bir bekâ ile bâkî olduğunu kabul etmektedir. İsferâyîni’ye göre zâtın bekâsı müstakil bir bekâ sıfatı ile mümkündür. Yine İsferayînî diğer Eş’arî âlimlerden farklı olarak manevî sıfatların ispatında şahidle gâibe istidlal yönteminden ziyade sebr ve taksim metodunu kullanmayı tercih etmiştir. Şâhidle gâibe istidlal yöntemi İmam Eş’arî de dâhil olmak üzere Eş’arîliğin kurucu âlimlerinin en temel metodudur, ancak İsferâyînî bu metodda bazı eksiklikler görerek kullanmayı doğru bulmamıştır. Nübüvvet konusunda Eş’arîliğin görüşlerini çoğunlukla devam ettiren İsferâyînî, nübüvvete ait meselelerden kerâmet konusundaki fikirleriyle ekolün genelinden farklılaşmıştır. Ona göre; peygamber dışında başka bir insanda mucize türünden olayların gerçekleşmesi mümkün değildir. Evliyânın bundan dolayı bu türden kerâmet sahibi olması imkan dahilinde değildir. Evliyânın kerâmet göstermesi sadece dualarının kabûlü şeklinde cereyân edebilir, bunların ise mucize türünden olaylar olması imkânsızdır. Kelâmcıların çoğunluğuna göre mucizenin şartlarından olan meydan okumayı ve bir amaca matuf olmayı, Ebû İshâk mucize için zorunlu olan şartlardan görmez.  İsferâyîni’nin mucize konusunda diğer kelâmcılardan ayrıldığı bir diğer konu ise Hz. Peygamber’in hiçbir hissî mucizesini aktarmamasıdır. O, Hz. Peygamber’in mucizesi olarak Kur’an’ı ön plana çıkarır ve onun i’cazı üzerinde durur. Eş’arîliğin sistemleşmesinde önemli katkıları olan İsferâyînî temel meselelerde ekolün görüşlerine uymakla birlikte kendine özgü görüşler ortaya koymaktan çekinmemiş ve Eş’arîliğin kurucu âlimlerinden biri haline gelmiştir.

Varlık Düşüncesi ve Metafiziği

İsferâyînî, âlemin ve içerisindeki varlıkların sonradanlığını ortaya koymayı, Allah’ın tek kıdem sahibi ve âlemin yaratıcısı olduğunu ispatlamada bir yöntem olarak kullanır. Âlemin hudûsuna vurgu yapmasındaki asıl amaç hâdis varlıkların bir yaratıcıya ihtiyaçları olduğunu ve bunun da Allah olduğunu kanıtlamak içindir. Çünkü âlemin sonradan meydana gelmesi (hudûs), ya kendiliğinden ya da başkası dolayısıyla olmalıdır. Kendi kendine hâdis olması imkânsızdır. Dolayısıyla onların hudûsu başkası tarafından sağlanır. Onların hâdisliğini sağlayan varlığın hâdis olması da düşünülemez, çünkü bu teselsüle neden olur. Dolayısıyla âlemin bir muhdise ihtiyacı vardır ve bu da kadîm olan Allah’tır. İsferayînî âlemin hudûsunu cevher-araz teorisi üzerinden giderek açıklamaktadır. O’na göre âlem; Allah'ın zâtı ve sıfatları dışındaki tüm varlıklardan oluşmakta olup cevher ve arazlardan müteşekkildir. Maddenin en temel ve parçalanmayan birimi olan cevherlerin en önemli özelliği yer kaplamaları ve birbirlerinin benzerlerinden meydana gelmeleridir. Yer kaplama (tehayyüz), hacimli olma, sonlu olma, araz kabul etme ve bir mahalle ihtiyaç duymama cevherler için zorunludur. Ayrıca, iki cevherin bir yerde var olması mümkün değildir. Araz ise, varlığı bir mahalle ihtiyaç duyan mânâ anlamındadır. Arazların yok olduklarını varsaymak mümkün değildir. Çünkü zâtının devamı ile beraber iki değişik özellik taşıyan her varlık kendisine eklenmiş bir mânâya ihtiyaç duyar. Arazlar, kendi başlarına var olamaz, bir yerden bir yere intikal edemez, birbirleriyle var olamaz, var olmak için özel bir yapıya da ihtiyaç duymazlar. Var olmak için sadece mahalle ve onları var edecek bir iradeye ihtiyaç duyarlar. O âlem anlayışında atomculuğa vurgu yapmakta, bu noktada cevher-i ferd konusuna ayrıntılı biçimde değinmektedir.

Öne Çıkan Eserleri

  • el-Akîde: Süleymaniye Ktp., Hasan Hüsnü Paşa, nr. 1160.
  • el-Câmiu'l-Celî ve'l-Hafî fi Usûli'd-dîn ve'r-Red ale'l-Mülhidîn.
  • Edebü'l-Cedel: Kayseri Râşid Efendi Ktp., nr. 9329.
  • Nûru'l-Ayn fî Meşhedi'l-Hüseyn: Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 4703, 4731.
  • Kitâbü'l-Vasf ve's-Sıfat.
  • Mesâilü'd-Devr.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu