Hayatı

Şîraz'da dünyaya gelmiştir. Babası Bahâüddin ticaretle uğraşmaktaydı ve Salgur Atabeyliği zamanında İsfahan’dan Şîraz'a göç etmişti. Babasının vefatında küçük bir çocuktu. Küçük yaşta fırında çalıştı ve hamur yoğurmakla meşgul oldu. Bu sırada okuma arzusu galebe çaldı ve Mevlânâ Şemseddin Abdullah Şîrâzî’den dersler aldı. Dönemin önemli ilmi eserleri olan Zemahşerî’nin Keşşâf, Mutarrizî’nin Misbâh, Beyzâvî’nin Tevâliü’l-Evnâr, Kutbüddin Râzî’nin Şerh-i Metâli’, Sekkaki’nin Miftahü’l-ulûm adlı eserlerini okudu.  Hayatına dair ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Devletşâh tezkiresinde ondan nâdire-i zamane; Molla Câmî Nefahâtü’l-Üns’te Lisânü’l-Gayb ve Tercümânü’l-Esrâr adlarıyla zikretmiştir. Hâfız gazelde Hâcû-yi Kirmânî’yi takip etmiş ve Hâcû’nun Şîraz’da bulunduğu dönemde kendisi ile görüşmüştür. Etkilendiği diğer şairler Selmân-ı Sâvecî, Sa’dî Şîrâzî, İmâd Fakih, ve Evhadî’dir. Şiirlerinde dönemin bazı emir ve hükümdarların adını zikretmiş ve onları methetmiştir. Bunlar arasında Ebû İshâk İncû, Şah Şucâ ve Şah Mansur sayılabilir. Dönemin Bağdat hâkimi olan Celâyir sultanları ile de irtibat halindeydi.  Hâfız hâmisi vezir Kıvâmuddin’in Şah Şucâ tarafından öldürülmesinden sonra Yezd hâkimi olan Hâce Celâleddin Turan Şah’a sığındı. Yezd’de umduğunu bulamayan Hâfız Şîraz’a geri döndü.    Dönemin Deken hâkimi Hâfız’ın yol masraflarını göndererek kendisini sarayına davet etmiş ve Hâfız da gitmeyi kabul etmiş, ancak Hürmüz limanına geldiğinde gemiye bineceği zaman büyük bir fırtınaya şahit olmuş ve gitmekten vazgeçmiştir. Hâfız büyük bir ihtimalle 792/1390 yılında Şîraz’da ölmüş ve bugün Hâfıziyye olarak bilinen yere defnedilmiştir.

Hâfız’ın divanını ilk kez bir araya getiren kişi arkadaşı Muhammed Gülendam adlı bir şahıstır.  Hâfız’ın şiirleri Osmanlı coğrafyasında ilgi ile okunmuş tercüme ve şerhler yapılmıştır. Surûrî, Şemî, Sûdî Bosnavî ve Mehmed Vehbî tarafından bütün divanı şerh edilmiştir. Bunlar dışında tek bir gazel veya beyitleri de şerh edilmiştir. Ayrıca Hâfız Dîvân’ı Ferîdî adlı biri tarafından manzum olarak tercüme edilmiştir.

Öğretisi

Şiirleri tasavvufî-irfanî şiirin en fasih örnekleri olarak kabul edilen Hâfız’ın herhangi bir tarikata veya şeyhe bağlı olduğuna dair bir bilgi mevcut değildir. Aynı dönemde yaşayan Şemseddin Abdullah Şîrâzî, İmâd-ı Fakih-i Kirmânî, Seyyid Şerif Cürcânî, Nimetullah Veli, Hâce Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî ve Kemal Hucendî gibi şeyhlerle görüştüğünü tezkirelerde zikredilmiştir. Şiirlerinde hakikat yolunun kılavuzsuz aşılamayacağını defalarca dile getiren Hâfız’ın dönemin şeyhlerinden birine intisap etmiş olma ihtimali çok yüksektir.

Hâfız şiirlerinde hem insanın ilahi boyutunu hem de beşerî boyutunu mükemmel bir şekilde anlatır. Şiirlerine göz attığımızda bir taraftan Kur’ân hâfızı olan şair uzlet gecelerinde Kur’ân okuyan, hüthüt kuşunun rehberliğinde Anka’ya ulaşmaya çalışan, seher vakitlerinde yaptığı zikir ve duaların bereketiyle hazineler bağışlanan, en saf tasavvufi tecrübelerle sarhoş olan diğer taraftan mescitten harabata, dergah, mabed ve uzletten meyhaneye giden ve bütün işi kadehin dudakları ve gümüş tenli sakinin yanağı olan, bütün arzusu iki giran şarap içmek olan ve dönemin sosyal şartlarında şeyh, zahit ve müftüyü çok ağır bir dille eleştiren bir şahsiyettir. Hâfız’ın şiirleri onun günlük yaşamının yansıması değil, bilakis ruhsal ve zihinsel tecrübelerin yani düşünceler, hayaller, vesveseler, vakıalar ve onun melek ile hayvan arasında berzah âlemindeki insan makamındaki zihninde oluşan hadiselerin dolaylı olarak yansımasıdır.

Öne Çıkan Eserleri

  • Dîvân: nşr. Perviz Natil Hanleri, Bünyad-ı Ferheng-i İran, Tahran 1359hş.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu