Hayatı

İbn Emîr Hâcc, 825 yılında Halep’te doğdu ve burada yetişti. Emîr Hâcc lakabı, dedesine ait olmasına rağmen kendisi İbn Emîr Hâcc adıyla meşhur olmuştur. Yine kendisi için İbnu’l-Muvakkit tabiri de sıkça kullanılmıştır. İbn Emîr Hâcc, Halep’te İbrahim el-Kefernâvî gözetiminde Kur’ân’ı hıfz etti. Nevevî’nin Erbaîn, Mevsılî’nin el-Muhtâr, Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin Mukaddime, İzzeddin ez-Zencânî’nin Tasrîf ve Ahsîkesî’nin Müntehab adlı eserlerini ezberleyip İbn Hatîb en-Nâsıriyye, el-Burhânu’l-Hâfız ve Şehabeddin İbnu’r-Ressâm gibi Halep’in önde gelen alimlerine bunları arz etti. Alaeddin el-Malatî’den fıkıh eğitimi aldı. Zeynuddin Abdurrezzak el-Halebî’den ise sarf, nahiv, meânî, beyân ve mantık gibi ilim dallarında eğitim gördü. Halep’teki eğitiminin ardından önce Hama’ya giderek Ali İbnu’l-Eşkar’dan, ardından Kahire’ye giderek İbn Hacer el-Askalânî’den semâ etti. Kahire’de İbnu’l-Hümâm’a mülâzemet ederek ondan icazet aldı ve burada tedris ve ifta faaliyetlerinde bulundu. Çağdaşlarından Sehâvî, onu birçok ilim dalında uzman (müfennin) olarak nitelemiş ve aynı zamanda riyaset ve fahra düşkün olduğunu belirtmiştir. Kahire’den tekrar Halep’e döndüğü anlaşılan İbn Emîr Hâcc, muhtemelen burada tedris ve ifta faaliyetlerine devam etmiştir. Kaynaklar onun, hocası İbnu’l-Hümâm’a Hidâye şerhindeki bazı görüşleri nedeniyle itirazlarını içeren bir mektup gönderdiğini ve hocasının, bu değerlendirmelerin isabetli olmadığına dair cevap yazdığını aktarmaktadır. İbn Emîr Hâcc, birkaç defa hacc etmiştir. 877 yılındaki son haccından sonra bir süre Mekke’de kalmış, tedris ve ifta faaliyetlerinde bulunmuş ancak fazla zaman geçmeden Kudüs’e intikal etmiştir. Orada da yaklaşık iki ay kaldıktan sonra memleketi Halep’e dönmüştür. Sehâvî, İbn Emîr Hâcc’ın aslında her iki şehirde de ikamete niyet ettiğini ancak birtakım çekişmelerden dolayı bunun gerçekleşemediğini belirtir. Halep’e dönüşü ardından çok geçmeden rahatsızlanmış ve 50 gün süren ağır bir hastalık sürecinden sonra 29 Receb 879’da vefat etmiştir.

Öğretisi

İbn Emîr Hâcc’ın en önemli eseri olan et-Takrîr ve’t-Tahbîr, hocası İbnu’l-Hümâm’ın memzûc metot üzere yazdığı usûl kitabı et-Tahrîr’in şerhidir. Dolayısıyla İbn Emîr Hâcc, usûlde Hanefî-Şâfiî etkileşiminin yoğun bir şekilde yaşandığı düşünce çizgisini devamı ettiren düşünürlerden biridir. Şerhinde sıklıkla atıfta bulunduğu Gazzâlî, Fahreddîn Râzî, Âmidî, İbnu’s-Sââtî, Şemseddîn el-Isfehânî, Sadruşşerîa, Teftâzânî gibi isimler İbn Emîr Hâcc’ın bir şekilde bağlantılı olduğu düşünce çizgisini göstermektedir. Bu çizgide usûl ve kelam ilişkisi ön plana çıkmaktadır.

İbn Emîr Hâcc, hocası İbnu’l-Hümâm’dan farklı olarak, usûl ilmindeki mantık bahislerinin “el-mebâdiu’l-kelâmiyye” şeklinde adlandırılmasının sorun teşkil etmediğini düşünmektedir. İbnu’l-Hümâm bu adlandırmanın, mantığın kelama tahsisi şeklinde anlaşılabileceğini dile getirerek mantığın bütün ilimlere nispetinin eş olması nedeniyle “el-mebâdiu’l-kelâmiyye” isminin uygun olmadığını savunmaktadır. İbn Emîr Hâcc ise buradaki izafetin tahsis şeklinde değil, kelam ilminin şeref ve itibar bakımından önceliği şeklinde anlaşılması gerektiğini belirtmektedir. Bu öncelik nedeniyle mantık ilkeleri, diğer ilimlerden öncelikli olarak kelam ilmi için değer taşımaktadır ve bu da mantığın “el-mebâdiu’l-kelâmiyye” şeklinde adlandırılmasını sağlamıştır. İbn Emîr Hâcc’ın bu yaklaşımı, onun da Âmidî ve takipçilerinin kelam ilmi ağırlıklı öğretisinin bir takipçisi şeklinde yorumlanmasını sağlayabilir görünse de bu durum, kelam ve usûl ilişkisi ile ilgili her meselede aynı şekilde karşımıza çıkmamaktadır. Örneğin Âmidî ve takipçileri, usûl ilminin kendilerinden destek alması bakımından (istimdâd) ilişkili olduğu ilimleri sayarken dil, fıkıh ve kelam ilimlerini dile getirirken, İbnu’l-Hümam kelam ilminin bu anlamda bir etkisinin olmadığını belirtmiş ve öğrencisi İbn Emîr Hâcc da bu konuda onu takip etmiştir. İbn Emîr Hâcc’a göre kelam ilmi, dil ve fıkıh ilimlerinden farklı olarak usûl ilminin bir parçası sayılamayacağından usûl ilminin istimdâd ettiği ilimler içerisinde yer almamalıdır.

Usûl ve kelam ilişkisinin açık şekilde ortaya çıktığı konulardan biri olan “hâkim” meselesinde Mâturîdî ve takipçilerinden farklı olarak Eşarîlerin görüşünü benimseyen hocası İbnu’l-Hümâm’a doğrudan bir eleştiri getirmemesinden hareketle İbn Emîr Hâcc’ın da benzer bir kanaate sahip olduğu düşünülebilirse de aslında o, İbnu’l-Hümâm’ın da dile getirdiği “Buhârîler”in bu konudaki yaklaşımının birtakım uyumsuzluklar içerdiği değerlendirmesini yapmaktadır. Buhara ekolü, Ebû Hanîfe’ye isnat edilen “Allah’ın akılla bilinmesinin vâcib olduğu”na dair cümlenin tevil edilmesi gerektiğini ve bu cümleden, “akılla bilmenin daha uygun olacağı”nın kastedildiğini belirtmektedirler. İbn Emîr Hâcc, Buhara ekolünün bu tevilinin, iman ve şeriatı eş konuma getirmesi nedeniyle doğru olmadığını, çünkü bizzat Ebû Hanîfe’nin, hukuki sonuçları bakımından iman ve şeriatı birbirinden ayırdığını ifade etmektedir.

İbn Emîr Hâcc’ın, usûl ilminin “âmm lafızlar mücmel değildir, delâleti kat’îdir”, “emir sîgası vücûba delalet eder, tevakkufa yer yoktur”, “nehiy sîgası, muamelatta butlanı değil, fesadı gerektirir”, “Kitab’ın, haber-i vâhid ile tahsisi caiz değildir”, “mürsel rivayetler kabul edilir”, “icmâın hücciyetinde inkırâz-ı asır şart değildir”, “sükûtî icmâ katî hüküm ifade eder” gibi önemli konularında kendi mezhebi olan Hanefî çizgiyi takip ettiği görülmektedir.

Öne Çıkan Eserleri

  • et-Takrîr ve’t-Tahbîr fî Şerhi Kitâbi’t-Tahrîr: nşr. Abdullah Mahmud Muhammed Ömer, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 1999.
  • Halbetu’l-Mücellî ve Buğyetu’l-Mühtedî fî Şerhi Münyeti’l-Musallî: Köprülü Ktp., Fazıl Ahmed Paşa, nr. 606-607.
  • Ehâsinu’l-Mehâmil fî Şerhi’l-Avâmil: Berlin Königlichen Biblioethek, nr. 6477.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu