Hayatı

Tam adı Muhammed b. İshak en-Nedîm olan el-Fihrist müellifi, Ebü’l-Ferec b. Ebî Ya‘kûb el-Verrâk olarak bilinmektedir. Tabakât müellifleri bu isme Bağdatlı olması dolayısıyla el-Bağdâdî, kendisine tarihçi vasfı verilerek el-İhbârî, muhtemelen kendisinin zikrettiği fakat bugün elimizde olmayan eseri Kitâbu’l-evsâf ve’t-teşbîhât’a nispeten el-Edîb bazen de el-Kâtib nisbelerini eklemektedirler. Kaynaklarda İbnü’n-Nedîm’in tam olarak hangi tarihte doğduğu hakkında hemen hiçbir bilgi yoktur. Bununla birlikte el-Fihrist’teki bazı bilgilerden, 935’ten önce doğduğu sonucuna varılabilir.

İbnü’n-Nedîm’in tam ismine bakacak olursak en temelde iki vasfın dikkatimizi çektiği görülür: Nedîmlik ve varrâklık. Aynı zamanda babasına nispet edilebilecek bu mesleklerden özellikle varrâklığın İbnü’n-Nedîm’in temel mesleği olduğu söylenebilir. Ayrıca el-Fihrist’e bakıldığında, varrâklık hakkında verdiği bilgiler, kitaplara olan hususî vukûfiyeti ve merakı, kendisine gelen kitapları tetkik ettiğinden bahsetmesi, Büveyhî emirleri tarafından farklı bölgelerdeki kitapları ve kütüphaneleri incelemeye gönderilmesi, Bağdat’taki sûku’l-verrâkîn’de (kitapçılar çarşısı) varrâklık yapan filozof Yahyâ b. Adî ile arasında geçen diyalogları ve en önemlisi bazı kitapları istinsah ettiğiyle ilgili verdiği bilgiler İbnü’n-Nedîm’in bir varrâk olduğuna delalet eden verilerdir. Sem‘ânî’nin kitap istinsah eden, kâğıt ve kitap satan mânâlarına geldiğini söylediği, İbn Haldûn’un ise kitap ciltleyen, tashih eden ve neşreden şeklinde tanımladığı varrâklık, IV./X. asır Bağdat’ında birçok âlimin mesleği haline gelmişti. Bunlar arasında Yahyâ b. Adî, Ebû Saîd es-Sîrâfî ve Ebû Hayyân et-Tevhîdî gibi filozof, dilci ve edipler de bulunmaktaydı.

İbnü’n-Nedîm’in ilişkili olduğu çevreyi belirlemeye çalışırken karşımıza çıkan en önemli özellik, bu çevrenin daha çok aklî ilimlerle iştigal eden bir âlimler topluluğu olduğudur. Bu topluluğun iki ismin çevresinde oluştuğu anlaşılmaktadır: Ebû Süleyman es-Sicistânî el-Mantıkî (ö. 392/1001) ve Yahyâ b. Adî. (ö. 364/974). İbnü’n-Nedîm, es-Sicistânî’yi zikrederken isminin başına “şeyhunâ (şeyhimiz)” nitelemesini eklemekte ve kendisiyle olan yakın ilişkisini açığa vurmaktadır. Yahyâ b. Adî ise hem müellifimizin meslektaşı (varrâk) hem de çevresinde çeşitli filozof, âlim ve mütercimlerin toplandığı ve kendisinden ders aldıkları bir filozoftur. İbnü’n-Nedîm ondan “zamanının yegane ve biricik âlimi” diyerek bahsetmektedir.

İbnü’n-Nedîm’in ilişkili olduğu çevre daha çok aklî ilimlerle meşgul olan isimlerden oluşmaktadır. Doğrusu el-Fihrist’teki tasnife ve onun kaynaklarına bakıldığında da bu eserde aklî ilimlerin ön planda olduğu görülür. Zaten el-Fihrist’in ilk şekli dördüncü makaleden altıncı makaleye kadar olan (i) ulûmu’l-evâil (Antik bilimler), (ii) fal, büyü, sihir ve hikâye, (iii) dinler tarihi ve (iv) kimya bilimlerini kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Buna göre naklî ilimlere dair olan diğer bölümlerin çok kısa bir süre sonra bu ilk dört bölüme eklenmiş olduğu söylenebilir. İbnü’n-Nedîm’in Antik-Helenistik birikime ve aklî ilimlere olan ilgisi, sonraki dönem tabakât müelliflerinden İbnü’l-Kıftî’yi, İbnü’n-Nedîm hakkında şu satırları yazmaya yöneltmiştir:

“Kadîm bilimler hakkında oldukça fazla araştırma yapıyor ve onlarla ilgileniyordu. Kitap toplamaya ve hem onlarla ve hem de musannifleri ile ilgili bilgiler vermeye hevesliydi. Ayrıca eski yazı biçimlerini, klasik alfabeleri de iyi bilirdi.” (İbnü’l-Kıftî, İnbâhu’r-Ruvât, s. 42)

Tabakât yazarlarının söylediklerinden çıkartabildiğimiz kadarıyla İbnü’n-Nedîm Mu‘tezilî idi ve Şiî temayülleri vardı. el-Fihrist’teki bazı bilgiler de onun Şiî ve Mu‘tezilî olduğu düşüncesini doğrular niteliktedir. Öncelikle yukarıda da ifade edildiği üzere müellifimiz Ehl-i sünnet ulemâsını “Haşeviyye”, Eş‘arîleri “Mücbire” olarak nitelemekte, Şiîleri “hâssî” (üst tabakadan) diğer kimseleri ise “âmmî” (orta veya alt tabaklardan) olarak adlandırmaktadır. Ayrıca o, İmam Şâfiî’de Şiîlik temayülü bulunduğunu iddia etmekte, Hz. Ali için oldukça sık bir biçimde övgü ifadeleri kullanırken, onun karşısında bulunan sahabiler için bunları esirgemektedir. Ayrıca tarihçi el-Vâkıdî’nin Şiî olduğunu ifade ederken, mezhebi ile ilgili değerlendirmelerde de bulunmakta ve tuttuğu yolun iyiliğinden bahsetmektedir.

Tabakât yazarlarının çoğu İbnü’n-Nedîm’in vefatının 380/990 tarihi ile 385/995 tarihi arasında gerçekleştiğini söylemektedirler. İbnü’n-Nedîm’in daha geç bir tarihte vefat etmiş olabileceğine dair rivayetler ise genellikle el-Fihrist’te yer alan muhtelif tarih bilgilerinden kaynaklanmaktadır. Buna göre el-Fihrist’te hicrî 400 yılından sonrasını gösteren bilgilere rastlansa da bu bilgilerin müstensihler tarafından eklendiği ihtimali daha yüksektir.

Öğretisi

Bilim Tarihi Olarak el-Fihrist

İbnü’n-Nedîm IV/X. yüzyıl Bağdat’ında yaşamış bir bilim tarihçisidir. Arapça literatür tarihi açısından özel bir yere sahip olan IV/X. asır, mevcut müdevvenât üzerine gelişen yoğun bir ansiklopedik telif çabasına şahit olmuştur. Bunun bir nedeni tedvîn, tasnîf ve tebvîb süreçleri neticesinde ortaya konulan birikimi kategorize etme ve bir araya getirme ihtiyacıydı. el-Fihrist bu çabaların bir devamı olarak gözükür ve mevcut müdevvenâtı başka dillerden Arapça’ya tercüme edilmiş literatürü de içerecek şekilde kapsamlı olarak tasnif eder. İbnü’n-Nedîm’in Fihristu’l-ulemâ ve el-Fihrist fî ahbâri’l-ulemâ olarak adlandırdığı, sonraki tabakât müelliflerinin de Fihristu’l-ulemâ, Fevzu’l-ulûm, el-Fihrist fî ahbâri’l-udebâ ve Fihrisu’l-ulûm adlarıyla niteledikleri el-Fihrist, İbnü’n-Nedîm tarafından şu şekilde tanıtılır: “Bu, Arap ve Arap olmayan (Acem) bütün milletlerin Arap dilinde bulunan kitaplarının fihristidir. Başlangıcından asrımıza kadar (h. 377) ortaya çıkan bütün ilimlerin sınıflarına, musanniflerinin haberlerine, müelliflerinin hayatına, neseplerine, doğum ve ölüm tarihlerine, ülkelerine, menkıbelerine ve cedlerine dairdir.” Buradaki tanımlamadan da anlaşılacağı üzere el-Fihrist, Arapça’da telif edilmiş literatürü belirli bir ilim sınırlaması gözetmeksizin kuşatarak ele alır. el-Fihrist’in telif edildiği dönem, ilim dallarının farklılaşarak kendi metodolojilerini kurmaları ve geliştirmelerinin sonrasında daha çok yazılı malzeme üzerine yapılan çalışmaların doğurduğu özgün okullar ve ilmî hayatın gelişmişliği ile tebarüz etmektedir. Bu asırdan hemen önce, ilimlerin tedvini gerçekleştirilmiş, kısa bir zaman sonra da bu ilimler konu ve metotlarına göre müstakil hale gelerek kendilerine özgü yapılarını kazanmaya başlamışlardı. Fakat bu süreç belirli bilgi alanlarının oluşmasıyla sınırlı kalmamış, bu bilgi alanları da kendi içlerinde sistematik bir biçimde ele alınarak çeşitli açılardan bölümlere ayrılmışlardır (tasnîf ve tebvîb). Bahse konu olan ilim dallarının gelişmesiyle birlikte telif hareketi de hızlanmış, Müslümanlar hem karşılaştıkları yeni problemlere cevap bulabilmek ve hem de yazılı malzemeyi tasnif edip sistemleştirmek için oldukça yoğun bir çaba harcamışlardır. Ayrıca ilişkiye girilen komşu medeniyet havzalarından tercüme edilen birikim işlenerek daha çok aklî ilimlere dair göz kamaştırıcı bir literatür ortaya konulmuştur. Bütün bunlarla birlikte İslâm coğrafyasında kütüphaneler büyük bir gelişme göstermiş neredeyse her şehirde on binlerce ve hatta bazı kaynaklardaki bilgilere göre yüz binlerce ciltlik kapasiteleri olan kitap evleri kurulmuştur. Bu dönemde Bağdat’ın en büyük kütüphanesi müellifimizin de zaman zaman gidip incelediğini söylediği Şerefu’d-devle’nin kurdurduğu kütüphane ile “Hizânetü’l-hikme” adı ile bilinen kütüphanedir.

Şüphesiz bu kütüphanelerdeki müellefâtın işaret ettiği ilmî birikimin ele alınarak tasnif edilmesi, dahası bu müellefâtın geniş bir dökümünün yapılması gerekiyordu. Bu, daha önce çok fazla şümullü olmasa da bazı âlimler tarafından yapılmıştı. Örneğin felâsifeden Kindî gibi bazıları Yunan filozoflarının eserlerinin listesini çıkarıyor, bazen de Huneyn b. İshâk ve İshâk b. Huneyn gibi kimi mütercimler bir tür felsefe tarihi yazımına girişiyor, Ebû Saîd es-Sîrâfî, Ebü’l-Kâsım el-Hicâzî, Ahmed b. Hâris el-Hazzâz, Ya‘kûbî, Ebü’l-Ferec el-İsfehanî, Ebû Tayyib eş-Şafiî, Ebü’l-Feth en-Nahvî gibi bazı âlimler de müstakil ilimler merkezinde bu çabaya katkıda bulunmaya çalışıyorlardı. Bununla birlikte, el-Fihrist, söz konusu eserlerden, klasik İslâm literatür tarihini bütün birikimiyle birlikte ilk defa tedvin eden eser olma niteliğiyle ayrılır.

İbnü’n-Nedîm el-Fihrist’i hicrî 377 senesinde tamamlamıştır. Bu tarih el-Fihrist’in önsözünde zikredilmekte, yer yer bazı makalelerin sonunda da aynı tarihe işaret edilmektedir. Fakat el-Fihrist’te geçen farklı tarihlere bakılarak kitabın süreç dâhilinde kaleme alındığını ve bu tarihin eserin bitiş tarihi olmakla birlikte (temize çekme tarihi), yakın tarihlerin daha sonra müellif, uzak tarihlerin ise muhtemelen müstensihler tarafından esere eklendiği söylenebilir. Bu tarihten önce müellifimiz yazı, dil ve edebiyat hakkında Kitâbu’l-evsâf ve’t-teşbîhât adlı bir başka eser daha kaleme almış olmasına rağmen bu kitap günümüze gelememiştir.

el-Fihrist biyo-bibliyografik niteliğinin yanı sıra, bir tür bilim ve kültür tarihi olarak da görülebilir. Çünkü İbnü’n-Nedîm sadece kitaplar hakkında bilgi vermez, bu kitapların ait olduğu ilimler ve bu ilimlerin gelişimi, kurucuları ve yer yer temel meseleleri hakkında da bilgi verir. Ayrıca dinler ve mezhepler söz konusu olduğunda da aynı yaklaşım sürdürülerek, dinler ve mezheplerin tarihî arka planı ve temsilcileri tanıtılır. On makale halinde tertip edilen el-Fihrist şu bölümlerden oluşur:

i.            Yazı, kutsal kitaplar ve Kur’ân ilimleri

ii.           Nahiv ve dil ilimleri

iii.         Tarih

iv.          Şiir

v.           Kelâm ve tasavvuf

vi.          Fıkıh ve hadis

vii.        Felsefe ve tıp

viii.       Sihir, büyü, efsane ve hikâyeler

ix.          Dinler ve mezhepler

x.           Simya ve kimya

el-Fihrist’te görülen tasnifin ele verdiği sistematik yaklaşım, konulara göre düzenlenmiş bir eserle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Buna göre el-Fihrist, işlenecek konuyu evvela tarihsel gelişimi itibarıyla ele almakta, yeri geldiğinde temel problemlerine de değinerek genel bir fikir vermeye çalıştıktan sonra bu konuda ilk eser verenleri ya da söz konusu eğer ilim ise kurucusu sayılabilecek kimseyi ve eserlerini sıralamaktadır. Böylece bu ilmin gelişimiyle ilgili özel bir tasavvuru ortaya koymakta, çoğu zaman ilmin menşeine dair özgün bir yaklaşım getirmektedir. Öte taraftan, el-Fihrist bir dinler ve mezhepler tarihi hüviyeti kazanarak dinler veya mezhepler hakkında genel bilgiler vermekte, kurucularını zikrettikten sonra yorumcularını ve eserlerini anlatmakta, bu mezhep veya dinin yaygın olduğu bölgelerle birlikte temel görüşlerine ve ritüellerine değinmektedir. Pratik bilimler söz konusu olduğunda onların âletleri ve özelliklerine yer verilmektedir. Mesele kişi ve eserlere intikal ettiğinde ise önce müellifin ismi verilmekte, varsa künyesi zikredildikten sonra doğum ve ölüm tarihleri belirlenmektedir. Bu noktadan sonra İbnü’n-Nedîm, bazen konu edinilen müellifle ilgili kişisel değerlendirmelerde bulunmakta, kendisiyle görüşmüşse veya aynı asırda yaşıyorlarsa buna değinerek aralarında geçen olaylardan bahsedebilmektedir. Bu değerlendirmelerden sonra genellikle kitap isimleri verilmekte, nadiren muhtevalarına değinilerek, bazen eserler hakkında sayfa, nitelik ve diğer özellikleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunulmakta, eserin yazım tarihiyle ilgili bilgi varsa onlar da aktarılmaktadır.

Öne Çıkan Eserler

  • El-Fihrist: nşr. Rızâ Teceddüd, Tahran 1971

  • Kitâbu’l-Evsâf ve’t-Teşbîhât: Günümüze ulaşmamıştır.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu