Hayatı

Gannuşi 22 Haziran 1941 tarihinde Tunus’un Gabes vilayetine bağlı Hama Bölgesinin Gannuş köyünde çiftçi (hurma) ve mütedeyyin bir ailede dünyaya gelmiştir. Gannuşi İlkokulu bu bölgede tamamlayıp ortaokul için Gabes bölgesine geçmiştir. Bu süreçte bölgede bulunan Kuran Medresesi’nden diploma kazanmıştır. Daha sonra usûlü’d-dîn’de uzmanlaşmak amacıyla başkentte buluna Zeytûne Medresesi’ne başlamıştır. Tamamladıktan sonra Kafsa bölgesinde yaklaşık olarak iki sene öğretmenlik yapmıştır. 1964 yılında Kahire Üniversitesi’nde Ziraat okumak için Mısır’a gitmiştir. O dönemler Nasırcı görüşlere sahiptir. Kısa bir süre sonra Tunus’un içindeki bazı karışıklıklar sebebiyle Tunus büyükelçiliği Mısır’da Tunuslu öğrencilerin bulunmasını yasakladı. Bu baskı sebebiyle Gannuşi kaçak yolla Şam’a (Suriye) gitti. Burada Felsefe bölümünü tamamladı. Bu süreçte Suriye İhvânı (Müslüman Kardeşler) ile tanıştı. Burada okurken 1965 yılında altı aylığına Türkiye, Doğu Avrupa (Bulgaristan, Yugoslavya, Avusturya), Almanya ve Fransa’da bulundu. Gannuşi Türkiye’de o dönem için kimseyi tanımadığını ve Hatay İskenderun’da Arap bir ailenin yanında kaldığını belirtir. Bu se4yahat onun Nasırcı fikirleri eleştirmesine vesile oldu. Fakat bu eleştiriler tam anlamıyla İslâmi olarak nitelendirilemez. 5-10 Haziran 1967 tarihlerinde İsrail ve Araplar (Mısır, Suriye ve Ürdün) arasında gerçekleşen 6 gün savaşları sonrasında Gannuşi İslâmi söyleme sahip olmaya başladı. İslâmi söyleme sahip olmasında Seyyid Kutub, Muhammed Kutub, Ebu’l A’la el-Mevdudi, Muhammed İkbal, Malik b. Nebi, Gazali ve İbn-i Teymiyye’nin kitapları oldukça etkili olmuştur. Suriye’den mezun olduktan sonra lisansüstü eğitimini tamamlamak üzere Sorbonne Üniversitesi’ne (Fransa) gitmiş ve “Alliance Francaise” bursuyla dil eğitimi almıştır. Burada Tebliğ Cemaati ile tanışıp bu harekete dâhil olmuştur. Bu süreçte Kuzey Afrika’dan Fransa’ya göç eden kişilere vaaz vermek suretiyle tebliğ faaliyetlerine başlamıştır.

1960’ların sonlarında ülkeye dönen Raşid Gannuşi, Din İdaresi (şimdiki Din İşleri Bakanlığı) tarfından kurulan Kur’ân-ı Kerim’i Koruma Derneği faaliyetleri altında Abdulfettah Muru ve Salih Kerker ile birlikte ortaöğretimde dini dersler vermeye başladı. Bu dernekte faaliyetlerini sürdüren Raşid Gannuşi dahil 40 kişi Mornag nahiyesinde gizli bir kongre düzenler. “Kırklar Toplantısı” olarak da bilinen bu yapılanma Cemaat-ı İslâmiyye adını alır. Bu kongrede amaç, faaliyetlerin toplumsal tabana yayılmasıdır.  Bur kongrede “emir” Raşid Gannuşi, yardımcısı ise Ahmide Neyfer ve onun yardımcısı Salih Kerker seçildi. Bu toplantıyla beraber aynı zamanda “Marife” adında bir dergi çıkartılması ve fikirlerin burada yazılmasına karar verildi. 11-13 Temmuz 1979 tarihlerinde düzenlenen toplantıda daha sistemli bir hareket olma girişiminde bulunulmuştur. Bu dönem aynı zamanda “İlerici İslâmcılar” diye adlandırılacak olan grubun –ki başında Ahmide Neyfer ve Selahattin Curşi vardı- ayrılma süreciydi. Eleştirileri Cemaat-ı İslâmiyye’nin giderek İhvâncı bir yapıya bürünen bir harekete dönüşmesiydi.  Bu gizli yapılanmanın devlet tarafından keşfi 5 Aralık 1980 tarihinde gerçekleşti. Burgiba, ilk önceleri set davransa da daha sonra bir siyasi parti olarak var olmalarını talep etti.  31 Mayıs 1981 tarihinde hareket üyeleri bir toplantı yaparak parti kurma üzerine görüştü. 6 Haziran’da bir basın toplantısıyla hareketin artık bir parti olarak var olacağı ve adının da “Hizb Hareket el-İtticah el-İslâmî” (İslâmî Yöneliş hareketi Partisi) olduğu belirtildi. Fakat 12 gün sonra 18 Haziran’da parti üyeleri yasalara aykırı davrandığı gerekçesiyle tutuklanmaya başladı. Gannuşi 11 yıl hapse mahkûm edildi. 1984’te genel afla hapisten çıktı. 1987 yılında tekrar başlayan baskılar sonucunda Gannuşi evini değiştirdi ve saklanmaya başladı. 9 Nisan’da tutuklandı. 27 Eylül 1987’de ise ömür boyu hapisle cezalandırdı. Hatta Burgiba idam cezasının geri getirilmesine çalıştı. 30 Ekim 1987 tarihinde harekete ayrılan Salih Kerker radikal bir ayaklanma başlattı. Bununla beraber askeri gücünü de devreye sokmaya çalıştı fakat başarısız oldu. 7 Kasım’da dönemin Başbakanı Zeynelabidin Bin Ali Burgiba’yı devirdi. Bu devrim sessiz bir devrimdi ve “Beyaz Devrim” olarak adlandırılmıştı. Bu devrimi gerçekleştirirken bin Ali İslâmcılarla arasını iyi tutmaya çalışıyordu. 14 Mayıs 1988 tarihinde Gannuşi’nin serbest kalmasını sağladı. Gannuşi, bu aftan sonra her türlü şiddetin ortadan kaldırılmasına yönelik beyanatlarda bulundu. 2 Nisan 1989 tarihinde gerçekleştirilecek olan seçimler için hazırlıklara başlandı. Kanun gereği olarak İslâmî isimli bir partinin olmaması gerektiği için İslâmî Yöneliş hareketi Partisi seçime “Nahda Hareketi Partisi” adıyla girdi. Bazı sorunlar sebebiyle 11 Eylül 1989’da Gannuşi Cezayir’e geçti. Oradan da Sudan’a geçen Gannuşi, 1991 yılında Sudan pasaportu ile Londra’ya geçti. Aynı yıl gerçekleştirilen kongrede Gannuşi, Nahda Hareketi liderliğine seçildi. Bununla birlikte aynı yıl, Tunus mahkemelerince gıyaben ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu tarihten itibaren Gannuşi 2011 devrimine kadar Londra’da hayatını sürdürdü. Çeşitli yayın organlarında yazdığı yazılarla Tunus’taki hareket üyeleri ile bağlarını kuvvetlendirmeye çalışıyordu. 1991 yılındaki hapisler neticesinde yaklaşık otuz bin kişi hapishanedeydi. Gannuşi, bazen sürgündeki hareket üyeleriyle de yüz yüze görüşmekteydi. 1998 yılında tekrardan gıyabi olarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

14 Ocak 2011 devrimi gerçekleştirildikten sonra Gannuşi, 30 Ocak’ta ülkesine döndü. Onu büyük bir kalabalık karşılamıştı. Devrim sonrası Kurucu meclis, seçimleri önce haziranda yapmayı planladı daha sonra 23 Ekim tarihine erteledi. 23 Ekim 2011 tarihinde yapılan seçimler sonrasında Gannuşi liderliğindeki Nahda Hareketi Partisi 89/2017 sandalyeye sahip olarak birinci parti oldu. Gannuşi bu dönemde hareket liderliği dışında herhangi bir siyasi görev üstlenmedi. Hareketin genel sekreteri Hammadi Cibali başbakan oldu. Nahda Hareketi tek başına iktidar olmaktan taraf değildi. Troyka (üçlü koalisyon) hükümetini oluşturdu. Bu hükümet gerçekleştirilen iki suikast sonucu görevi 2013 yılında teknokratik hükümete devretti.  2014’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Nahda herhangi bir aday çıkarmadı. Aynı yıl yapılan parlamento seçiminde ise Nahda Partisi 69 sandalyeye sahip olarak ikinci parti konumuna düştü. Fakat Nida hareketi partisininin liderliğindeki Troyka hükümetinin içinde de yer aldı. Tüm bu süreçlerde Gannuşi, oldukça ılımlı tavırlarla yaptığı açıklamalarla dikkat çekti. En sıkıntılı süreçlerde bile oldukça soğukkanlı ve akl-ı selim hareket ederek en-Nahda Hareketi’nin Tunus tarafından benimsenmesini sağladı. Nahda Hareketi’nin bugün bu mevkilerde olmasının Gannuşi başta olmak üzere Nahda Hareketi’nin Şura meclisinin etkisi oldukça büyüktür. Gannuşi halen Tunus’ta Nahda Hareketi’nin lideri olarak hayatını sürdürmektedir. Evli bir erkek beş kız babasıdır.

Öğretisi

Gannuşi’nin çok yönlü okumaları, ilk dönemlerinde aldığı usûlü’d-dîn dersleri ve Suriye ve Fransa’daki felsefe tahsili, onu çok yönlü bir kişilik haline getirmiştir. Kâh siyasi bir mevzudan bahsederken şeriatin ince meselelerine giren, kâh hadis naklederken demokrasiden dem vuran bir üslubu vardır. Genel hatlarıyla güncel meselelere kafa yoran Gannuşi, büyük ölçüde kaynaklarını Ayet ve hadisten alır. Bu yolu, İbn Teymiyye’den öğrendiği aşikardır. Hareket içerisindeki ilişkilerde de özellikle Ebu-l Â’la el-Mevdudi ve Seyyid Kutub’tan esinlenmiştir. Hareket üyeleriyle olan ilişkilerinde Muhammed Kutub’un “Eğitim Metodu”nun izleri görülmektedir. Toplumsal ilişkiler ve sorunlara yaklaşımı da ise Malik b. Nebi ve Tahir b. Aşur’un öğretilerini yol edinmiştir.

Bununla beraber Gannuşi, nev-i şahsına münhasır önemli bir entelektüeldir. İslâmi ve toplumsal birçok mevzuyu kitaplarında konu etmiş, bugüne kadar 15 kitap ve sayısız makaleler neşretmiştir. Gannuşi, kendi tanımıyla “dindar bir ailenin çocuğu, Maliki mezhebine müntesip ve Eş’ari itikadına sahip bir Sünni”dir. Herhangi bir Hadis çalışması olmamasına rağmen hadis hafızası oldukça kuvvetlidir.

Şeriat ve Adalet

Gannuşi, Kur’ân’ın bir emirler ve nehiyler silsilesi olmaktan çok bir yaşam kitabı olarak algılar. Kur’ân’ın her emrinde ve nehyinde mutlak bir hikmetin varlığından bahseder. Dolayısıyla Şeriat dediğimiz olgunun, bir yaşam biçimi olduğunu ve bu yaşam biçiminin bir Müslüman için ideal olduğunu belirtir. Dolayısıyla Şeriatın maksadına ters düşmeyen ve adalet ve hikmeti göz önünde bulunduran her sistem/yaşama biçiminden istifade edilebilir. Bununla beraber, Şeriat, Gannuşi için yaşayan bir varlıktır. Dolayısıyla her asrın gerekliliklerine göre şekillenebilmektedir. Bu görüşüyle Gannuşi, Selefi görüşten ayrılmaktadır.

İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlükler

Gannuşi, her şeyden önce İnsan Hakları Beyannamesi’nin sınırlı ve çürük olduğunu belirtir. Çünkü, ona göre İslâm’da özgürlük, doğal hukukun ortaya çıkardığı insan tabiatından hareket etmez. Özgürlük, bir hakikatten (yaratıcı) sudur eder. Özgürlük sadece izin ve ibahadan ibaret değildir. Hürriyet, insana verilmiş bir emanettir. Mesuliyeti içinde barındırmaktadır. İnsan haklarının temelinde ise inanç yatmaktadır. Hukuk, kutsaldır ve insanüstüdür. Hak ve hukukun ihlali veya vecibelerin yerine getirilmemesi/küçümsenmesi gibi bir durum söz konusu olmaz. Hatta hak gereği İnsan kendi vücuduna bile eziyet çektiremez. İnsana değil Allah’a dayandırılan İnsan hakları her coğrafya ve kültürde geçerlilik kazanır. Bireysel haklarla kamu yararı/hakları arasında bir uyum vardır. İnsan hakları çerçevesinde inanç özgürlüğü teminat altına alınmıştır.

Demokrasi ise, sadece “insanlar arasında iktidarın el değiştirmesini düzenleme aracı”dır. Dolayısıyla geliştirilebilir, dönüştürülebilir bir olgudur. Gannuşi özellikle Müslüman toplular için Demokrasi içerisinde yer alan seçimlerin hayati olduğunu vurgular. Demokrasi, Genel siyasal, bireysel, toplumsal ve iktisadi düzenlemelerin bir parçasıdır. Tarihsel süreçteki tecrübelerle şekillenmiştir. Demokrasi hem biçim hem içerik rejimidir. Biçimsel olarak, teferruatta her toplumda farklılık gösterebilir. İçerik olarak da “insana olan değerin itirafı”dır. Gannuşi’nin demokrasiye getirdiği en önemli eleştiri, onun sadece ülke sınırları içerisinde kalmasıdır. Bununla beraber demokrasi, kötülükleri ortadan kaldıran bir olgu değil aksine gördüğümüz şekilde birçok fesatlığın da kaynağı olabilmektedir. Bu yüzden demokrasi, iyiyi (insan tasavvurunun olumlu yönleri) temel almadığında kötü sonuçlar doğurabilmektedir. Gannuşi, demokrasi konusunda Malik b. Nebi’den oldukça etkilenmiştir.

İslam Düşünürleri

Devlet ve Devlet Başkanı

Gannuşi, İslâm’da devlet yönetiminin bir zorunluluk olduğunu belirterek bunun, toplumsal bir gereklilik olduğuna da vurgu yapar. İslâm, hayatın tamamını kuşatan bir sistemdir. Bununla beraber zaruret durumu, onu, İslâm’ın bir parçası haline getirmez. Zira iktidarın ikamesine yönelik doğrudan bir emir söz konusu değildir. İktidar, adaletin ikamesi için vardır. Adalet tesisinde İslâmî kanun uygulanırsa o vakit İslâmî bir yönetimden bahsedilebilir. Aksi taktirde otorite, gayrı İslâmî olur. Bu noktada hükümet, dinin koruyucusudur. İslâm devleti ise toplumsal yapı oluşturmak için gereklidir. Bu minvalde Medine vesikası önemli bir vatandaşlık sözleşmesi olup, Medine’de kurulmuş olan İslam devleti en ideal İslâm devleti olarak tanımlanabilir.

Gannuşi’ye göre Batı devleti iki temel ilkeye dayanır: Kanunun üstünlüğü ve egemenliğin halka ait olması. İslâm Devleti ise daha farklı iki ilkeye dayanır: Nass ve Şura. Nass, hukukiliğin temeldir. Teşri’ (yasama) yetkisi Allah’a ait olup mübahlar konusunda ve zanni hükümlerde bu görev değişik mekan ve zamanlarda değişik kişilerce veya kurumlarca yerine getirilmektedir. Devlet başkanının seçilebilmesi için İslâmi demokratik yönetim şarttır. Bu yönetim gerçekleştirildiğinde ümmet, başkanını şu üç gruptan seçebilmektedir.

1- Fetva ve Nass’lardan hüküm çıkarmada ve verdikleri fetvalarda sözlerine güvenilen müçtehid fakihler

2- Kamu hizmetlerinde tecrübe sahibi olanlar

3- İnsanlar arasında aile/kabile liderleri veya sivil toplum kuruluşlarının liderleri gibi az veya çok liderlik payesine sahip olanlar.

Bunlara ehlu’l-hal ve’l-akd denir. Devlet başkanı Müslüman, alim, adil, baliğ, kifayetli, olmak zorundadır. Devlet başkanı, ulema ve rey sahipleriyle sıkça istişare etmeli, halka karşı tevazu sahibi olmalı ümmete karşı şefkatli ve merhametli olmalı, kişisel intikam ve kin gibi nefsin kötü özelliklerinden arınmalı, vaatlerinde ve sözlerinde sadık olmalı, kendini halktan gizlememeli, zühd sahibi olmalı ve devletin anayasasına uyma konusunda ideal örnek olmalıdır.

Toplumsal Yaşam

Gannuşi, bütün İslâm âlimleri gibi toplumsal hayatın en ideal düzenleyicisinin şeriat olduğu kanaatindedir. Bu noktada kadının toplumsal yaşamdaki yerine dair önemli tespitlerde bulunmuştur. Gannuşi’e göre "bir arada bulunmak" ifadesi ile kadın ve erkeğin İslâmî ahlâk ve terbiye kurallarına uygun bir şekilde, eğitim ya da toplumsal işleri yürütme amacıyla bir çatı altında birlikte bulunmaları; okulda, mecliste, davet ve irşat toplantısında, mescitte, sivil toplum kuruluşunda, protesto gösterisinde vb. birlikte hareket etmesi ise o zaman bu tür bir birlikteliği haram saymak doğru değildir". Özellikle Gannuşi’nin –Hasan et-Turabi etkisiyle- Sudan tecrübesi kadının toplumsal ve siyasal hareketlerde ne derece önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Ona göre bu zamana kadar İslâmi hareketler kadın konusunu ihmal etmişlerdir. Kadın kamusal alana nasıl dahil edilecek? Yol oldukça basit: Kadınlar erkeklerle birlikte, İslâmi ahlâk kurallarına uygun bir şekilde, tedirginlik veya aşağılanma hissini yaşamadan onlara kamusal alanda çalışmalarına olanak tanımak. Bu erkek için bazı sorumlulukları beraberinde getirir. Erkek, kadının, kendini ifade etmesine olanak tanıyacak. Kadın özgüvenini geliştirecek. Kadınlara yönelik olan İslâmi eğitim erkeklerinkinden farklı olmalıdır. Kadının toplumsal konumunu iyileştirmek ve onu dışlanma korkusuna mahkum etmemek gerekir. Tüm dünyada var olan kadın hareketlerinin iyi irdelenmesi gerekir. Kadınların lider olabilmesine imkan tanımak, gerekirse teşvik etmek önemlidir.

Bununla beraber gençlerin modern eğitimin yanı sıra din eğitimine de tabi tutulmaları gerektiğini belirtir. Devletin ve toplumun inşasının vazgeçilmez unsurları olan gençler özellikle İslâmî hareketlerin vazgeçilmez kişileridirler. Tunus’ta gerçekleştirilen devrimde (2011) en büyük pay sahibi gençlerdir. Gençler yetiştirilirken adem-i merkeziyetçi programlar oluşturulmalıdır.

İslâmî Hareket

Gannuşi’de İslâmî Hareket öğretisi metot olarak Pakistan’daki tebliğ cemaatine, yapısal olarak da Mısır’daki Müslüman Kardeşler hareketine yakın bir çizgi izlemektedir. Bununla birlikte İslâmî hareketin birincil amacının İslâmî yaşamı yeryüzüne yaymak olarak belirtmektedir. İslâmî harekette tıpkı İslâmî devlette olduğu gibi şura hâkim olmalıdır. Üyelerin ilmî taliminin yanı sıra kültürel eğitimi de oldukça önemlidir. İslâmî hareket önce kendi bulunduğu ülkede, daha sonra kendi coğrafyasında ve nihayet tüm dünyada ümmet bilincini hâkim kılma çabasında olmalıdır.  İslâmî hareket içerisindeki yapılanma seçim ile belirlenmelidir. İslâmî hareketin her bir ferdi İslâmî Hareketin bir modeli konumundadır. Bu yüzden bütün hayatında belirli İslâmî ilkelere sahip olmalıdır. İslâmî harekette kadına da en az erkekler kadar önem ve yer verilmelidir. İslâmî hareket siyasetten çok kültürel faaliyetlere ağırlık vermelidir. İslâmî hareket, daima adaleti öncelemeli, tüm dünyada mazlumların yanında yer almalıdır.

Öne Çıkan Eserleri

  • Tarikina İlal-Hazara.

  • Nahnu vel-Ğarb.

  • Hakk el-İhtilaf ve Vacib Vıhde es-Saff. 

  • el-Kaziyye el-Filistiniyye fi Müfterik et-Turuk: Çev. Lütfullah Bender, Filistin Sorunu ve FKÖ, Bir Yayınları, 1988.

  • el-Mer’a Beyne el-Kur’ân ve Vakı’ el-Muslimin: Merkez el-Magharibi lil-Buhus vet-Tercüme, Londra 2000; Kur’ân ve Yaşam Arasında Kadın, Mana Yayınları, İstanbul 2011.

  • Hukuk el-Muvatıne: Hukuk Ğayr el-Muslim fil-Müctema’ el-İslâmi: el-Ma’hed el-Alemi lil-Fikr el-İslâmi, Herndon 1993.

  • el-Hurriyat el-Âmme fil-Devlet el-İslâmiyye: Merkez Drasat el-Vihde el-Arabiyye, Beyrut 1993; İslâm Devletinde Kamusal Özgürlükler, çev. Osman Tunç, Mana Yayınları, 2013.

  • el-Kader ‘inda İbn Teymiyye: Merkez er-Raye lil-Tenmiyye el-Fikriyye, Cidde 1999.

  • Mukarabat fil-İ’lmaniyye vel-Müctema’ el-Medeni: Merkez El-Magharibi lil-Buhus vet-Tercüme, Londra 1999; Laiklik ve Sivil Toplum, çev. Gülşen Topçu, Mana Yayınları, 2010.

  • el-Hareket el-İslâmiyye ve Mes’ele et-Tağyir: Merkez El-Magharibi lil-Buhus vet-Tercüme, Londra 2002.

  • Min Tecribe el-Hareke el-İslâmiyye fi Tunis: Dar el-Müctehid lil-Neşr vet-Tevzi’, Tunus 2001.

  • el-Vasatiyye el-Siyasiyye i’ndel-İmâm Yûsuf el-Kardavi: Merkez en-Nakıd E-Sakafi, Şam 2009.

  • Mesira es-Sahve el-İslâmiyye: Merkez er-Raye lil-Tenmiyye el-Fikriyye, Cidde 2005.

  • ed-Demokratiyye vel-Hukuk el-İnsan fil-İslâm: ed-Dar el-Arabiyye lil-Ulum ve Naşirun, Beyrut 2012.

  • İrhasat Es-Sevra. 

  • el-Minber: Hutub Cum’a ba’del-Sevra.

  • el-Hareke el-İslâmiyye vet-Tahdis: Dar el-Ciyl, Beyrut 2009.

  • Efkar Er-Revvad: Der el-Ümme, Cezayir 2011.

  • el-İslâm vet-Tatarruf ed-Dini: eş-Şuruk ed-Devliyye, Kahire 2011.

  • Tecribe Nidal: Müessese Zeyn el-Maani, Dubai 2011.

  • Hareke İmam Humeyni ve Hayat İslâm: Raşid el-Gannuşi, İntişarat İttila’at, Tahran 1994.

Kaynak: İslam Düşünce Atlası
Dijital Yapım: MÜSİDER ve TV5 Televizyonu