Dünyadaki en nadir genetik hastalıklardan biri olan Gaucher teşhisiyle henüz çocuk yaşta tanışan Akyürek için doktorlar “3 yaşında ölür”, “7 yaşına kadar yaşar”, “12’yi göremeyebilir” demişti. Ancak o, hastalığına rağmen hayata tutundu; en büyük hayali olan “yazarlık” için gençliğini kitaplara adadı. Gündelik işlerde çalışarak kazandığı parayla kitaplar aldı, kendini geliştirdi. Felç kaldığı dönemlerde bile duvara bakmak yerine okumayı seçti; binlerce kitap bitirdi.
Henüz 17 yaşındayken dönemin tanınmış bir gazeteci-yazarına gidip “Ben yazar olmak istiyorum” dediğini aktaran yeğeni, o gün kendisine verilen boş bir sayfa ve “Duvar hakkında yaz” ödeviyle başlayan yolculuğun, “Sakın yazmayı bırakma, iyi bir yazar olacaksın” sözleriyle taçlandığını belirtti.
Felçli kaldığı dönemde bile umutsuzluğa kapılmamasının arkasında bu inancın yattığını ifade etti.
Gaucher hastalığının kemiklerde ciddi zayıflığa yol açtığını, Akyürek’in kemiklerinin durup dururken kırıldığını anlatan yeğeni, buna rağmen onun koltuk değnekleri ve yıllardır üzerinden çıkarmadığı kahverengi montuyla üniversite üniversite dolaştığını, öğrenci yurtlarında kaldığını ve gençlerle sabahlara kadar sohbet ettiğini vurguladı.
Bekir Develi’nin programında söylediği “Ümit edip yıkılmaktan yoruldum, ben ümit yorgunuyum” sözlerini hatırlatan yeğeni, bu ifadenin bir mecaz olmadığını; dizlerinin gerçekten kırıldığını, ancak yine de ümidini kaybetmediğini dile getirdi.
Yazarlık atölyeleri kurarak genç kalemler yetiştirmeye çalışan Akyürek’in, edebiyat dünyasına yönelik eleştirilerini de açıkça dile getirdiği belirtildi. “Yılgın Türkler”, “Zamanın Efendisi”, “İçinizdeki Öküze Oha Deyin” ve “Mavi Marmara Risalesi” gibi eserleriyle geniş bir okur kitlesine ulaşan yazarın, özellikle kişisel gelişim sektörüne yönelik eleştirel yaklaşımıyla dikkat çektiği ifade edildi. “Güne kazanmak ya da kaybetmek için değil, helal ya da haram olarak başlamalıyız” sözünün onun hayat anlayışını özetlediği kaydedildi.
Genetik hastalığının ilerleyen yıllarda kemik iliğini baskılayarak lösemiye yol açtığını belirten yeğeni, Akyürek’in yaklaşık 3-4 yıldır kanser tedavisi gördüğünü, kemoterapi sürecinde ve akciğerlerinde biriken sıvı nedeniyle oksijene bağlı yaşadığı dönemlerde dahi yazmaya devam ettiğini aktardı. En büyük projesi olan “Satılık Adam” romanı üzerinde 25 yıl çalıştığını ve bu eseri Türk edebiyatında yüksek bir çıta hedefiyle kaleme aldığını söyledi.
Akyürek’in hastalığını uzun süre gizlediğini ve birçok kişiye dönüş yapamadığı için “hakkınızı helal edin” mesajı iletildiğini belirten yeğeni, TRT’deki son programında söylediği “Ölünce geriye bizden bir kelime kalmalı” sözünü hatırlattı.
Paylaşımını “Ondan geriye bir kelime kaldı: Güzel adam” ifadeleriyle tamamlayan yeğeni, dayısının mütevazılığı, cesareti ve kalemiyle birçok insanın hayatına dokunduğunu vurguladı.
Bülent Akyürek'e doğduğu ilk yıllarda dünyadaki en nadir genetik hastalıklardan birinin teşhisi konuldu. 'gaucher'
— Bülent Akyürek (@bulentakyurek) February 10, 2026
Doktorlar 3 yaşında ölür,7 yaşına kadar yaşar ,12 yaşını görmeyebilir derken o hastalığını önemsemeden ümit etmeyi bırakmadan, bir hayalin peşinde "yazar" olabilmek



