Orta Doğu’da yıllardır süregelen çatışmalar ve vekalet savaşları, küresel güçlerin ve bölgesel aktörlerin çıkarları doğrultusunda şekillenmeye devam ediyor. Son dönemde Yemen’de tırmanan gerilim ve Suudi Arabistan ile Husiler (Ensarullah) arasında yaşanan karşılıklı hamleler, Batı medyasının ve uluslararası kurumların çifte standartlı yaklaşımını bir kez daha gözler önüne serdi.

Olayların başlangıç noktası ve arka planı görmezden gelinerek yürütülen algı operasyonları, bölgedeki asıl stratejik planların üzerini örtmeyi hedefliyor.

Saldıran kim, savunan kim? Uluslararası anlatının çifte standardı

Saha gerçekleri incelediğinde, gerilimi tırmandıran ilk hamlelerin Suudi Arabistan koalisyonu tarafından atıldığı görülüyor. Husilerin kontrolündeki bölgelerde yer alan havalimanları, lojistik merkezler ve hatta sivil altyapılar ile hastaneler yoğun hava bombardımanlarına maruz kaldı.

Ancak Birleşmiş Milletler (BM) ve Batılı aktörler, Suudi Arabistan’ın altyapıyı hedef alan bu ağır saldırılarını görmezden gelirken; Husilerin bu saldırılara yanıt olarak gerçekleştirdiği misilleme ve savunma harekatlarını doğrudan "saldırganlık" ve "insanlık dışı eylem" olarak nitelendiriyor. Gazze’de yaşanan insani dramda takınılan taraflı tutum, Yemen söz konusu olduğunda da birebir tekrarlanıyor.

İsrail-ABD ekseni ve Yemen stratejisi

Yemen’de yaşananların arkasındaki stratejik akıl incelendiğinde, sürecin yalnızca Suudi Arabistan ile Husiler arasında kısıtlı kalmadığı anlaşılıyor.

Suudi Arabistan’ın sahaya sürülmesi

ABD’nin bölgesel stratejileri ve İsrail’in güvenlik öncelikleri doğrultusunda Suudi Arabistan, Husilerin askerî ve lojistik kapasitesini imha etmek üzere harekete geçirildi.

Lübnan modeli Yemen’de

Lübnan’da Hizbullah’ı işlevsizleştirmek ve denklem dışı bırakmak için uygulanan senaryonun benzeri, Yemen’de Husilere karşı devreye sokuldu.

Hatta Suudi Arabistan topraklarına yönelik gerçekleşen bazı karmaşık saldırıların arkasında doğrudan Husilerin mi, yoksa provokasyon amaçlı üçüncü taraf aktörlerin mi olduğu sorusu geçerliliğini koruyor. Bölgesel güvenlik mimarisi adı altında atılan adımların (örneğin; Mekke Savunma Antlaşması gibi girişimlerin) temel amacının, Direniş Ekseni olarak adlandırılan İran destekli grupları tasfiye etmek olduğu gün yüzüne çıkıyor.

Bölgesel ittifaklar ve medya algısı

Türkiye’deki bazı yayın organlarının ve yandaş medyanın da Batı merkezli anlatım üzerinden haber yapması, sahadaki gerçeklerin kamuoyuna çarpıtılarak aktarılmasına yol açıyor.

İşgalci İsrail’in güvenliğini merkeze alan bu büyük plan doğrultusunda; ABD, İsrail ve bölgedeki müttefikleri üzerinden İran’ın nüfuz alanını daraltmak ve İsrail’e tehdit oluşturabilecek tüm aktörleri ortadan kaldırmak hedefleniyor.

Husilerin bulunduğu bölgelerde uygulanan ağır bombardımanlar ve insani ablukalar, tıpkı Gazze’de olduğu gibi sivil halkı ve çocukları doğrudan etkiliyor.

Siyonist İsrailli askerler, Gazze Şeridi'nde sivillerin bulunduğu binaları bombalama talimatı aldıklarını itiraf etti
Siyonist İsrailli askerler, Gazze Şeridi'nde sivillerin bulunduğu binaları bombalama talimatı aldıklarını itiraf etti
İçeriği Görüntüle

Müslüman coğrafyasındaki aktörlerin küresel güçlerin stratejik hesaplarına dahil edilmesi, bölgedeki insani krizleri ve vekalet savaşlarını derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Yemen’de yaşananlar, uluslararası sistemin ve medya düzeninin tarafsızlık söyleminin arkasına sakladığı çifte standardın en somut örneklerinden biri olarak duruyor.

ÖZEL HABER